- Modernizme Başkaldırı: Post-modernizmin Genel Söylemleri
Sıklıkla duyduğumuz modern kelimesinin ilk kullanım amacı, Hristiyanlık öncesi ve sonrası dönemi belirtmek için kullanılmıştır. Daha sonra Aydınlanma sonrası dönemi belirtmek için kullanılmaya başlar.
Postmodernizmi belli bir ölçüde anlayabilmek için modernizmin anlaşılması gereklidir. Postmodernizm ister modernizmin devamı olsun isterse onun karşıtı her halükârda modernizmin getirdiklerini yapı bozumuna (İng: “deconstruction”) uğratır; diğer bir deyişle sorunsallaştırır.
Aydınlanma sonucunda ortaya çıkmış olan modernizmin en önemli dayanağı akılcılık (İng: “rationalism”) olmuştur. Bilim, felsefe, sanat, teoloji vd. alanlar ayrılarak uzmanlaşmalar ortaya çıkmıştır. Modernizm de tek bir gerçeklik vardır ve o gerçekliğe ulaşılabilmek için tek aday bilimdir. İster doğa bilimleri isterse sosyal bilimler olsun evrensel olarak dünya kurulabilir. Bu söyleme göre akıl sayesinde her sorunun cevabı verilir ve zaman ilerledikçe gerçeğe daha da ulaşılır. Hukuk, ahlak ve etik evrensel olarak kurulabilir. Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın evrensel ve tek tip bir ahlaka ulaşılacağına olan iyimserlik vardır.
Bu durumun sonucuna göre insanların değişmez olan özleri vardır. Rasyonellik bu özün ortaya çıkarılmasında en önemli bir yöntemdir. Modernizm de evrensellik iddiası olduğu için doğrudan ya da dolaylı olarak ve iyimser yaklaşımlarıyla birlikte insanlığın akıl sayesinde eşitlikçi, özgürlükçü, ilerici olarak sürekli bir sıçrama şeklinde gideceğini belirtir. Bu sayede ortaya büyük anlatılar (meta narrative) çıkarak sosyal yapıyı dönüştürme görevini üstlenir. Örneğin Karl Marks’ın “bugüne kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” söylemi bir büyük anlatıdır. Burada söylenen “bütün toplumların” ifadesi evrensel, genelleyici ve her şeyi sınıf ilişkisine indirgeme, modernizm ve dolaylı olarak evrensellik iddiasında olan Marksizm, feminizm, hümanizm vd. anlatıları kapsamaktadır.
Modernizmin geçmiş dönemlerden ayrılmasının belli başlı kriterleri vardır. Hızlı değişim, ilerlemecilik, geçmişe olumsuz bakma, kendine özgü kurumsal ve büyük yapılar, ulus devletçilik, partiler, milliyetçilik, kültürel homojenlik, determinizm, metalaşma, modernizmin belirgin unsurlarıdır. Modernizmin insanın özünü rasyonalite sayesinde bulma söylemi çelişkili olduğundan eleştirilir. Modernizm ve ortaya çıkan mantıksal pozitivizmin metafiziği dışlamasına karşılık, metafizik bir söylem olan “özü bulma” iddiasına Friedrich Nietzsche, bunun metafizik olduğunu, mitostan öteye geçemeyeceğini söyleyerek modernizmin bu yönünü eleştirir. Modernizm de homojenlik ön plandadır. Farklılıklar ve çoğulculuk önemsizdir. Ulus devleti temsil eden modernizm de milliyetçilik ve belirgin sınırlar ön plandadır. Hiyerarşi yani düzenin belli bir merkezden kontrolü sağlanır. Büyük anlatılar, kurumlar ve partiler sosyal olanı dizginleyerek kontrol altına alır ve bu sayede belli merkezlerde hiyerarşi kurulmuş olur.
Modernizm skolastik düşünceye ve dine karşıt bir pozisyonda durmuştur. Ancak toplumların dini terk ettikten sonra onun bir olguyla doldurulması gerekir. Dinlerdeki hakikate ulaşma amacını modernizm de bilim almıştır. Bilim ile birlikte milli kimliğin vurgulanmasıyla ve milliyetçilik gibi dinin yerini alması gereken olgular güçlü bir şekilde etkisini göstermiştir. Birleşmiş kimlik anlayışı sayesinde insanları bir arada tutma hedeflenir. Modernizm de benlik/özne merkezdir. Parçalı değildir çünkü bu durum dağılmayı ve karmaşaya sebep olabilir. Buradaki öznenin merkez olması ve birleştirici unsuru yaşamın içerisindeki çoklu renklere diğer bir deyişle farklılıkların silikleşmesine neden olur. Düalizmle birlikte ortaya çıkan ikili yapılar, örneğin; kadın- erkek; iyi-kötü; güzel-çirkin; ahlaklı-ahlaksız; bilgili-bilgisiz; ilerici-gerici; saygılı-saygısız gibi ikili yapılar mekâna yansıtılarak bu ikili durumun dışında kalan olgular dışlanır. Erkek-kadın dışında kimlik ret edilir. Görünüş itibariyle erkek ve kadına benzetilemeyen bireyler her yerde dışlanırlar. Bu sebeple çoğulculuk, modernizm ve onun yansıması olan ulus devletler için tehlikelidir.
Modernizmde determinist yasalar yaygındır. Evren, canlılar ve insan deterministtik yasalar tarafından belirlenmiştir. Deterministtik yasalar, nedensellik ilişkisiyle birlikte yoğun olarak kullanılır. 19. yüzyılda birçok deterministtik kuramlar ortaya çıkmıştır. Sosyal darwinizm, çevresel determinizm, sosyolojizm, biyolojizm, tarihselcilik ve bunlara ilaveten fizikte ortaya çıkan determinist evren modeli, yaygın görüş olmuştur. Determinist evren modelini ortaya çıkaran büyük dahi Isaac Newton, belki istemeden de olsa Hristiyanlığa büyük darbe vurmuştur. Çünkü Hristiyanlık anlayışında irade tanrının inisiyatifinde olduğu için evren makine gibi işleyen bir sistem olamaz. Ancak yaygın kanının aksine Newton, tam anlamıyla makine gibi çalışan bir evren modeli sunmamıştır. Modernizmin ortaya sunduğu bilimin dayanakları, günümüzdeki bilimi tam anlamıyla ortaya çıkaran ve kendi yaşadığı çağda yaygın olan sihircilik, büyücülük gibi yaygın görüşlerden bilimle sıyırmış Newton’un attığı temelin üzerine inşa edilmiştir. Determinizm sebebiyle postmodern düşünce determinist modelin karşısına sosyal olanla ilgili intederminizmi getirir. Doğa bilimlerinde determinist yasaların ortaya çıkarılmasıyla, özellikle 19. yüzyılda sosyal yapı ile ilgili birçok determinist/belirlenimci kuramlar ortaya çıkmıştır.
2.1. Post-modernizm ve Bilim İlişkisi
Modernizm, sanayi devrimi ve makineler ile temsil edilir. Sanayi devrimiyle ortaya çıkan teknoloji sayesinde daha refah bir yaşam alanı ortaya çıkmıştır. Maddiyat daha ön planda olup maneviyat daha ikincil planda kalır. Teknoloji sayesinde kolaylaşan yaşam, sosyal yaşamda başlayan büyük dönüşüm insanı da değiştirmiştir. Bu sebeple, Friedrich Nietzsche ve Martin Heidegger bilime ve teknolojiye kuşkuyla bakar. Heidegger daha da ileri giderek teknolojinin insanı robotlaştırdığını söyleyerek sanatı yüceltir. Büyük düşünür Friedrich Nietzsche’de aynı şekilde sanatı yücelterek onun iyi ve kötü gibi kavramları aşabileceğine inanır. Bilim ile ilgili şunları söyler:
Bilimin nihai gayelere uygun izanı yoktur.
Nietzsche’ye göre bilim “nasıl” sorusuna cevap verebilmektedir ancak “neden”i açıklayamamaktadır. Bilimin sınırı olduğu söylenen Nietzsche, dinin yerine bilimin getirilmeye çalışıldığını ancak bilimin neden sorusuna cevap veremediği için bu konuda eksik kaldığını söyler.
Kıta felsefecileri ve bazı postmodernistlerin pozitif bilime sert muhalefetleri vardır. Ancak muhalefet edilirken bilim değil, bilimcilik (İng: “scienticism”) üzerinden eleştiri getirirler. Bilimcilik, bilimden farklıdır. Bilimin gerçeğe ulaşabilecek tek görüş olduğunu ve biliminde paradigması olan pozitivizm sayesinde kanıtlanamayan her şeyi reddedip sadece gözlem deneye ait olanları kabul etme anlayışıdır. 19. yüzyılda yaygınlaşmaya başlayan felsefi bir akımdır. Postmodernistlerin kullandığı bilimcilik sözü aşağılama anlamında kullanılır. Postmodern anlayışa getirilen eleştirilerden en önemlisi ise pozitif bileme karşı olumsuz tutumları olduğudur.
Peki postmodernistler bilim düşmanı mıdır? Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü “tüm postmodernistler bilim karşıtıdır” söylemi genelleme hatasına düşmek için bir neden olacaktır. Postmodernizm eleştirilirken bu hatalar sık sık yapılmaktadır. Bu durumun sebeplerinden bir tanesi ise postmodernistlerin dilinin ağır olması ve anlatımlarının kapalı olmasıdır. Postmodern anlayış bir ideoloji değildir. Böyle bir iddiası olmadığı gibi, ideoloji karşıtıdır. Postmodern anlayışı modernizm üzerinden temellendirdiğimizde, modernizm de olduğu gibi postmodernizm de bilime olan karşıtlık sorunlu olacaktır.
Postmodern düşünce yapısı bilime değil, modernizmin bilime verdiği rolün aşırılığını eleştirdiğini söyler. Buradan hareketle biliminde bir ideoloji olduğunu ve politikayla iç içe olduğunu savunur. Ayrıca bilimin toplumlarda güçlü bir etkisi olduğu için güç merkezlerinin bilimi kullanarak, bilimsel söylemlerle olgularını kabul ettirmesini eleştirirler. Çünkü bilim insanlarına getirilen “mutlak objektif” söylemi bilimi diğer tüm insanın bilgiye ulaşmadaki aracılarından ayırıp bilimi içinden sıyırdığını ve gücü elinde tutanlar için harika bir söylem olduğunu düşünürler. Postmodernizmin, pozitivist bilim anlayışına olan kuşkusu, “bilim düşmanı” gibi kolayca hedef gösterilmiştir. Ancak bu söylemleri bir nebzede olsa anlayabilmek için 20. yüzyıldan başlayarak ilk yarısına kadar olan süreçte yaşanan birçok felaketler modernizmin tüm getirdiklerine ve dolaylı olarak da bu bilim anlayışına yansımıştır. Nazilerin bilimi kötüye kullanarak yarattığı felaket ve zorla ötenazi, öjeni gibi bilimle iç içe geçirilen uygulamalar ve birçok politik akımın bilimden beslenmesi düşünüldüğünde postmodernist anlayışın tepkisini anlayabiliriz.
Postmodern anlayışa “Bilim doğadaki fenomenlere karşılık gelmektedir ve ideolojilerden bağımsızdır.” şeklinde bir karşılık verilirse, postmodern düşüncenin buna bir itirazı olmayacaktır. Ancak bu durum, bilimin kullanılmasının engellenemeyeceğini, nasıl sorusuna cevap verse de bilime neden sorusunun da cevap verdirilmeye çalışıldığı eleştirilerini sunarlar. Bu yüzden tarihi ve çıkış noktası karışık olduğu gibi kapalı anlatımları olan postmodern düşünürleri tam anlamadan bir iki örnek getirilerek tüm postmodernistler “bilim düşmanı” söylemi hatalı olabilir.
Bu hatalar, yukarıda belirttiğimiz gibi postmodernizmi ideolojiye indirgeme hatasıdır. Modernizm ile karşılıklı değerlendirildiğinde modernizmin bilim, felsefe, sanat, edebiyata biçtiği role göre değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Postmodernistlerin bilime karşıtlığını savunabilmek için iki düşünür örnek getirilir. Bunlar, Friedrich Nietzsche ve Martin Heidegger’dir. Postmodern düşüncenin bu iki düşünürden önemli oranda yararlandığı yadsınamaz; fakat her iki düşürün bilim ile ilgili görüşlerini her postmodern düşünürün benimsediğini söylemek hata olacaktır. Ancak her halükârda, genelleme yapmak istemesek de en azından bazı postmodernistlerin pozitif bilimlere olan uzaklığı bazı düşünürlerin söylemlerine yansımaktadır. David E. Cooper, Modern European Philosophy (Modern Avrupa Felsefesi) çalışmasında şunlardan bahseder:
(20. yüzyılın başında) Avrupa’da “bilimciliğe” karşı popüler bir felsefi tepki, tamamen bilimin çalışma alanına giriyor görünebilecek konularda bile— [zamanın, uzayın] ve nedenselliğin incelenmesi gibi— bilimin doğruları ortaya çıkarma iddialarına karşı direkt cepheden hücumda bulunmak biçimini almıştı. Bilimin “doğruları” olsa olsa kısmi ve görece idi ve daha “mutlak” bilgi istiyorsak, sezgi veya hissetme gibi rasyonellik -dışı bir melekeyi (faculty) harekete geçirmeliydik.
Prof. Dr. Erdinç Sayan tarafından yapılan bu alıntıda Cooper, analitik felsefecisi olup kıta felsefesinin bazı isimlerinin bilime karşı tutumlarını incelemektedir. Kıta felsefesi ve postmodernizm arasındaki ilişkinin yakınlığı sebebiyle paylaşılmıştır. Postmodernizm, kıta felsefesinin bir alt basamağı gibi düşünülebilir. Postmodernistlerin “bilimciliğe” sert eleştirileri ve postmodernistleri eleştirenlerin “bilim karşıtları” söylemleri uzun zamandır çatışma konusu olmuştur.











