‘Ahde Vefa’ Ve Emir Ali Yağan

HomeManşet Yazarlar

 ‘Ahde Vefa’ Ve Emir Ali Yağan

Pacta Sunt Servanda

“Vefa” kelimesinin içini açtığımızda sevgiyle bağlılığın yanında, hatır bilme, sözünde durma, dostluk ve dayanışma kavramlarını görürüz. Mana deryasında görünen bu olsa da pratikte ne yazık ki kendine yer bulamayan bir sözcük olarak kalabiliyor hayatımızda.

‘İlkeli ve ahlaki Ahde Vefa ile yaşamak nedir?’ sorusuna cevap aramak, ondan da netamelidir. Çünkü aksak belleğe rağmen iyimser ütopyaları incitmeden konuşmak gerçekten zordur. Baskı ve zulüm altındaki kırgın kavimlerin zulme uğramış aydın insanlarını tanımlama ve anlama girişimi olunca bu daha da zordur.

Hele ki kibir ve bencillikten uzak, saygı- sevgi ve dayanışmayı yaşamımızın başat davranış tarzı haline getirmeden, hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda bir yere varılmayacağını bilmeyip  “Vefa “üzerine ahkam kesmek, ancak ‘görüntü kahramanlarının’ kolay yoludur.

Sevgili Emir Ali Yağan üzerine yazmadan önce, düşünce yapısına güvendiğim birkaç arkadaşıma sordum. Çünkü yazmak istediklerim her gidenin ardından yazılan klişeler değildi. Onun sürgündeyken bile kendini korumuş devrimci bir aydın, başarılı bir şair ya da  yazar olması üzerine değildi. O zaten öyleydi…

Tam tersine, Emir Ali özelinden beni yazma noktasında getiren, vefa kavramının samimiyetini bana sorgulattıranlar oldu. Emir Ali hayattayken yanında olmayanların, vefatıyla birlikte onu çok sevdiklerini veya çok yakın olduklarını gösteren ama buna rağmen cenazesinde olması beklenirken olmamayı tercih eden bazı tatlı su kurnazlarının varlığı, bana bu yazıyı yazdırdı.

Ölümden kaynaklı geleneksel normlara ve Emir Ali’ye duyduğum saygı ve sevgiden yazıyı yayına sokmayı biraz erteledim. Şu an artık zamanı sanırım.

Kaçımız Emir Ali’yi gerçekten hatırlıyor ve tanıyoruz ki? Cenazede ve sonrasında bu mateme ortak olan samimi dostları tenzih edersek, sosyal medyada takipçi kitlesine dönük paylaşımlar yapanlar mı tanıyor? Yoksa günümüz dijital paylaşım modasına uygun, kendi fikirleriyle değil de, falancadan filancadan retweet yapan sosyal medya asalakları mı? Okumadıkları şiirlerinin dörtlüklerini kopyala yapıştır yapan sözde kitap kurtları mı?

Bu soruyu ona çok yakın olduğunu iddia edenlere soruyorum. Emir Ali Yağan ile sancılı hastalığı esnasında gerçekten dayanışmada bulunduk mu?

Uluslararası Sanat ve Düşün dünyasına mal olmuş Emir Ali Yağan’ın cenazesinde, Tunceli/Dersim Belediyesi Başkanı korona olduğu gerekçesiyle yoktu.

Oysa aynı günlerde belediyeye hibe edilen cenaze nakil aracı teslim törenine sağlığını düşünmeden katılabilmişti.

“Kıymeti kendinden menkul“ Belediye Başkan Yardımcısı Hanımefendinin, başka bir Dersimli sanatçımıza iftira ve linç metni yayınlanırken, bu metinde   ‘şairin biri’ diye hitap ettiği Emir Ali Yağan kimmiş, bu dünyaya ne bırakmış öğrenmesini isterim. Çünkü Emir Ali Yağan, bu ve bunun gibi şahısların, sonrasında attığı iki retweetle, sırasını savar gibi ya da yalandan anar gibi anacağı biri değil!.. Hele haksız yere başka bir Dersimli sanatçıyı karalarken, Emir Ali’nin hastalığı dönemine denk gelen anlamlı bir etkinliği gölgelerken bahsettiği “şairin biri” hiç değil…

Emir Ali Yağan, sonhaber.ch ilk kurulduğundan itibaren gazetenin yazar kadrosundaydı. İlerleyen hastalığı ve bitip tükenmeyen ağrı ve sancıları, yazarlık hayatını olumsuz etkilemesine rağmen, aklındaki tek şey Her Yerden Hiçbir Yere anlatı kitabını bitirme telaşıydı. Hayatın ironisi, “Her Yerden Hiçbir Yere’’ 6 Nisan 2022’de yayımlandıktan üç gün sonra Emir Ali hayatını kaybetti. Kitap kapak çalışmasına Sonhaber.ch’den sevgili İlknur Kavlak tarafından da katkıda bulunulmuş olması ise bizim için hüzünle karışık bir mutluluk.

Kendisiyle defalarca yapmış olduğum telefon görüşmelerinde şikâyetçi olduğu ana konu ise, hastalığından kaynaklı kas ve kemik erimesinden dolayı yürüyemediği ve tedavi sürecinde düzenli refakatçi bulamadığıydı. Yani hayatta ama hastayken, yardıma ihtiyacı olduğunda, Aile yakın dost çevresi dışında etrafında kimse yoktu.

Önce kendisini İsviçre’ye davet edip tedavisini burada sürdürmesini teklif ettim. Teklifin çok hoşuna gittiğini, ancak ailevi durumundan dolayı gelemeyeceğini belirtmişti.

Bunun üzerine ben de kendisine yaşadığı yerde, Paris’te refakatçi ayarlayacağımı belirtmiştim. Kendisiyle birkaç kez refakatçiler konusunda telefon edip görüştüğümde, başlangıçta her şeyin iyiye gittiğinin fakat düzenli refakatçi sorununun devam ettiğinin şikâyetinde bulunmuştu.

( Yazarın Notu; Emir Ali Yağan`ın   eşi Eylem Akgüzel/Yağan  ile yaptığım telefon görüşmesinde, Emir Ali Yağan`ın hastalığı süresince yakın aile ve dostları dışında, Kurumsal anlamda hiçbir desteğin olmadığını belirtmiştir..)

( 2020 Korona süresince Paris’te Emir Ali Yağana destek oldukları, ilgilendikleri gerekçesiyle yazıda ismi gecen ve Teşekkür ettiğim kişileri bilmediğini tanımadığını destek olunmuşsa da kendisinin bundan haberi olmadığını belirtmiştir.

(2020 Korona kapanma günlerinde, Emir Ali Yağana zor günlerinde yardımcı olup ilgilenen herkese teşekkürü borç bilirim.)

Dünya ve zaman bir döngü içinde sürüp gidiyor. Bazen bu döngüde unutuyoruz, görmezden geliyoruz ve daha sonra yüzleşiyoruz bu gerçekle. Bir gün hepimiz toprak sahibi olacağız. Kime sorsak, çoğu toplumsal ilişkilerimizde vefasızlıktan yakınıyor. Oysa birçoğu yakındığı yerden ıskalıyor hayatı. Belki de şairin de dediği gibi, “Vefa İstanbul’da bir semt adıdır’’…

Emir Ali, zulüm ve zorlu yolların gideni, mücadele günlerinin devrimcisi, Dersim’in vefalısı bir aydınımız ve değerimizdi.

Makalemi tamamlamak üzereyken Devrimci Sosyalist Kültürün ünlü Ozanlarından Yılmaz Güney “Duvar” Filminin müziğini yapan sevgili Ozan Garip Şahin’in hayatını kaybettiğini öğrendim. Anısına saygılarımla.

Emir Ali Yağan

1958 yılında Dersim’de doğdu. 12 Eylül Darbesi zamanı siyasal düşünceleri nedeniyle 1984-1988 yılları arasında Mamak Askeri Cezaevi’nde hapis yattı. Paris 8, Saint-Denis Üniversitesi Modern Yazın Bölümü Lisansüstü öğrenimini 1999’da tamamladı. Mamak’ta kaleme aldığı ilk şiirlerini Urmiye Mavisi adıyla 1989’da kitaplaştırdı. Şarkılar Ülkesi (Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Ödülü 1990), Gitmek Bir Uzun Öykü, Evvel Zaman Şiirleri , Sahra, Sanrı ve Sara –Aylak Dizeler–  Ve Denizi Kar Tuttu eserlerini bizlere bıraktı. Cemal Taş’ın derlediği Abdullah Gündüz’ün Vasiya Mı Fecir, Alacakaranlık ve Ömrüm, ve yine Cemal Taş’ın derlediği Dağların Kayıp Anahtarı-Dersim 1938 Anlatıları’nı,  Kırmançkîden Türkçeye çevirdi. Dersim Tertelesi’ni konu alan “Qelema Sure/Kırmızı Kalem” ve devamı niteliğindeki “Kara Vagon”  belgesellerine metin yazarlığı yaptı. Piya Yayın Kolektifi’nin kurucuları ve süreli yayınlarının editörleri arasında yer aldı. Şiirleri farklı müzisyenlerce bestelenip seslendirildi, farklı dillere çevrildi, yerli-yabancı antoloji, dergi ve gazetelerde farklı türde ürünleriyle yer aldı. Çeşitli dillere çevrilen 8 eseri ve en son olarak “Her Yerden Hiçbir Yere” anlatı kitabı vardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments