Pazar, Mayıs 10, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Yazarlar

Dört senaryo ve olası seçimler neyi değiştirecek…

Veysel Tekin by Veysel Tekin
12/06/2020
in Manşet Yazarlar, Welt
A A
0
0
SHARES
4
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

21 Mart 2020 tarihli “Küresel tehditler paradigmasından Hobbes’in doğa durumuna” başlıklı makalemde “İnsan, birbirinin kurdu olduğu tabii halden kurtulmak ve ortak bir güvenlik sağlamak için kendi kuvvet kullanma hakkını sözleşmeyle bir otoriteye devretmiş ve böylece devletin kurulma zarureti ortaya çıkmış ve devletin devamlılığını ise bir toplumsal sözleşmeyle mümkün hale getirmiştir” diye belirtmiştim.

Bu toplum sözleşmesi ile erkin tek bir elde toplanması sağlanmış olur. Böylece herkesin temel haklarını koruyarak “Her şey üstündeki hakkını krala devretmek üzere sözleşme yapmasını ve kralın da bu sözleşmeyi, sözleşmeyle sahip olacağı mutlak erkle korumasını sağlar. Hobbes, bir materyalist olarak “Kılıçsız sözleşme olmaz” der.
Devletin temel görevinin ahlak ve adalet düzenlerini sağlamak olduğunu savunmuş ve bunları sağlamada erkin sınırsız olduğundan bahsetmiştir.

Peki Türkiye’de böyle bir toplumsal sözleşme var mı, vardıysa eser kaldı mı?
(MIT) öğretim üyesi Prof. Daron Acemoğlu, 10 Haziran 2020’deki açıklamasında yeni tip koronavirüs salgınının ekonomi ve sistemlerde çok derin etkileri olacağını vurguluyor ve insanlığın önünde 4 senaryonun bulunduğunu belirtiyor.
Bu 4 senaryoyu Türkiye özgülünde incelersek:

1’nci senaryo: Karl Marx’ın anlatımıyla “İşlemeyen mevcut dengelerin tekrar edişi.”
Başarısız olan kurumlarımızda reform yapmak ve bazı yerlere özgü hale gelen ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri ele almak için ciddi bir çaba göstermiyoruz. Karar alma sürecinde uzmanlara ve bilime söz vermemeye devam ediyor ya da ekonomik, politik ve sosyal sistemlerimizin esnekliğini artırmak için gerekli adımları atmıyoruz. Her geçen gün daha da derinleşen kutuplaşmayı ve halk güveninin çöküşünü kabul ediyoruz.
Bu senaryodaki trajedi kısmı ise demokratik siyasetin dikişleri kopmaya başlar ve muhtemelen bu boşluğu doldurmak için ortaya popülist milliyetçilikten daha kötü bir şey çıkar. Tanıdık geliyor mu?

İkinci olası yol ise, şu an içinde olduğumuz “Hobbesçi” durum için gittikçe artan bir olasılık olan “Çinlik /Çinleşmek toplumun gelişebilmesi için iradesini Leviathan’a sunması gerektiğini savunuyordu. Üst düzey koordinasyona ve liderliğe ihtiyaç duyulan derin belirsizlik dönemlerinde, birçok insanın içgüdüsü Hobbesçi çözümleri işaret eder.
Daha az demokratik yönetim, birçok alanda daha az etkili ve daha keyfi olan bürokratik eylemleri de beraberinde getirebilir.

Üçüncü yol, teknoloji hakimiyeti veya “dijital kölelik”: Koronavirüs krizini yönetmekteki muhteşem başarısızlığı nedeniyle hükümete ve kamu kurumlarına olan güvenin düşmeye devam ettiğini hayal edin.
Bu şirketlerin Koronavirüs testlerinin dağıtımını, dijital takip yöntemlerini ve diğer salgın önlemlerini hükümete oranla daha verimli bir şekilde yönetebilecekleri düşünülebilir.
(Bu senaryonun tutma olasılığı hala belirsiz. V. Tekin)

4ncü Senaryo ise, Yeni ve daha iyi bir refah devleti mümkündür. Ancak bunun kendi başına ve kolayca ortaya çıkacağına inanmak naifliktir. Demokrasiyi ve hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik çabalar, devletin sorumluluklarının genişletilmesi ile birlikte ele alınmalıdır. Doğru dengeyi bulmak en iyi zamanlarda bile zor olur.

Benzersiz bir kutuplaşmanın yaşandığı, demokratik normların çöktüğü ve kurumsal kapasitesinin bozulduğu bir zaman diliminde yenilenmiş ve tekrar düzenlenmiş bir refah devleti kurmak oldukça zor bir görev.
Dünyanın bir salgın tarafından kuşatılması, sistemlerimizin 21. yüzyılın zorluklarına karşı çok kırılgan ve savunmasız olduğu gerçeğini güçlendiriyor.

Yine 21 Mart 2020 tarihli makalemde; “Eline bu kadar güç verilen devletlerin salgın sonrası bundan vazgeçip vazgeçmeyeceği, şimdilik ikincil bir soru. Çünkü devlet, toplumunun şeklini almaya ve onunla pazarlık ederek ilerlemeye devam edecektir.
O yüzden devletin bu güçten vazgeçip vazgeçmeyeceğinden çok; kriz süresince toplumun nasıl dönüştüğüne odaklanmak, sivil toplumu ayakta tutmak ve toplumsal dayanışmaya vurgu yapmak gerekiyor. Bu noktada, özgürlük konusunda hassas muhalif, ortak vatan düşüncesinde olanlar ile sol ve sosyalistlerin yapması gereken, devlet ile bu krizden sonra eşit şartlarda masaya oturabilmek için gerekli sivil ağları örmekten geçiyor.“ diye vurgulamıştım.
Ne yazık ki böyle bir ihtimalde yakın dönemde görülmemekle beraber, bu kesimlerin Korona salgını başlangıcından bugüne verdikleri görüntü toplumun gündelik ihtiyaçlarını karşılamaktan öteye geçmemiş ve AKP/MHP nezdinde günümüzdeki devletin tesirinde utangaç ve geri kalmışlardır.

4’ncü senaryonun hayat bulabilmesi ancak yeni ‘Toplumsal Sözleşme’yle mümkün olabilir ki bu da şimdilik imkansız görünmektedir. Çünkü Toplumsal Muhalefet bırakın sivil ağları örgütlemeyi kafasını dışarıya çıkaracak ne bir perspektife ne cesarete ve de nelerin gelmekte olduğunu görecek öngörüye sahip bulunmamaktadır.
Çünkü AKP/MHP  nezdinde Devlet “Vatandaş ve devlet“ denkleminde öylesine derin tahribatlar yaratmış durumdadır ki  “Vatandaşlık“ enstrümanını parçalamış durumdalar.

Hobbes ile başlayan sözleşme modelleri; Locke, Kant, Rousseau gibi filozoflarca tartışılarak devlet ile vatandaş arasındaki pozisyonu Kıta Avrupa’sında tartışmaya açtı ve devletin de vatandaşın da sınırlarının da belirlenmesine oldukça yardımcı oldu. Bu filozoflarda toplumsal sözleşme biçimleri her ne kadar farklı araçlar ve amaçları, ahlaki kaideleri veya kaidesizlikleri ihtiva etse de temelde “evrensel etik”ten türeyen “rızaya dayalı sözleşme”cilik vatandaşlığın temel şartlarından birisi oldu. Bu modellemelere göre, her ne kadar kendi içinde farklılıklar olsa da devlet ile vatandaş simetrik bir pazarlık ile asgari bir siyasal dengeyi yaratmak ve onu korumak için bir mutabakata imza atmış kabul edildi. Bu durum devletin meşrutiyetini sağlamakla beraber vatandaşın da devlet karşısında temel taleplerinin hayata geçirilmesini de görece biçimde sağladı.

David Miller gibi düşünürler liberal milliyetçilikten hareketle; “Ait olduğunuz milliyete karşı insanlığa duyduğunuz “evrensel etik”ten daha özel sorumluluklarınız olduğunu düşünüyorsanız, yani “partikülarist etik”ten yanaysanız milliyetçisinizdir” diyor. İşin liberalleri ilgilendiren tarafında ise Miller, bu partikülarist etiğin evrensel etiği ihlal etmediğini, nihayetinde her milliyetin bu partikülarist etiği kullanma hakkının olduğunu da söylüyor. Buraya kadar sorunlar pek göze çarpmıyor. Sorun, bu milliyete duyulan aidiyetin nasıl bir toplumsal sözleşmeye evrileceği ve devletin nasıl bir enstrüman olarak şekilleneceği konusunda düğümleniyor.

Miller, liberallerin temelde evrensel etikten hareketle hazırladıkları “rızaya dayalı sözleşme”ye alternatif bir “milliyete dayalı sözleşme” öneriyor. Vatandaşlık kavramı milliyeti aşan bir kapsayıcılığa sahip olduğundan, bu durum önerilen alternatife bağlı olarak devletin ve vatandaşlığın sınırlarını tabii olarak daraltıyor.

Tamda şu an Türkiye`de başta etnik ve inançsal anlamda Kürtlere ve Azınlıklara, Alevi ve diğer inançlara  uygulanan da budur. Türkiye’de yeni Toplum mühendisliği “milliyete ve milli inanca dayalı sözleşme” üzerinden yapılmaktadır.

Dolayısıyla asil hedeflenen Türk milliyetinin anayasal ve kültürel hegemonyası, ulus devletin adeta anayasal tapusunun Türk milliyetine kültürel aidiyetten geçmesi, “milliyete dayalı sözleşme”nin temel amaç olduğunu gözler önüne seriyor. Yani Türk etnisitesine ve inanç Teolojisine ait olmayanların bırakın Kurumsal anlamda yer almasını en sıradan bile olsa haklarının olmadığı ve olmayacağı döneme işaret ediyor.
Buna en iyi örnek ise Dr. Nurettin Aydın’ın açık kaynaklardan hükümet kabinesindeki tüm bakanların, bakan yardımcılarının, bürokrasinin üst kademelerinde yer alan genel müdürlerin, büyükelçilerin, valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin doğum yerlerine bakarak kitaplaştırdığı ‘Devlet Kademelerinde Kürtler’  Mayıs 2020 kitabına bakmanızı öneririm.

Veriler Mayıs 2020 ayına ait ve güncel. Kabinedeki 16 Bakandan bırakın Kürt olmasını Alevi inancından bile bir kişi yok. Trajik yani ise 54 Bakan yardımcılarında ve Devlet bürokrasisinin en önemli kurumlarının 144 genel müdürlerinde bile Kürt veya Alevi veya diğer Azınlık ve inançta olanlarda yok.
115 büyükelçi içinde, 81 ilin valilerinin içinde 6`sı hariç (ki onlarında Kürt olup olmadığı belli değil) 922 kaymakamdan ise 9`u hariç, 81 ilin emniyet müdürlüklerinden ulaşabildiği 71 emniyet müdürünün içinde gerek Kürt kökenli ve gerekse alevi inançlı bir kişinin olmadığı belgelenmiş durumda.

Sonuç olarak yeni döneme yerli Türk ve milli Türk bir yapılaşmayla girilmiş durumda.
Çünkü yeni döneme hazırlık içeride ve dışarıda böyle bir kurumsallaşmayı dayatmaktadır. Kendi etnisitesi ve siyasal aidiyeti dışında hiç kimseye güvenmediği gibi yaşam hakkı da tanımamaktadır.

Tüm bunların yanında dışta gelişen Siyasal gelişmeler savaş olasılığını hiçte yabana atmayacak türden olduğunu gösteriyor.
Meclisin açılmasıyla kabul edilen Bekçiler yasası resmi yeni paramiliter güçlerin yapılandırılmasını sağlarken, sırada baroları ve meslek odalarını etkisizleştirecek yasal değişiklikler var.
Değiştirilmesi hazırlığı yapılan yeni secim ve partiler yasası ve oluşturulacak yeni kabine, içte ve dışta savaş hazırlığından başka bir şey değildir.

HDP`nin eş genel başkanları için yapmadığı yürüyüş mü gidişatı değiştirecek?
Sözüm yine HDP`ye olacak, 23 Nisan 2020’de Mithat Sancar’ın tarihi igdiş ederek yaptığı konuşmaya atfen, rızaya dayalı sözleşmeyle kurulduğunu sandığınız devlet “vatandaş”ı olarak siyasal tercihinizden bağımsız biçimde “kamusal yarar”dan eşit biçimde rol almayı bekleye durun.

Siyasal aidiyetin vatandaşlık ile eşitlendiği ve bunun bir devlet geleneği haline geldiği ülkede, muhalif bir akademisyenken cezaevine, muhalif bir sivil toplum aktivistiyken teröristliğe kadar geniş ve görkemli sürgünler sizi bekliyor…

Siz hala seçim ittifaklarına ne kadar açık olduğunuzu göstermekle ve seçimlerin erken mi geç mi olacak diye mi  tartışıyorsunuz?
Tsunamiler dönemi başlamış durumda…

Veysel Tekin
veyseltekin@sonhaber.ch

Tags: GlobalHobbesSecimlerVeysel tekinYeni Türkiye
Previous Post

AB’den “sertleşme” mesajı

Next Post

Starbucks’tan ‘Siyahların Yaşamı Değerlidir’ yazılı giysilere yasak

Veysel Tekin

Veysel Tekin

Yazarın Diğer Yazıları

Orban dönemi sona mı eriyor? Macaristan’da muhalefet sandığı süpürdü
Dünya

Orban dönemi sona mı eriyor? Macaristan’da muhalefet sandığı süpürdü

13/04/2026
New York’ta tarihi seçim: Zohran Mamdani, şehrin ilk Müslüman Belediye Başkanı oldu
Dünya

New York’ta tarihi seçim: Zohran Mamdani, şehrin ilk Müslüman Belediye Başkanı oldu

05/11/2025
Suriye’de Esad sonrası ilk seçim: Kadın ve azınlık temsili yok denilecek kadar az
Manşet Haberler

Suriye’de Esad sonrası ilk seçim: Kadın ve azınlık temsili yok denilecek kadar az

07/10/2025
Suriye’de Parlamento Seçimleri İçin Geçici Sistem Onaylandı
Manşet Haberler

Suriye’de Parlamento Seçimleri İçin Geçici Sistem Onaylandı

22/08/2025
CDU’nun ‘Acil Program’ı: Almanya’da sınır ve göç politikalarında değişiklikler
Avrupa

CDU’nun ‘Acil Program’ı: Almanya’da sınır ve göç politikalarında değişiklikler

05/02/2025
Peki, Şimdi Biz Birini Seçebiliyor muyuz?
Manşet

Peki, Şimdi Biz Birini Seçebiliyor muyuz?

15/01/2024
Next Post
Starbucks’tan ‘Siyahların Yaşamı Değerlidir’ yazılı giysilere yasak

Starbucks'tan 'Siyahların Yaşamı Değerlidir' yazılı giysilere yasak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Boş Düşünceler / Dolu Kalpler

Boş Düşünceler / Dolu Kalpler

by Meltem Uzuner
10/05/2026
0

Bosch Türkiye'nin 2026 Anneler Günü için hazırladığı ve büyük tepki çeken reklam filmi, anne kavramını evcil hayvan sahipliğiyle eşdeğer tuttuğu...

Savaşın ve krizin faturası emekçilere kesiliyor!

Savaşın ve krizin faturası emekçilere kesiliyor!

by Mustafa Durmuş
10/05/2026
0

Siyasal iktidarın son yıllarda arkasına sığınabildiği (ama toplumun büyük bir kısmı için herhangi bir anlamı olmayan) tek gösterge olan ekonomik...

İsviçre’de sağcı SVP’nin “10 Milyon” dayatmasına karşı barikat kuruluyor: “Geleceğimiz satılık değil!”

İsviçre’de sağcı SVP’nin “10 Milyon” dayatmasına karşı barikat kuruluyor: “Geleceğimiz satılık değil!”

by Sonhaber
10/05/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım/BERN İsviçre’de aşırı sağın göçmenleri hedef göstererek halkı 10 milyonluk bir nüfus sınırına hapsetmek istediği "Kaos İnisiyatifi"ne karşı...

Mansur Yavaş’tan Burcu Köksal yorumu: “Parti değiştirecekse halkın onayı alınmalı”

Mansur Yavaş’tan Burcu Köksal yorumu: “Parti değiştirecekse halkın onayı alınmalı”

by Sonhaber
10/05/2026
0

Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan Halaçlı Mehmet Ağa Konağı’nın açılışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yavaş, Burcu Köksal hakkında...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik