400 yıl boyunca Osmanlı için bataklık olan ve ağıtlar yakılan, Usame Bin Ladin’in anayurdu Yemen’de direniş ateşi yayılıyor. Dikkatlerin Suriye’ye odaklandığı Arap coğrafyasında, Şii Hilali ekseninin en uçtaki halkası Husilerin, Hamas ile dayanışma adına emperyalizmin çıkarlarını tehdit eden operasyonları küresel güçleri endişelendiriyor. Husilerin bölgede seyreden İsrail bağlantılı ticari gemilere yönelik füze atışları, küresel ticaretin %12’sinin yapıldığı Süveyş kanalından geçişleri tehlikeye atarken, Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve ulaşım masraflarının artması nedeniyle şirketlerin peş peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizi’nin başlayacağına ilişkin endişeleri artırıyor.
Kuzeyde Süveyş kanalı ile güneyde Babu’l Mendeb boğazı aracılığıyla Aden körfezi üzerinden Hint Okyanusu ile Akdeniz’i birbirine bağlayan Kızıldeniz dünyanın en önemli stratejik geçiş hatlarından biri.
Yemen 1539’dan itibaren yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı sömürgesi olarak kaldı. 1839’da Aden’i işgal eden İngilizler önce Güney Yemen’i sömürgeleştirdi. 1918’de de Osmanlının Birinci Paylaşım Savaşı yenilgisi sonrası Kuzeye el koydu.1. Paylaşım Savaşında, çökmekte olan imparatorluk 4 cephede birden savaşırken bölgede petrolü keşfeden İngilizlerin gelecekte Suudi Arabistan’ı kuracak Suud ailesinin başını çektiği Vahabi aşiretlerini desteklemesiyle birlikte Yemen’de çıkan isyan Osmanlı devletine 5. cepheyi açtırdı.130 bin asker Yemen çöllerinde kayboldu.
Bölge 1960’larda ilerici ve gerici güçler arasındaki iç savaş sonucu ikiye ayrıldı. Kuzey Yemen’de 1962’de “Yemen Arap Cumhuriyeti” kuruldu. Güney Yemen ise 1963’te başlayan işgal karşıtı gerilla hareketlerinin etkisiyle 1967’de İngiltere’den bağımsızlığını ilan etti. 1970’de SSCB, Mısır ve Irak’ın desteğiyle Güney Yemen’de Arap dünyasının ilk sosyalist devleti olan Marksist-Leninist çizgideki “Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti” kuruldu. Kuzey Yemen’in güneydeki petrol kaynaklarına ulaşmaya yönelik baskısı, güneyde parti içindeki anlaşmazlıklar ve Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu şiddetlenen ekonomik kriz, Güney Yemen’i kuzey ile birleşmeye mecbur etti. İki Yemen 1990’da birleşse de bu birleşme sorunları daha da artırdı. Yeniden başlayan iç savaş sonunda Kuzey Yemen bütün Yemen’i yönetimi altına aldı. 1978-1990 yılları arasında Kuzey Yemen’in Devlet Başkanı olan Ali Abdullah Salih birleşmenin üzerinden geçen 33 yılda iktidarını korudu. Yaklaşık 24 milyon nüfusa sahip ülkede, Müslümanların yüzde 60’ını Sünniler, yüzde 40’ını ise Şiiliğin Zeydi mezhebi mensupları oluşturur.
Yemen’in kuzeyinde yaşayan Husiler, siyasi bir hareket olarak 1992’de Hüseyin el-Husi tarafından kuruldu. Kurucusu Husi’nin adına “Husiler” olarak anılan Ensarullah Cemaatının en önemli müttefiki , mali ve askeri olarak destekleyen İran. 2004 senesinden itibaren hükümet güçleriyle savaşan Husiler, devam eden iç savaşta Eylül 2014’te başkent Sana olmak üzere Yemen’in önemli bir bölümünü eline geçirdi.
“Arap Baharı “ adı verilen süreçte Yemen’de halk 2011’de ayaklanarak 33 yıl başta kalan Salih’i devirdi. Yeni Cumhurbaşkanı Hadi başkanlığında yapılan konferans da ülke 6 bölgeye ayrıldı. Bu sürecin ardından, yıllar boyunca Zeydi toplumuna yapılan baskılar, ötekileştirme siyaseti ve Suudi destekli Selefileştirme gibi etmenler nedeniyle İran ideolojisine bağlı Şii İslamcı Husiler bir kez daha Hadi yönetimine karşı ayaklandı. 2014’de başkent Sana’yı ele geçirdi. Hadi yanlısı silahlı halk Komiteleri ile İran destekli Husiler (Ensarullah) arasında çatışmalar başladı. Hadi’nin çağrısı üzerine 2015’de, bölgede İran ile nüfuz mücadelesi yapan Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan koalisyon hava ve kara harekatı başlattı. 10 sene süren iç savaşta taraflar birbirlerine karşı üstünlük sağlayamadı. Yemen nüfuz alanları açısından, Suudi Arabistan’ın desteklediği meşru hükümet, İran’ın desteklediği Husiler ve BAE destekli Güney Geçiş Konseyi arasında üçe bölündü.
2011’de, El Kaide nedeniyle Yemen’e saldırılar düzenleyen ABD ve İngiltere şimdi bir kez daha Cibuti’de ki üssünü kullanarak Husilerin egemen olduğu Yemen’e hava bombardımanıyla saldırıyor. Saldırının birinci nedeni stratejik. ABD hem Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na açılan Aden Körfez’in de, hem de Hürmüz Körfezi’ne uzanan bölgede petrol ve enerji hatlarını kontrol etmeyi amaçlıyor. İkinci neden ise daha çok güvenlikle ilgili. ABD Afrika Boynuzu’nda, aralarında El Kaide ve Husilerin de bulunduğu İslamcı hareketleri engellemek istiyor. Bu, ABD’nin son 15 yıldır Kuzey Afrika ve Büyük Sahra bölgesinde terörle mücadele bahanesiyle eski Fransız ve İngiliz sömürge alanlarını etki altına alma politikasıyla da çakışıyor. Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerle işbirliğini geliştiren ABD, ticari olarak bölgede giderek güçlenen Çin’in de önünü kesmeye çalışıyor. Bir üçüncü neden olarak İran sayılabilir. İsrail’in Ortadoğu’da Şii hilalini parçalamasından sonra bölgedeki stratejik dengeyi değiştiren emperyalizm, İran’ın en uçtaki halkası Husileri de etkisizleştirerek İran’ı tamamen oyun dışında bırakmak istiyor.
El Kaide veya Husiler olsa da olmasa da ABD enerji hatlarındaki rekabet çözülmediği sürece Yemen’i taciz edecektir. Enerji hatlarının kontrolü ise kolay çözülecek bir mesele değil. ABD uzun süre, üçe bölünmüş ülkede bugün El Kaide veya Husiler, öbür gün başka bir şeyi gerekçe göstererek ülkede baskısını devam ettirecektir. Aç ve bitik kabileler birleşip ABD elebaşılığındaki emperyalizme karşı mücadele etmedikçe de huzura kavuşamayacaktır.







