ABD yönetimi, Lahey merkezli Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yönelik baskısını artırıyor.
DW’nin haberine göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi ağır ihlallerde bireysel sorumluluk temelinde yargılama yapan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni hedef aldı. Rubio, mahkemeyi “ABD egemenliğine tehdit” olarak nitelendirerek UCM’yi “tuğla tuğla sökmekle” tehdit etti.
Washington’ın gündemindeki adımlar arasında UCM çalışanlarına giriş yasağı uygulanması, mahkeme ve bağlantılı kuruluşlara yönelik yaptırımların ağırlaştırılması ve UCM ile işbirliği yapan bazı ülkelerin ABD yardımları açısından daha sıkı incelenmesi gibi seçenekler bulunuyor.
Lahey’de sık sık birbirine karıştırılan iki ayrı uluslararası mahkeme yer alıyor. Bunlardan biri devletler arası uyuşmazlıkları çözen Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı; diğeri ise savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi ağır suçlarda bireyleri yargılayan Uluslararası Ceza Mahkemesi.
UCM, 2002’den bu yana faaliyet yürütüyor. Mahkemeye 193 BM üyesinin tamamı değil, Roma Statüsü’ne taraf olan 125 ülke katılmış durumda. ABD, Rusya, Çin ve Türkiye ise UCM’ye taraf olmayan ülkeler arasında yer alıyor.
Berlin merkezli Avrupa Anayasal ve İnsan Hakları Merkezi’nden Andreas Schüller, Rubio’nun açıklamasının uzun süredir yürütülen baskı politikasını görünür hale getirdiğini belirtti. Schüller’e göre ABD, UCM’ye yönelik tutumlarını ve oylama davranışlarını değiştirmeleri için farklı ülkeler üzerinde diplomatik baskı kuruyor.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre UCM’nin varlık nedeni, ağır suçlardan sorumlu siyasi ve askeri aktörlerin cezasız kalmasını engellemek. İkinci Dünya Savaşı sonrası Nürnberg yargılamaları, 1990’larda Yugoslavya ve Ruanda için kurulan özel mahkemeler, kalıcı bir uluslararası ceza mahkemesi fikrinin temelini oluşturdu.
UCM, taraf olmayan ülkelerde işlenen fiiller için doğrudan yetkili değil. Ancak suçun UCM’ye taraf bir ülkenin topraklarında işlendiği ya da taraf devletin yetki alanını ilgilendirdiği durumlarda yargılama yapabiliyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkarılan tutuklama kararları da mahkemenin bu yetkisi üzerinden gündeme gelmişti.
Rubio ise mahkemenin ABD vatandaşlarını ve güvenlik görevlilerini hedef alabileceğini savunuyor. ABD Dışişleri Bakanı, sınır güvenliği görevlileri ve Amerikan askerlerinin “yabancı yargıçların insafına bırakılabileceğini” öne sürerek UCM’ye karşı daha sert adımlar atılması gerektiğini söyledi.
Buna karşın uzmanlar, UCM’de şu anda ABD vatandaşlarına karşı yürüyen bir dava bulunmadığına dikkat çekiyor. Ancak ABD’nin mahkemeye yönelik yaptırım politikalarının savcılar, hukukçular, insan hakları kuruluşları ve mahkemeyle çalışan şirketler üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği belirtiliyor.
ABD’nin daha önce UCM’ye ve bazı yargıçlara yaptırım uygulamasının ardından mahkemenin kendisini Washington’dan daha bağımsız hale getirmek için bazı teknik adımlar attığı da biliniyor. Bu kapsamda mahkemenin Microsoft Office uygulamalarını Alman menşeli açık kaynaklı bir yazılımla değiştirdiği aktarılıyor.
Rubio’nun tehditlerinin ardından Avrupa Birliği UCM’ye destek açıklaması yaptı. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da mahkemenin dünyayı “daha güvenli ve daha adil” kıldığını belirterek UCM’nin arkasında durduklarını ifade etti.
ABD’nin UCM’ye yönelik sert tutumu, özellikle Gazze, Ukrayna ve diğer savaş alanlarında uluslararası hukuk mekanizmalarının geleceği açısından yeni bir tartışma başlattı. Hukuk çevreleri, mahkemeye yönelik baskının yalnızca UCM’yi değil, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarda hesap verebilirlik ilkesini de hedef aldığı görüşünde.












