Von der Leyen Yunanistan’a gidiyor![]()

Avrupa Birliği, kendi dış sınırındaki gergin durum nedeniyle Yunanistan’a yaklaşık 700 milyon avro verecek. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Yunanistan’ın Türkiye sınırına yaptığı ziyarette ‘göç yönetimi’ için ivedilikle 350 milyon avro verileceğini, kalan miktarın istendiği an ödenmek üzere hazır olduğunu söyledi. Köşe yazarları böylesi bir kriz yönetimini farklı biçimlerde yorumluyor.
Zeit Online, AB’nin vicdansızlıkla suçlanmasını abartılı buluyor:
AB’nin varlığı için bir tehdit
“’Utanın!’ Suçlamalar kısaca bu minvaldeydi. Öylesine şiddetli ama bir taraftan da öylesine muğlak bir suçlama ki bu, siyasi bir tartışmayı imkansız kılıyor. Öte yandan böyle bir tartışmanın ivedilikle yapılması gerek. AB geçtiğimiz günlerde kendi haklı çıkarlarına uygun davrandı. Kitlesel, düzensiz göçe izin verilmemesi de buna dahil. İzin verirse kendi varlığını tehlikeye atmış olacak. 2015’teki olaylardan en azından bu dersi çıkardı. … Bu yüzden Avrupa bir kale değil. … Avrupa ülkeleri geçtiğimiz yıl yarım milyondan fazla iltica başvurusunu kabul etti. Bu sayı 2015’te 1,3 milyondu. 2019’da sadece Almanya’da 165 binden fazla iltica başvurusu yapıldı. Kısacası, Avrupa günbegün sığınmacıları alıyor.”
Jutarni list’e göre AB, Suriye krizinde ortak bir siyaset yürüteceğine sağa sola para saçıyor:
Bir süper güce yakışmıyor
“Tıpkı Suriye krizinin çözümünde de olduğu gibi, Avrupa Birliği ne zaman yeterince çabalamadığı eleştirisine maruz kalsa Brüksel hep aynı cevabı veriyor: ‘AB en fazla mali destek sağlar.’ … Ancak tam olarak neyi savunduğu sorulduğundaysa cevap veremez. Anlaşılan o ki AB, ancak bir sorun kendinin de sorunu olduğunda tepki veriyor. Suriye’den yeni bir mülteci dalgası gelme ihtimali oluştuğunda ansızın durum Avrupa Birliği’nde büyük telaşa yol açtı. … Dünyada önemli bir jeopolitik aktör olmak isteyen kimse böyle davranmaz -özellikle de ciddi bir mali ve ekonomik gücü varsa.”
Avgi, paranın tek başına yeterli olmayacağını vurguluyor:
Avrupalılar sorumluluk üstlenmeli
“Atina, AB ile Türkiye arasında yeni bir anlaşma yapılması için baskı yapmalı, ki Dublin Anlaşması’nda kökten değişiklikler olsun ve sığınmacılar sonunda adil bir şekilde Avrupa ülkeleri arasında dağıtılsın. Atina yönetimi Avrupa’nın sorumluluklarını üstlenmesi için tüm imkanlarıyla baskı kurmalı. Yunanistan bir kaç milyon avro karşılığında bahçe duvarı olmaya gönüllü olmamalı. … Atina’nın baskı kurmak için birçok yolu var. Çünkü Avrupa’nın temel kuralı, kararların oybirliğiyle alınmasıdır. Dayanışma olmayan yerde uzlaşma da olmayacaktır.”
AB yeni sığınmacılar için kötü bir hazırlık yaptı, diyor Hämeen Sanomat:
Kaçırılan fırsatların bedeli
“Türkiye’nin aksine AB, sorunu diplomatik yollardan çözmek istiyor. … Avrupa Birliği, Türk temsilcilerle sığınmacıların durumunu ve Suriye krizini görüşecek. Ama elindeki araçlar maalesef sınırlı. Türkiye’yi güzel sözlerle ikna etmek mümkün değil, hele ki ABD’nin soruna artık müdahil olmak istemediği düşünüldüğünde. … Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’ne göre AB ülkeleri, savaştan kaçan mültecilere yardım etmekle yükümlü. Ancak Avrupa’ya gelmeye çalışan göçmenlere ve sığınmacılara dış sınırlarda hizmet verecek ortak merkezler hala kurulmuş değil. Geçmişte kaçırılan fırsatların acısı gelecekte çıkıyor.”
Kathimerini’ye göre Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in şu anda hem Avrupa’nın hem de yurtiçindeki tüm tarafların desteğine ihtiyacı var:
Ortak cephe şart
“Şu sıralar mesajdan fazlasına ihtiyacımız olsa da Meriç nehri bölgesine bugün yapılması planlanan ziyaret, yine de güçlü bir mesaj olacak. … Avrupalı ortaklarımız Yunanistan’ı geçtiğimiz yıllarda, aslında olması gerektiği kadar desteklemedi. … Bu boyutlarda ulusal bir kriz göz önünde bulundurulduğunda yapılacak tek şey, Yunanistan’da ortak bir cephe kurulması, bütün tarafların suhuletle konuşması, suçlamalardan kaçınılması, Avrupalı liderlerle ve AB içindeki siyasi müttefiklerle işbirliği ve uluslararası topluma ortak bir mesaj verilmesi olacaktır.”
De Standaard, AB’nin kendisine artık sığınmacılarla baskı yapılmasına izin vermeyeceğini ifade ediyor:
Avrupa’nın yüreği buz gibi
“Sığınmacılara Yunanistan sınırının kapalı kalacağı söylenmedi. Şimdi hepsi sınırdaki tampon bölgeye sıkışmış durumda. Bu insanlar, AB ile Türkiye arasındaki kötü niyetli gövde gösterisinin mahkumları. Erdoğan eğer Avrupa’yı kendi Suriye politikasını desteklemeye zorlamak için sığınmacıların çaresizliğini kullanmayı düşünüyorsa, Avrupa’nın yüreğinin buz gibi olduğunu fark edecektir. ‘Başaracağız’ sloganı tarihe karıştı artık. Kapı kapandı.”
Ivo Indshev, blog yazısında, Türkiye’den Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacıların çoğunlukla genç erkekler olduğu iddiası çirkin bir yalan, diyor:
Propaganda, sığınmacı korkusunu körüklüyor
“Böylece bu insanların, savaştan kaçmayıp aslında kıtamızın Müslüman ve cihatçı işgaline uğraması gibi sinsi bir planın parçası olduklarına inanan kesimde panik ve korku yaratmaya çalışıyorlar. Sığınmacılar arasındaki genç erkeklerin en büyük grubu oluşturduğu propagandası, savaştan kaçan kadın, erkek ve çocukların oranını araştırıp belgelemiş olan uluslararası bilimsel çalışmalarla kolayca çürütülebilir.”
ARD’nin İstanbul muhabiri Karin Senz, tagesschau.de’deki yazısında Avrupa’yı ikiyüzlülükle suçluyor:
Erdoğan’ın kozunu elinden almak
“Avrupa Türkiye’ye askeri anlamda … destek olmayı kesinlikle istemiyor. Ne de olsa bu felaketin sorumlusu kendisi. Doğru, öyle. Ama bu kez Erdoğan’ın hedefini salt güç ve nüfuza indirgeyemeyiz. Onun yapmaya çalıştığı da daha fazla sığınmacıyı ülkesinden uzak tutmak. Erdoğan’ın izlediği bu yol kınanmalıdır. Ama aynı şeyi, insanlık onurunu çiğneyen yöntemlerle Avrupa da yapmaya çalışıyor. Fidye ödeyerek kendini kurtarıyor ve Türkiye’ye ardı ardına milyarlar döküyor. … Görünürde bir çözüm yok, ama şimdi ilk adımı atmanın tam zamanı. Avrupa ülkeleri Türkiye’den sığınmacı almak zorunda. Böylece Erdoğan’ın elindeki kozu da almış olurlar. Daha da önemlisi, 2015’ten beri ilk kez yine kendilerine yakışacak şekilde insaniyet göstermiş olurlar.”











