Kahraman bakkal süpermarkete karşı ya da bağımsız kitabevleri neden önemlidir?

“Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli…”

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

KONDA Araştırma ve Danışmanlık; Türkiye Yayıncılar Birliği danışmanlığında yürüttüğü bağımsız kitabevlerine dair araştırma çalışmasında, 12 ilden 40 bağımsız kitapçıyla görüşmeler gerçekleştirmiş. 31 Temmuz 2019 tarihinde başlayan ve 2 Eylül 2019 tarihinde tamamlanan görüşmeler, bölümler halinde analiz edilmiş, görüş, öneri, eleştiri ve yorumlar derlenmiş. Kitapçılar tarafından dile getirilen çözüm önerileri, gözlem ve notlarla bir araya getirilerek Bağımsız Kitabevleri Araştırma Raporu hazırlanmış. (Araştırmanın tamamına buradan ulaşabilirsin)

Çalışmada da belirtildiği gibi; “Türkiye genelinde 1500’e yaklaşan kitabevlerinin sahiplerini ve işletenler arasından sadece 40 kişiyle görüşerek bilimsel olarak temsil etmek mümkün değil” ama yine de önemli bir çalışma… Zira okuma, kitabevleri vb. konularda yapılan araştırmalara çok sık rastlamıyoruz. 12 ilde gerçekleşen çalışma, bu alanda daha fazla çalışma yapılması için de özendirici olur umarım.

Araştırmayı okursun da benim aklıma bu konuyla alakalı başka şeyler geldi. Zincir mağazalar artık her yerde… Tasarım olarak farklı olsalar da birbirine benzeyen mağazalarıyla her yerde aynı gibi gelen AVM’ler çoktandır hayatımızda. Her yeni açılan AVM farklı konseptlerde olsa da ve girdiğimiz bir mağazanın ismini görmesek de hangi mağazada olduğumuzu anlayacak şekilde dizayn ediliyorlar artık.

Giyimden, yemeğe kadar türlü mağazada durum aynı… Ve yılların güzide ‘marka’ları zincirleşmeyi ‘sadece’ daha çok para kazanmak sandıkları için çok zorda kalmadıkça özellikle yemek konusunda onları tercih etmiyorum. Yolların güzide köftecileri ne hallere düştü, artık görmek istemiyorum!

Bağımsız bir kitabevinin ayakta durması giderek çok zorlaşıyor. Bir hevesle açılanlar da uzun soluklu olamadan kapanmak zorunda kalıyorlar. Bunda tabii internet üzerinden yapılan satışların yüksek indirimlerle daha fazla etkili olmaya başlaması da bir etken ama tek başına bir kitabevinin etkili olabileceği yerlerde yüksek kiralar, düşük iskontolar vb. nedenlerle ayakta durması zor, artık zor…

Zincir mağazalara karşı olduğum sanılmasın en azından kitabevleri için bunu söylemem. Zira kitaba herkesin ulaşması için kitabevi şart. Zaten kahraman bakkal süpermarkete karşı, yazımızın konusu değil! Bununla birlikte Kitapçılık en zor mesleklerden biri… Çünkü gerek çalışma koşulları gerekse de düşük maaş vb. nedenlerle ara meslek gibi görülüyor. Eskiden –çok eskiden değil, internetin hayatımıza bu kadar girmesinden önce(!)- kitabevlerinde tecrübeli kitapçılar olurdu ve sizi aradığınız kitap ya da okumanız gerekenler konusunda yönlendirirlerdi. Sohbete dayalı, çay kahve faslıyla devam eden alışverişlerde her iki taraf için de öğretici bir süreç yaşanırdı. Çünkü bugün yaşanan en büyük yanılgılardan biri herkesin kendi okuduğu kitabı karşısındakine tavsiye etmesi yanlışı olmazdı. Öyle ya karşı tarafın beğenilerini, politik görüşünü, hayata bakışını bilmeden nasıl bilebiliriz okuduğumuz kitabın herkesin hoşuna gideceğini!

Bir keresinde daha önce hiç kitap okumamış biri gelmişti. Çekinerek sorduğu hangi kitabı okumalıyım? sorusu için seyrettiği filmler ve sıraladığım sorularla kendisine uygun bir kitap bulmuştuk ve devamlı okuyucu haline gelmişti. Yine bir başka gün; yirmi yıl önce bir tavsiye üzerine okuduğu kitaptan nefret ettiği için, kitapların sıkıcı olduğunu düşündüğünden eline başka bir kitap almamış biri gelmişti. Olayı anlatıp, buraya gelmeye zor ikna oldum eğer yine beğenmezsem sanırım bir daha okumam, dediğinde kitapçının önemini anlamıştım. Evet, beğendi ve gelmeye devam etti. Şimdi bir kitabevine girdiğinizde sorduğunuz kitabın ismini doğru anlarlarsa seviniyorsunuz. Tabii istisnaları var, iyi kitapçılar hala var ama ağırlıkla bağımsız kitabevlerinde rastlayabiliyorsunuz. Bu yalnızca kitapçılardan kaynaklanmıyor elbette…

Çok fazla yeni kitap çıkıyor. Herkes yazmak istiyor. Ve bir kitabevindeki sergileme alanı belli. Bilgisayarla birlikte hareket gören görmeyen diye de bir şey çıktı ortaya! Eğer 2-3 hafta içinde hiç satılmadıysa geri gönderme durumu var: İade! Seri kitaplarda bu daha da garip sonuçlara sebep oluyor. Örneğin 4 ciltlik bir kitabın 2. ve 4. Ciltleri satıyor ama 1. ve 3. ciltlerinde hareket(satış) olmuyorsa iade ediliyor. Eskiden takım halinde ya olurdu ya olmazdı. Şimdi her şey istatistik! Kitapçı olmanıza bile gerek yok…

Bunların hepsi aslında hayatımıza giren pratikliğin kitapçılığa da yansıması… Pratiklik aslında iyi bir şeydir ama burada başka bir anlama geliyor! Self servisin bu kadar yaygınlaşmasıyla artık ne giyeceksin, ne içeceksin ve ne okuyacaksın kendin bileceksin! Öyle ya kahvenin önce parasını ödeyip sonra üzerine yazılan isminle anons edilmesini bekliyorken ya da kıyafet almak için girdiğin bir mağazada ara ki bulamadığın ‘satış danışmanı!’ sana sadece raftakilerin olduğunu söylemiyor mu? Hangi kitabı okuyacağını da kendin bul! Ya da internetten sipariş et, sonra nerede o bayramlar, eskiden Beyoğlu’na kravatsız çıkılmazdılar… Zaman acımasız değil aslında biraz aynaya bakmak lazım ama yalnızca saçımızı başımızı düzeltmek için değil!

Nisan ayının son cumartesi günü Bağımsız Kitapçılar Günü olarak kutlanıyor. Amerika’da başlayan bu gün umarım burada da yaygınlaşır da her özel günün ticari hale gelmesiyle yakaladığı popülerlikten kitapçılara da gün doğar. Ben erkenden belirteyim ki yeşili koruyup, kitapçıyı sevelim. 🙂

Haber Etiketleri
Yazılmış yorum yok

Yorum Bırakınız