Korkut AKIN
Zavallılar
Bir kitap çok okunup da çok sevilince, sinemacıların da ilgisini çekiyor. Çok eskiden beri savunurum; Türkiye’de en çok okuyanlar sinemacılardır. Dünyada da öyle aslına bakarsanız. Alasdair Gray, gerçekten çok ayrıntılı, çok çarpıcı ve alabildiğine duygu yüklü ve heyecanlı bir roman yazmış.
Filmin süresi başta olmak üzere birçok eksisi var edebiyata karşı; aynı şekilde birçok da artısı… Bilindiği gibi edebiyat bir imaj yaratır; yani okuduğunuzda kendinizce oluşturursunuz imajınızı -tabii, yazarın verdiği ayrıntılarla doğru orantılı. Ancak film, yönetmenin imajından oluşur ve imajın imajı asla olmayacağı için edebiyatta bulduğunuz o dünyayı bulamayabilirsiniz.
Önce romanı okuduysanız, filmi beğenmeyebilirsiniz, ama filmi izlemişseniz roman daha bir kolay anlaşılır gelir muhakkak. Yazarlar kitaplarının filme uyarlanmasını pek istemezler, çünkü yönetmenin -tabii, senaristin düş(ünce)leri de belirleyici- kendi imgeleminde oluşturduğu dünyadır beyazperdeye yansıyan; yazarsa kendi imajını ister.

Filmi izleyince…
9 Şubat’ta gösterime girecek olan, Yorgos Landhimos’un yorumuyla görünce Zavallılar’ı, ister istemez, önceliği roman değil, film aldı…
Frankenstein’i biliyorsunuz, modern Prometheus… Peki, aynı düş(ünce) başkaları tarafından geliştirilemez mi? Alasdair Gray, Glasgow’da, dişi Frankenstein öyküsü yazar, aslından yüz elli yılı aşan zaman sonra. Doktor Frankenstein bir canlı yaratır, öykü doktorun üzerine yoğunlaşır. Gray ise Doktor Godwin (ilginç değil mi, tanrı ve kazanma sözcüklerinin bileşimi) üzerine değil yarattığı canlı, kadın üzerine kurar öyküsünü. Bizim, “Zavallılar” olarak izlediğimiz filmi Yorgos Landhimos çekmiş. Görselliği başarılı, oyuncular başarılı, müzik izleyiciyi taşıyor ve film bittikten sonra da o duygu, o heyecan, o yenilik sürüyor insanın zihninde…
Yaşamına, bilinçli olarak son veren hamile kadının karnındaki bebeğin beynini kadına aktaran Godwin (Willem Dafoe), bedeni gelişkin ama beyni çocuk olan kadını (Bella) (Emma Stone) bir yandan eğitir, bir yandan da üzerinden bilimsel araştırmalar yapar. Bu bir yabancılaşmadır ve sinema yabancılaşmayı gerçekten çok severek kullanır (değerlendirir).
Film; Bella’nın, hapsedildiği laboratuvardan çıkıp toplumsal ahlak (baskı) ve görgü kuralları, cinsellik, aşk, sosyal sınıf, yoksulluk ve hepsinden önemlisi erkeklerin dünyayı kontrol etme çabalarıyla dolu gerçek bir dünyayla karşılaştığını anlatıyor. Diyalektik olarak hiç bilmediğiniz, duymadığınız, üzerinde eğitim almadığınız bir şeyi olduğunca kavrayamaz, anlayamazsınız. Erkek egemen ve buna da bağlı olarak feodalizmden kurtulmuş, kapitalizme hızla giden dünyanın toplumsal kuralları, ahlak anlayışı/baskısı o çizgide gelişir. Ona ters yapılan her şey (düşünceniz bile) itici, kötü, yanlış olarak algılanır. Bunun, bizdeki tipik örneği; Kürtlerle barış çabası -Açılım süreci- ve Gezi Direnişi sonrasında haksız, hadsiz, hukuksuz tutuklanmalar ve verilen cezalardır. Bella da aynı nedenlerle toplum içine çıkarılmaz, çıktığında da anlaması, anlaşılması kolay değildir. Duygularını niye saklamak gerektiğini bilemez. Tıpkı beslenmek, barınmak, yürümek gibi bir şeydir seks de onun için.
Eğitimin yararını çok açık bir şekilde izliyoruz. Bella, bütün yönlendirmelere (Godwin’in asistanıyla evlendirilmesi isteğine), itirazlara (çapkın Duncan Wedderburn’ün -Mark Ruffalo- kendisini kaçırıp cinsel obje olarak kullanmasına) ve cinselliğin parayla alınıp satılmasını anlamamasına rağmen bildiği gibi yaşar, iyi bildiğini yapar, kötü bildiğinden kaçınır, karşı çıkar.
Wedderburn ile çıktıkları gezide, aynı gemide yolculuk eden insanlara karşı söyledikleri şaşırtıcıdır. Oysa Bella, kötü niyetli, art niyetli veya içten pazarlıklı değildir. Kumardan kazanılan parayı yoksullara vermek için gemi personeline -ki, o gemicilerin parayı kendi ceplerine atacakları yüzde bin beş yüz nettir- teslim etmesi tam da bu duygunun yansımasıdır.
Doktor Jekyll gibi…
Dr. Henry Jekyll’in hikâyesini okumuş veya izlemişsinizdir. Kişilik bölünmesi diyebileceğimiz bir vaka üzerinden insan anlatılır orada; iki tarafı olduğuna inanır Dr. Jekyll insanların, melek ve şeytan yüzü. Muhakkak ki, birebir değil, ama birbiriyle bağlantılıdır “Zavallılar” ile… Godwin, babasının deneğidir, Bella’yı da denek olarak kullanır (bu arada kafası köpek bedeni tavuk, kafası ördek bedeni keçi yaratıklarla deneyler yaptığını belirtmek gerekir). Bella, bazı hazları deneyimleyerek bulurken; Godwin, babasının ileride karşılaşması olası durumları öngörerek hiçbir şey yaşa(ya)mamıştır. Bella’yı Godwin’den ayıran en önemli fark budur.
Yönetmen, birkaç aşamalı filmin özellikle ilk bölümünde siyah beyaz görüntüyü tercih etmiş; biraz rüya, biraz hayal, biraz gizem katmış bu… Set tasarımı ve görüntüler alabildiğine estetik ve gerçekten gerçekten büyüleyici.
9 Şubat’tan başlayarak gösterimde…
Zavallılar
Alasdair Gray
İthaki Yayınları, Ocak 2024, 331 s.











