Cuma, Nisan 17, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Kadın

8 Mart’ta Kutsal İttifaka Karşı

Sibel Şahin by Sibel Şahin
08/03/2026
in Kadın, Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
8 Mart’ta Kutsal İttifaka Karşı
0
SHARES
768
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Dinin ve Kapitalizmin Evlilik ile Anneliği Kutsallaştırmasına Sosyalist Feminist Bir Başkaldırı

“Kadınlar günü değil, kadınların grevi!” Bu slogan, 8 Mart’ın özünü anlatır: Bir kutlama değil, mücadele günü. Peki ne için mücadele ediyoruz? Eşit ücret için, şiddete son için, bedenlerimiz üzerindeki tahakküme karşı… Ve tüm bu taleplerin kesiştiği noktada, dinin ve kapitalizmin el ele vererek kutsallaştırdığı iki kurum var: Evlilik ve annelik.

8 Mart 1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınların “ekmek ve gül” sloganıyla başlattığı grev, bugün dünyanın dört bir yanında kadınların isyanı olarak yankılanıyor. O günden bu yana değişen çok şey var ama değişmeyen bir gerçek: Kadın emeği sömürülüyor, kadın bedeni denetleniyor, kadın özgürlüğü engelleniyor. Ve bu sömürü, denetim ve engelleme, en güçlü meşruiyetini din ve kapitalizmin kutsal ittifakından alıyor.

Gökyüzündeki tanrılar ile yeryüzündeki sermaye sahipleri arasında kadın bedeni üzerinden kurulan bu ittifak, tesadüfi değildir. Dinlerin; Meryem Ana’sı, ideal kadın tasavvuru ve kapitalizmin fedakâr anne figürü… Hepsi aynı işleve sahiptir: Kadını özveriyle, fedakârlıkla, kendini başkalarına adamayla tanımlamak.

Din, evliliği “Allah’ın emri” olarak sunarken, kapitalizm onu “toplumun temeli” olarak kutsar. Din, anneliği “cennet annelerin ayakları altında” diye yüceltirken, kapitalizm onu “kutsal görev” ilan eder. Bu iki söylem birleştiğinde, kadının itiraz etme şansı neredeyse tamamen ortadan kalkar. Çünkü hem tanrısal bir buyrukla hem de toplumsal bir zorunlulukla karşı karşıyadır.

8 Mart yürüyüşlerinde kadınların yükselttiği sloganlardan biri de şudur: “Kutsal aile değil, özgür yaşam!” Çünkü biliyoruz ki, bu kutsallık perdesi aralandığında karşımıza çıkan manzara, kadınların yüzyıllardır süren sömürüsünün ta kendisidir.

Bu kutsallaştırmanın maddi temeli nedir? Kadınların ev içi emeği, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi toplumsal yeniden üretim faaliyetleri görünmez kılınır, ücretsiz bırakılır. Din bu emeği “sevap”, kapitalizm ise “görev” olarak tanımlar. Oysa bu, sistemin en büyük sömürü mekanizmalarından biridir.

Bir düşünün: Bir kadın, sabahın köründe kalkıp çocuğuna bakar, evi temizler, yemek yapar, hasta kayınvalidesine bakar, akşam da yorgun argın işten gelen kocasının hizmetini görür. Karşılığında ne alır? “El emeği göz nuru” övgüsü, “fedakâr anne” unvanı, belki bir “cennet vaadi”. Oysa bu emek, kapitalizmin ihtiyaç duyduğu işgücünün yeniden üretimini sağlayan, sistemin devamlılığı için hayati önem taşıyan bir emektir. Ve karşılığı ödenmez!

8 Mart 1975’te Meksika’da toplanan Birinci Dünya Kadın Konferansı’nda, kadınların görünmeyen emeği ilk kez uluslararası gündeme taşındı. Bugün hâlâ, dünya genelinde kadınların yaptığı ev içi emeğin parasal karşılığı hesaplandığında, küresel GSYH’nın (dünya genelindeki tüm ülkelerin belirli bir dönemde -genellikle bir yıl- ürettiği nihai mal ve hizmetlerin toplam piyasa değeridir) üçte birine denk geldiği söyleniyor. Ama bu emek, kutsal annelik perdesinin ardında görünmez kılınmaya devam ediyor.

“Aile kutsaldır” söylemi, özel mülkiyetin korunması ve mirasın düzenlenmesi işlevi gören tarihsel bir kurumu doğallaştırır. Friedrich Engels’in “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” eserinde gösterdiği gibi, burjuva ailesi kadının ev içinde köleleştirilmesi üzerine kurulmuştur.

Din ve kapitalizm bu köleleştirme ilişkisini meşrulaştırmak için el ele verir. Din “kadın kocasına itaat etmeli” der, kapitalizm “ailenin reisi erkektir” diye ekler. Din “boşanmak günahtır” der, kapitalizm boşanmayı zorlaştıran yasal düzenlemelerle kadını evlilik hapishanesinde tutar. Bu kutsal ittifak, kadının her türlü özgürleşme çabasını engeller.

8 Mart 1910’da Clara Zetkin’in önerisiyle Uluslararası Kadınlar Günü ilan edildiğinde, taleplerden biri de kadınların boşanma hakkıydı. Aradan geçen 115 yılda bu hak kâğıt üzerinde kazanıldı belki ama pratikte hâlâ “kutsal aile” baskısı altında yaşayan milyonlarca kadın var.

Kadın bedeni, din ve kapitalizmin iktidar savaşının en önemli cephesidir. Din, kadın bedenini “namus” kavramıyla denetler, kapatır, saklar. Kapitalizm ise kadın bedenini metalaştırır, reklamlarda, filmlerde, dergilerde arzu nesnesine dönüştürür. Bu iki yaklaşım birbirine zıt görünse de, aslında aynı amaca hizmet eder: Kadın bedeni üzerinde söz sahibi olmak, onu kontrol etmek.

Kürtaj hakkı tartışmaları bu iktidar savaşının en somut örneğidir. Din “cenin kutsaldır, kürtaj cinayettir” der. Kapitalizm ise işgücü ihtiyacına göre pozisyon alır: İşgücü açığı varsa kürtajı kısıtlar, işsizlik artmışsa teşvik eder. Kadının kendi bedeni üzerindeki söz hakkı her iki durumda da yok sayılır.

8 Mart 2020’de Polonya’da neredeyse tamamen yasaklanan kürtaj hakkı için sokaklara dökülen kadınlar, “Bedenim benim, karar benim” diye haykırıyordu. Arjantin’de yeşil mendillerle kürtaj hakkı için mücadele eden kadınlar, 8 Mart 2021’de zafer kazandı. Bu mücadele, dinin ve kapitalizmin kadın bedeni üzerindeki tahakkümüne karşı verilen mücadelenin ta kendisidir.

Bekâret, din için “namus”tur, kapitalizm için ise “pazar değeri”. Din bekâreti kutsar, kapitalizm onu evlilik pazarında bir meta haline getirir. Bekâret kemerleri, bekâret testleri, “bakire gelin” ilanları… Kadın bedeni, hem dinsel hem kapitalist sömürünün nesnesidir.

Evlilik pazarları, flört uygulamaları, görücü usulü evlilik siteleri… Bunların hepsi, “kutsal evlilik” kurumunu dijital bir pazara dönüştürürken, kadın bedeni ve duyguları bu pazarın metası haline gelir. Din bu pazarın ahlaki denetimini yaparken, kapitalizm altyapısını sağlar.

8 Mart yürüyüşlerinde kadınların taşıdığı dövizlerden biri de şudur: “Bekâret kontrolü değil, kadın kontrolü istemiyoruz!” Çünkü biliyoruz ki, kadın bedenine yönelik her türlü denetim, onun özgürlüğüne vurulmuş bir prangadır.

Bu kutsallaştırma pratiği, tüm kadınları aynı şekilde etkilemez. Sınıf farkı, kadınların deneyimlerini derinden belirler. Burjuva kadını için annelik, “soyun devamlılığı” ya da statü göstergesiyken, proleter kadın için çoğu zaman bir zorunluluk, üstelik işçi sınıfının yeniden üretiminin bir parçasıdır.

Kapitalizm, bir yandan işçi sınıfı kadınlarını ücretli işgücüne katılmaya zorlarken, diğer yandan onlardan “kutsal annelik” görevlerini de eksiksiz yerine getirmelerini bekler. Bu çifte yük, kadınların sırtında ağır bir baskı oluşturur. Üstelik bu kadınlar, kreş imkânı olmadığı için çocuklarını komşuya bırakmak, yetersiz doğum izni nedeniyle işten atılmak, esnek çalışma saatleri adı altında güvencesiz çalıştırılmak zorunda kalır.

8 Mart’ın kökeninde de bu çifte yüke karşı mücadele vardır. 1857’de New York’ta greve çıkan tekstil işçisi kadınlar, hem düşük ücretlere hem de insanlık dışı çalışma koşullarına karşı ayaklanmıştı. Bugün hâlâ, dünyanın dört bir yanında kadınlar aynı şey için mücadele ediyor: Eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma, kreş hakkı, doğum izni…
Peki bu kutsal ittifaka karşı ne yapabiliriz? 8 Mart, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda bir mücadele, bir örgütlenme, bir dayanışma günüdür. Sosyalist kadın hareketi, alternatif bir yaşam ve ilişkilenme biçimini inşa etme mücadelesidir. Bu mücadele şunları hedefler:

Ev içi emeğin görünür kılınması ve toplumsallaştırılması: Kreşlerin, ortak mutfakların, çamaşırhanelerin yaygınlaştırılması, ev içi emeğin kadınların bireysel sorumluluğu olmaktan çıkarılması. Bu hizmetler devlet tarafından ücretsiz sunulmalı, kadınların üzerindeki yük hafifletilmelidir. 8 Mart 2021’de İspanya’da kadınların çağrısıyla yapılan grevde, ev içi emeğin görünür kılınması talebi öne çıkmıştı.

Üreme haklarının kadınlara ait olması: Kürtaj hakkı, doğum kontrol yöntemlerine erişim, çocuk sahibi olmama hakkı. Kadın bedeni üzerindeki dinsel ve kapitalist tahakküme son verilmesi. 8 Mart 2023’te Türkiye’de kadınlar, “Yaşamak istiyoruz, annelik zorunluluk değil” sloganıyla yürüdü.

Kadınların ekonomik bağımsızlığı, özgürleşmenin önkoşuludur. Bu nedenle kadınların sendikalarda, işyeri meclislerinde, kooperatiflerde örgütlenmesi desteklenmelidir. 8 Mart 1975’te İzlanda’da kadınların %90’ı greve giderek eşit ücret talebini haykırmıştı.

Aile içi şiddete karşı etkin mücadele: Sığınma evlerinin yaygınlaştırılması, şiddet uygulayanlara yönelik caydırıcı cezalar, kadın dayanışma ağlarının güçlendirilmesi. 8 Mart 2020’de Şili’de kadınlar, “Şiddete karşı tek ses” sloganıyla meydanları doldurdu.

Tek ebeveynli aileler, eşcinsel birliktelikler, kolektif yaşam pratikleri, evlilik dışı birliktelikler. Kadınların yaşam tercihlerinin kutsal aile mitiyle sınırlandırılmaması. 8 Mart 2022’de Arjantin’de kadınlar, “Kutsal aile değil, özgür ilişkiler” pankartlarıyla yürüdü.

Laiklik ve Özgürleşme

Kadın özgürleşmesi, laikliğin tam anlamıyla hayata geçirilmesini gerektirir. Dinin özel alana hapsedilmesi, kamusal yaşamın dinsel kurallardan arındırılması, kadınların din adına dayatılan kurallardan kurtulması için zorunludur. Ancak laiklik tek başına yeterli değildir. Kapitalizmin kadınları ikincil konuma iten ekonomik mekanizmaları da ortadan kaldırılmalıdır.

8 Mart 1921’de Sovyetler Birliği’nde kadınlar ilk kez resmî olarak Kadınlar Günü’nü kutladıklarında, talepleri arasında laiklik ve kadın-erkek eşitliği vardı. Bugün hâlâ, dünyanın birçok yerinde kadınlar din adına dayatılan kurallarla mücadele ediyor.

Kutsal Olan Mücadeledir

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dinin ve kapitalizmin evliliği ve anneliği kutsallaştırmasına karşı kadınların isyanının simgesidir. Bu isyan, 1857’de New York’ta başladı, 1910’da Clara Zetkin’le uluslararasılaştı, 1975’te Birleşmiş Milletler tarafından tanındı ve bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca kadınla büyümeye devam ediyor.

Biz sosyalist kadınlar, ne gökyüzündeki ilahi modellere ne de burjuva ahlakının dayattığı fedakâr annelik mitine ihtiyaç duyarız. İhtiyacımız olan, kadınların üretim araçları üzerinde söz sahibi olduğu, ev içi emeğin kolektifleştiği, anneliğin kadınları kısıtlamayan bir özgürlük pratiğine dönüştüğü yeni bir toplumsal düzendir.

Kutsal olan annelik değil, kadınların özgürleşme mücadelesidir. Kutsal olan evlilik değil, insanların eşitlik ve özgürlük temelinde kurduğu dayanışmacı ilişkilerdir. Kutsal olan aile değil, kadınların kendi kaderini tayin hakkıdır.

Din ve kapitalizmin kutsal ittifakına karşı, biz kadınların kutsal ittifakını kuralım: Mücadele eden, direnen, özgürleşen kadınlar ittifakı! Bu ittifak, ne tanrıların ne de sermayenin kutsadığı, ama tüm insanlığı özgürleştirecek olan tek ittifaktır.

8 Mart’ta meydanlarda buluştuğumuzda, sadece bir günü kutlamıyoruz. Binlerce yıllık patriyarkal tahakkümü, yüzyıllık kapitalist sömürüyü, her gün yeniden üretilen dinsel baskıyı reddediyoruz. Ve şunu haykırıyoruz:

“Ne tanrıya, ne efendiye! Kadınların özgürlüğü, insanlığın özgürlüğüdür!”

“Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadın dayanışması!”

“Kutsal aile değil, özgür yaşam!”

Tags: sibel şahin
Previous Post

Netanyahu’dan İran mesajı: “Saldırılar sürecek”

Next Post

ABD ve İsrail İran’ın uranyum stokunu ele geçirmek için özel kuvvet seçeneğini değerlendiriyor

Sibel Şahin

Sibel Şahin

12 Mayıs 1968 Silifke doğumlu, Türkiye’de Hemşirelik eğitimi aldıktan sonra İngiltere’de Sağlık Yönetimi alanında eğitimini sürdürmüştür. Halen Almanya’da yaşamaktadır ve sağlık sektöründe devlet memuru olarak görev yapmaktadır.Sanata ve edebiyata duyduğu ilgiyle tanınan Sibel Şahin, fotoğrafçılıkla ilgilenmekte, iyi bir şiir okuru olarak kendini sürekli beslemektedir. Zaman zaman öykü, şiir ve köşe yazıları kaleme almaktadır. Evrime ve devrime olan inancını açıkça dile getiren, sanatın ve sanatçının dünyayı daha yaşanabilir kıldığına, toplumsal değişimin ise bir zorunluluk olduğuna inananlardandır.

Yazarın Diğer Yazıları

Silifke Yeşilovacık’ta “Silika” Alarmı
Ekoloji

Silifke Yeşilovacık’ta “Silika” Alarmı

22/02/2026
“Zamanın Seyri” Okurla Buluşuyor: Zamanı Bir Karaktere Dönüştüren Öyküler
Manşet Haberler

“Zamanın Seyri” Okurla Buluşuyor: Zamanı Bir Karaktere Dönüştüren Öyküler

01/02/2026
Nadir Elementler, Vicdan ve Eskişehir’in İki Yüzü
Manşet Haberler

Nadir Elementler, Vicdan ve Eskişehir’in İki Yüzü

15/10/2025
Su-suzluk Mücadelesi ve Konya Ovası
Manşet Haberler

Su-suzluk Mücadelesi ve Konya Ovası

02/09/2025
Nairobi’den Adana’ya Bir Atık Öyküsü
Ekoloji

Nairobi’den Adana’ya Bir Atık Öyküsü

18/08/2025
AKDENİZ ve İKİ GEMİ
Manşet Haberler

AKDENİZ ve İKİ GEMİ

16/06/2025
Next Post
ABD ve İsrail İran’ın uranyum stokunu ele geçirmek için özel kuvvet seçeneğini değerlendiriyor

ABD ve İsrail İran’ın uranyum stokunu ele geçirmek için özel kuvvet seçeneğini değerlendiriyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

by Salih Zeki Tombak
17/04/2026
0

Siyasi kişiliklerin, kendilerine özgü dilleri, üslupları, kadroları, insan ilişkileri ve iş yapma biçimleri olur. Ama bir devletin, çok uzun süredir,...

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: SOSYAL ÇÜRÜMEDEN SOSYAL ÇÖZÜLMEYE TÜRKİYE

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: SOSYAL ÇÜRÜMEDEN SOSYAL ÇÖZÜLMEYE TÜRKİYE

by Ümit Özdemir
17/04/2026
0

Sefaleti azaltmadan, zenginliği arttıran bir toplumsal sistemin özünde çürümüş bir şey olmalı. Karl Marx Perde akademisyen Zeliha Burtek’in ünlü sokak...

Ortadoğu’da kritik 10 gün: İsrail-Lübnan ateşkesi yürürlükte

Ortadoğu’da kritik 10 gün: İsrail-Lübnan ateşkesi yürürlükte

by Sonhaber
17/04/2026
0

Donald Trump tarafından duyurulan İsrail ile Lübnan arasındaki 10 günlük geçici ateşkes yürürlüğe girdi. Bölgedeki çatışmaların ardından ilan edilen ateşkesin,...

20 yaşındaki işçi elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti

20 yaşındaki işçi elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti

by Sonhaber
17/04/2026
0

Uşak’ta bir işçi, tamir için gittiği evde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Edinilen bilgilere göre, bir firmada çalışan 20 yaşındaki...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik