Vefa duygusu hemen hemen bütün canlıların ortak paydada buluşabildikleri, nadir özelliklerin başında gelmektedir. Belki de; en geri kalmış hali, insana özgü olanıdır. Kendini terbiye güdüsü en gelişmiş canlı olarak insan; ne yazıktır ki, kendinin kurdu olan yegane yaratıktır. Hemcinsine bu denli düşmanlık besleyerek eziyet eden daha kıyıcı mahlukat yoktur. Savaşların, ölümlerin, işkencelerin, ötekileştirmenin ve bunun sonucundaki çıkar kavgalarının bir örneği daha var mıdır? Sorusuna cevap verilemez. Bunların hepsi uyaranlarını hesaba kattığımızda anlaşılmaz değildir. Savaş niye çıkar, insan niye eziyet eder, çıkar kavgası neden olur, insanlar neden ötekileştirilir bunların hepsinin anlaşılır bir cevabı var. Gelgelelim işin içine devrimcilik, toplumculuk, dayanışma vs. kavramlar girince yabancılaşma ve çürüme öyle bir had safhaya ulaştı ki; Ağrı Dağı cüce kalır bu densizlik karşısında. Fransız Devrimi önderlerinden R. Pierre’in o meşhur sözü aklımdan çıkmıyor bir türlü. “Devrim evlatlarını yer…” Kanıtıysa Marat, Danton ve R. Pierre giyotinden nasiplenerek bu sözün kıyıcılığını çok güzel tarif eder. Ya da halk deyişiyle; “Dinini tilkiden öğrenirsen, tavuk çalmayı sevap zannedersin…” sözü bu yabancılaşmayı ve vefasızlığı müthiş tarifler.

Dünyayı dönüştürmek üzere yola çıkanlar; bir takım ahlaki ve toplumsal değerleri düşünsel ve yaşamsal olarak bütün insanlık karşısında taahhüt etmiş sayılırlar. Ne yazık ki, bunun pratik karşılığı pek de öyle değil. Durumun öne çıktığı en somut özelliklere gelince; kariyer savaşı, basiretsizlik, bencillik, unutkanlık, cehalet ve nihayetinde de vefasızlık en fazla öne çıkan; çürümenin başında gelmektedir. Kurumlardaki bölünmenin, patırtının, daralıp küçülmenin temel nedeni de bu özelliklerin başatlığıdır. Hep bana duygusu, bizim arkadaş duygusu, memleketlim duygusu, bu burjuva özelliklerin öne çıkmasında; değirmene su taşır gibi, karınca hamallığında çalışıp durur. Kabüllenmek ve kulluk duygusu da bu özelliğin öne çıkmasında motor görevini üstlenmekten çekinmiyor maalesef. Biz magazini çok seviyoruz; ismi duyulmuş biriyle resim çektirmek (Dersim dışına çıktığında, Fatih Maçoğlu’nun günlük mesaisinin önemli bir bölümü), onunla canlı program yapmak bir anlamda izleyiciyi patlatarak izdihama bile varabilir. Okuyup araştırmak yerine, duyduğu yorumlarla bilgisini pazarlamak üzere kullananlar, içerik yerine görüntüsünü pazarlayanlar, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olup ahkam kesenler, sinsilik edip doğruyu ve haklıyı görmezden gelenler, hemşehrisini kayırıp (Dersim, Kars, Sivas ve lazlar tipik örneklerdendir) iltimas geçip görmezden gelen ahbap-çavuşlar, bizde de azımsanmayacak seviyede tahakküm kurmuş durumdadır. Bunun bizi sürüklediği yer ise; tartışmasız gayya kuyusudur. Pozitif ayrımcılık anlaşılabilir, bir yere kadar(kadın, çocuk, yaşlı vs.).

Ne var ki daralmanın ve yabancılaşmanın temeli bu pespayelik tarafından atılır; bunu asla unutmamalı. Ehliyet ve liyakatten uzaklaşıp, yetenektense, bizim oğlan kayırmacılığı ile meseleye yaklaştığımız sürece arpanın boyunu bile geçemeyeceğimiz bilinmelidir. Benim ünüm yetenek ve becerimi, bilgimi aşıyorsa buradaki sorunu görmezden gelmek körleşmenin temel nedenidir. Yıllar önce İonescu’nun Gergedan adlı bir oyununu izlemiştim. Yabancılaşmayı bu denli güzel tarif eden bir oyunu nadir hatırlarım. Biz gergedanlaşmaya başladık, ne yazık!…
Son söz yerine; vefasızlığı elbise olarak üzerimize giydiğimiz sürece bizim devrimciliğimizin, toplumculuğumuzun, daha ötesi insanlığımızın yeniden güncellenerek sorgulanması elzem bir durumdur.

Sürçü lisan ettiysek affola…

Levent Kaçar
Eylül’ün yükü insanlığımı zorluyor 2021

Yazar Profili

Levent Kaçar
Levent Kaçar
Sivas’ın Zara’sında Bağlama isimli, 48 yaşına kadar hiç bilmediğim bir köyde doğurmuş anam beni.
Küçük yaşlarda ve erken büyüdüm İstanbul’da. İçeri düşene değin, çoğu derneklerde geçti çocukluğumun. Oralarda aldım ilk eğitimimi diyebilirim. Hapse düştüğümde de çocuktum hala. On altı, on yediye değmemişti daha. Yarım kalan lise eğitimini, hapisten sonra dışardan tamamladım. Sonrası sinema, ille de sinema. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi SinemaTV Bölümü’nü bitirdim (1995-1999) birincilikle (inek bir öğrenciydim anlayacağınız). Sonrası, yüksek lisans(2003-2005) ve aynı bölümde öğretmenlik (2003-2006). Üç beş kısa film, üç beş klip, bir uzun metraj (Şellale) film, piyasa dönemi epey bir reklam filminde asistanlık, en son Onur Barış’ın yönettiği Benden Hikayesi isimli Sait Faik Belgesel ’inde senaryo danışmanlığı.
Yazılar, çiziler, projeler, değişik dergilerde yayınlanan çalışmalar halen devam eden olgun eğitim dönemi. Bir de Simurg News var (ilk düzenli yazarlık ve yazı kurulu deneyimi). Bir bitmiş film senaryosu; “AlGözüm Seyreyle” Yılmaz Güney kurmaca belgesel proje, kaynak aranıyor. Bir film projesi (Görülmüştür Kimlikli Çocuklar) yazıldı, hazırlıklar ve görüşmeler devam ediyor. Sinema ile ilgili akademik çalışma (Sinema ve Gelecek Toplum Tasarımı ve PPT sunumu, iki adet sosyal sorumluluk projesi (Çocuk Oyunları Festivali ve Çerçi).
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x