Trump’ın seçim propagandasının en tantanalı vaatlerinden biriydi Epstein dosyasını açmak. “Kim olursa olsun ortaya dökeceğim!” diye kükrüyordu. Halkın öfkesini istismar ediyordu elbette. Seçim sonrası bu vaadi buzdolabına kaldırdı. Çünkü o dosya açılırsa ilk önce kendi adı, ardından yıllardır aynı sofralarda oturduğu politikacılar, milyarderler, medya patronları ve aristokrat artıklarının pisliğin içinden sağ çıkamayacağını biliyordu. Ama kaderini kontrol edebileceğini sanan her siyasetçi gibi yanıldı: sızan mailler, tanıklıklar ve yeni belgeler dosyayı kendi elleriyle gömdüğü yerden söküp çıkardı. Hem de artık kontrol elinden çıkmıştı. Şimdi Trump’ın önünde yalnızca iki yol var: Ya susacak ve sessizliğiyle burjuvazinin kolektif günahlarını örtmeye çalışacak ya da konuşacak ve yalnızca kendisinin değil, ait olduğu burjuva sınıfının nasıl aşağılık bir yapıda olduğunu teşhir edecek.
Karşımızda Trump ile Epstein şahsında kapitalizmin en çıplak, en utanmaz, en “saf” halinin arz-ı endam etmesi duruyor. Paranın, iktidar ve beden üzerinde sınırsız tasarruf hakkı sunduğu; zenginliğin yalnızca ekonomik güç değil, hukuki ve kültürel dokunulmazlık kalkanı yarattığı bir düzen. Burjuva elitlerinin sınıfsal ayrıcalıkları, adeta üstü örtülü bir “suç işleme özgürlüğü”ne dönüşmüş durumda.
Nasıl bir pislik karşısında olduğumuzu anlamak için uzun teorilere gerek yok; Trump ile Epstein’in birlikte görüldüğü o meşhur videoyu hatırlamak yeterli. Hani Trump’ın Epstein’ın kulağına bir şeyler fısıldadığı, yüzünde o tanıdık yılışıklıkla kalabalığı taradığı, genç kadın ve kız çocuklarının bedenlerini serseri bir avcı iştahıyla süzdüğü, kendinden menkul bir özgüvenle dans ettiği o görüntüyü. İnsanlığın en rezil örnekleri sayılacak bu ikilinin yüzünde aynı anda beliren o karanlık ifade, paranın sağladığı güçle insanı insani ölçülerden koparan, onu en aşağılık zaaflarının hizmetkârına çeviren düzenin bir özeti gibiydi.
Epstein’ın ortaya çıkan mailleri ve tanıklıklar, bu aşağılık herifin nasıl bir istismar ağı kurduğunu ve Trump dahil burjuva zümreyle ne tür ilişkiler yürüttüğünü tüm çıplaklığıyla gösterdi. Bu ağın içinde yalnızca Trump yoktu; iş insanları, politikacılar, medya imparatorlarının sahipleri, hatta İngiliz kraliyetinden isimler vardı. Ortaya çıkan tablo, burjuvazinin “birkaç çürük elma”dan değil, baştan aşağı çürümüş bir sınıf olduğunu gösteriyordu.
Peki on yıllara yayılan bu suç düzeni nasıl olup da kimsenin gözüne batmadı? Cevap basit: Burjuvazinin ortak suçlarını koruyan kapitalist düzen sayesinde. Devlet birimleri, savcılar, FBI üç maymunu oynadı; medya patronları görmezden geldi; üniversiteler ise “bağış” adı altında Epstein’ın parasını akladı.
Çünkü bu düzen böyle işler. Görünen buzdağının yalnızca tepesidir. Bütün bunlar bireysel sapkınlıkların değil, sınıfsal bir gerçekliğin ürünüdür. Kapitalizmin insanı nasıl çürüttüğünü göstermektedir.
Kapitalist üretim ilişkileri her şeyi, ama kelimenin tam anlamıyla her şeyi, meta haline getirir. Toplumsal ilişkilerin metalaşması ise en korkunç biçimde kadın ve çocuk bedenlerinin satın alınabilir nesnelere dönüşmesinde ifadesini bulur.
Trump ve Epstein gibi tipler, neoliberal dönemin yarattığı en tipik kapitalist figürlerdir: Para, ün, şantaj, yalan ve talan üzerine kurulu bir hayat; hukuk dışı, kirli ilişkilerden palazlanan servet; kadın bedeni üzerinden kurulan bir iktidar gösterisi… Hepsi bu düzenin ruhudur.
Hasılı, bu düzenin kendisi Trump’tır, Epstein’dır. Bu yüzden Epstein ve Trumplar ölmez; çünkü onlar birer kişi değil, bu düzenin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Onun kültürü, ruhu, sınıfsal varoluş biçimidirler. Kapitalizmin “ahlakı” budur: Ahlaksızlığın kurumsallaşmış hali. Kâr yasası bütün bu çürümenin boy verdiği topraktır.
O nedenle insanı, onurunu, özgürlüğünü ve toplumsal eşitliği savunmanın tek yolu, insanlık öncesi son toplumsal formasyon olan bu düzeni paramparça etmek, yıkmaktır. Devrimci gençlerin söylediği gibi: “Bu Pisliği Devrim Temizler”.







