Türkü Söyler Gibi

HomeManşet Haberler

Türkü Söyler Gibi

Dönemin devrimci potansiyelinin ve kadrolarının ne kadar içten ve samimi olduklarını ve de kendi iç dünyalarında bir o kadar da gelgitler yaşadıklarını/yaşayabileceklerini Ertekin nezdinde görmemizi sağlıyor.

TÜRKÜ SÖYLER GİBİYDİ

Sanki birkaç asır gibi… Artık yüreklerde o zamanlar kopan fırtınalar kopmuyor. O fırtınalar ki, günlerce yemekten içmekten kesen, çamurlu sokaklar içinde bata çıka özgürlük yokuşuna sürükleyen, kasırgaların ortasına atıp devrimin kıyısında dinlendiren… Belki anlatınca şimdiki gençlere masal gibi geliyor… Ama yaşanılan o günler, evde bekleyenlerin gözyaşlarının sabır, sabırlarının da gözyaşı olduğu, özgürlüğe ve eşitliğe duyulan özlemin bir an önce kavuşulması gereken bir aşka evirildiği ve bu uğurda ölümü göze almanın… Ve bu uğurda ölmenin bile anlamını yitirip basite dönüştüğü günler… Tüm inanılmazlığı ancak çarpıcılığıyla, tümüyle gerçek günler… Ve o günlerde üzerine görünmeyen camdan bir kafes geçirilerek hapsedilmiş bir ülkenin cenderesinde kimimiz köleleştirildik. Kimimiz işkence hanelerde çürütüldük. Kimimiz benliğimizi kaybettik. Kimimiz sistem dışına itildik. Kimimiz de sürgün edildik. Ve çoğumuz da yenildik… Kimimiz ise kendimize yenildik. Kimimiz yenilmedik… Yine de denedik… Çünkü o günler biz gelecektik… Gelecek bizdik… Ve bugün o günleri elimizden geldiğince yeni nesillere aktarmaya çalışıyoruz. Samuel Beckett’ın dediği gibi, “Hep denedin hep yenildin. Olsun gene dene gene yenil. Daha iyi yenil.”
 
Son dönemde o günlere ilişkin söyleşiler, sözlü tarih anlatımları ve anı yazımı gibi “arşiv” denilebilecek üretimler bir hayli ortaya çıkmaktadır. Ancak İlyas Zeki Kutlu bu tür çalışmalardan farklı olarak, dönemi “Türkü Söyler Gibi,” anıroman tarzıyla edebiyat çerçevesinde tarihe ve okuyucuya aktarmada başarılı bir çalışma gerçekleştirmiş.
Kitabın, 1970’ten itibaren başlayan sosyal, kültürel ve siyasal gelişmelerin topluma yansımasının ilişki ve çelişkileriyle anlaşılabilmesi açısından okunup değerlendirmesi önem arz ediyor. Dönemin devrimci potansiyelinin ve kadrolarının ne kadar içten ve samimi olduklarını ve de kendi iç dünyalarında bir o kadar da gelgitler yaşadıklarını/yaşayabileceklerini Ertekin nezdinde görmemizi sağlıyor.
Romanın kahramanlarından Salih ve Süleyman gecekondu örgütlenmesinde özverili ve amatörce bir çalışma yürütürken aynı zamanda nasıl ustalaştıklarını da zaman içerisinde görebiliyor okuyucu. Ve daha önce ciddi bir deneyimleri olmamasına rağmen, hayatın gidişatının dayatması sonucunda seyislerin ekonomik, sosyal ve demokratik hakları için Hipodrom grevini örgütlenme çalışmasına girerler. Bu konuda Seyis Ali’nin de çaba ve desteğiyle bir anlamda doğrudan demokrasiyi uygulayarak Seyislerin kendi grevlerini örgütlemelerinde etkili olurlar.
Kitap aynı zamanda dönemin aşk sevgi gibi konularına tereddütlü bakış ve yaklaşımlarını da ortaya koyuyor. Bunda dönemin sorunlarının etkisi de kendini gösteriyor. Ertekin’in Selma ile ilişkisinde ya da Salih ile Arzu ilişkisinde bu durumu yazar çok net bir şekilde ortaya koymuş.

Süleyman’ın kurulan pusuda faşistler tarafından katledilmesi ise Salih için şok olur. Bundan dolayı da yazar kitabına şu notu düşer: “Eylül evet. Eylüldeyiz şimdi. Ayın da on biri.”

Son bir çabayla başını çevirip gözlerini açarak Salih’e bakan Süleyman, sanki son cümlesinin olduğu bilinciyle; ”Biz yaşadık mı Salih?” dedi. Tek tek sözcükleri heceleyerek.”

Gözlerinin son kez buluşmasında haykırarak yanıtladı Salih, Süleyman’ın artık kendisini duyamadığını anlamadan.
“Yaşadık elbette dostum. Elbette yaşadık biz. Ve yaşıyoruz. Ve yaşayacağız. Hem de her zaman onurumuzla.”

Artık ne Süleyman’ın sorduklarının bir anlamı vardı ne de Salih’in yanıtlarının.

Son kez, bir askeri cemsenin kasasında, Süleyman’ın grileşen yüzüne bakarken yineledi Salih.

“Yaşayacağız dostum. Yaşayacağız hep. Bedenlerimiz bizi terk etse de!”

Roman o günlerin gerçeğini bugünlere taşıyor. Ve Türkiye’nin belki de şu an o günlere ihtiyacı var. “Gerçeği söyleyen herkese ihtiyacı var.”
Amerikan sivil haklar örgütçüsü ve sosyalist Ella Baker’ın dediği gibi, “Işığı yak ve insanlar yolu bulacaktır.”
İlyas Zeki Kutlu, “Türkü Söyler Gibi,” bir ışık yakmaya çalışıyor. Umarız yaktığı ışık tüm ülkeyi kaplar.
Not: Kitap SU YAYINEVİ’NDEN / 02.02.2011 yılında çıkmıştır. 

Mustafa Kumanova

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments