ABD ile İran arasında dört ay süren savaşı durdurmaya dönük 14 maddelik mutabakat zaptı dijital ortamda imzalandı. ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın imzaladığı metinle birlikte taraflar, çatışmaların sona erdirilmesi ve nihai anlaşma için 60 günlük müzakere sürecinin başlatılması konusunda uzlaştı.
Trump’ın anlaşmayı G7 Zirvesi dolayısıyla Fransa’da bulunduğu sırada imzaladığı, İran tarafında ise imzanın Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından atıldığı bildirildi. Pezeşkiyan, mutabakatı “güçlü İran’dan tarihi bir belge” olarak nitelendirdi.
Anlaşmanın bir kopyasının İsrail’e de gönderildiğini belirten Trump, mutabakatın yalnızca ABD-İran hattında değil, Ortadoğu genelinde daha geniş bir barış sürecinin başlangıcı olmasını umduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı ve yaptırımlar masada
14 maddelik mutabakat, tarafların Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonları durdurmasını ve birbirlerine karşı güç kullanmamasını öngörüyor.
Metne göre ABD, İran’a yönelik deniz ablukasını kaldıracak; İran ise Hürmüz Boğazı’nda ticari gemi trafiğinin güvenli şekilde yeniden işlemesi için gerekli düzenlemeleri yapacak.
Anlaşmada ayrıca İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması için müzakerelerin başlatılması, İran petrolü ve petrol ürünleri ihracatına ilişkin bankacılık, sigortacılık ve taşımacılık işlemlerinde muafiyet sağlanması, dondurulmuş varlıkların kullanımına yönelik izinlerin verilmesi ve nihai anlaşmanın 60 gün içinde tamamlanması hedefleniyor.
300 milyar dolarlık fon tartışması
Mutabakatın en çok tartışılan başlıklarından biri, İran’ın yeniden yapılanması ve ekonomik kalkınması için 300 milyar dolarlık bir fon oluşturulması oldu.
Washington’da Cumhuriyetçi çevreler ve Trump’ın MAGA tabanı, bu başlığı İran’a fazla taviz verildiği gerekçesiyle eleştirdi. Fonun hangi kaynaklardan oluşturulacağı, serbest bırakılacak varlıkların yalnızca ABD’deki İran fonlarını mı yoksa farklı ülkelerde yaptırımlar nedeniyle bloke edilen varlıkları da mı kapsayacağı tartışma konusu oldu.
Demokrat üyeler ise hem savaşa hem de anlaşmaya ilişkin Kongre’ye daha fazla bilgi verilmesini talep etti.
İsrail anlaşmayı reddetti
Mutabakatın yürürlüğe girmesinin ardından en sert tepki İsrail’den geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Trump’a ülkesinin anlaşmanın tarafı olmadığını ilettiği öne sürüldü.
İsrail hükümetinden yapılan açıklamalarda, Tel Aviv’in mutabakat şartlarına bağlı olmadığı ve İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinden çekilmeyeceği belirtildi. Savunma Bakanı Israel Katz, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in de anlaşmaya karşı çıktığı aktarıldı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesini mutabakatın ihlali olarak değerlendireceklerini ve buna göre adım atacaklarını söyledi.
Nükleer başlık 60 günlük müzakereye bırakıldı
Anlaşma, İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit etmesini içeriyor. Zenginleştirilmiş nükleer materyal stoklarının geleceğine ilişkin sürecin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülmesi öngörülüyor.
Buna karşılık metinde İran’ın balistik füze programına, Devrim Muhafızları’na ya da bölgesel nüfuz alanlarına ilişkin açık bir düzenleme yer almaması dikkat çekti.
Nihai anlaşma imzalanana kadar İran’ın mevcut nükleer faaliyet seviyesini koruması, ABD’nin ise yeni yaptırım uygulamaması ve bölgeye ilave asker konuşlandırmaması öngörülüyor.
İran kırmızı çizgilerini korudu mu?
Mutabakat metni, ABD’nin savaş öncesi dile getirdiği birçok talebin nihai çerçevede yer almadığını gösteriyor. Füze programının müzakere kapsamına alınmaması, zenginleştirme ilkesinin tamamen terk edilmemesi ve zenginleştirilmiş materyalin ülke dışına çıkarılmasına yönelik açık bir hüküm bulunmaması, İran’ın bazı temel kırmızı çizgilerini koruduğu yorumlarına yol açtı.
Buna karşılık İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskı kapasitesinin sınırlandırılması ve nükleer stokların geleceğine ilişkin müzakereyi kabul etmesi, Tahran’ın verdiği başlıca tavizler arasında değerlendiriliyor.
Bu nedenle mutabakat, teknik bir ateşkes belgesi olmanın ötesinde, tarafların savaş öncesinde ilan ettikleri hedeflerle masada kabul ettikleri sınırlar arasındaki farkı da ortaya koyuyor.
Uygulama süreci belirleyici olacak
Mutabakatın İran açısından diplomatik bir kazanıma dönüşüp dönüşmeyeceği, uygulama sürecine bağlı olacak.
Yaptırımların kaldırılması, bloke edilmiş varlıkların serbest bırakılması, ekonomik fonun oluşturulması ve Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin güvenli biçimde yeniden başlaması gibi başlıklar henüz fiilen tamamlanmış değil.
İsrail’in anlaşmaya karşı tutumu, Lübnan’daki saldırıların sürmesi ve Washington’daki siyasi tepkiler, mutabakatın en zayıf halkaları olarak görülüyor.
Tarafların önümüzdeki günlerde atacağı adımlar, ABD-İran anlaşmasının kalıcı bir diplomatik sürece mi dönüşeceğini yoksa kırılgan bir ateşkes olarak mı kalacağını belirleyecek.












