Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), iş insanı ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala’ya ilişkin ikinci başvuruyu görüşmek üzere Büyük Daire’de duruşma gerçekleştirdi. 17 yargıçtan oluşan heyetin ele aldığı dosyada kararın duruşma sonrası hemen açıklanması beklenmezken, sürecin öncelikli dosyalar arasında değerlendirildiği bildirildi.
Kavala, 2017 yılında gözaltına alındıktan sonra tutuklanmış ve yargı süreci boyunca farklı suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı. 2020 yılında Gezi Parkı davasından beraat etmesine rağmen, aynı gün farklı bir soruşturma kapsamında yeniden tutuklandı. Daha sonra hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından da onandı.
AİHM, Kavala’ya ilişkin ilk kararını 2019 yılında vermiş ve Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkı ile hakların sınırlandırılmasına ilişkin maddelerini ihlal ettiğine hükmetmişti. Mahkeme, Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğini belirtmişti. Türkiye’nin bu kararın gereklerini yerine getirmemesi üzerine konu yeniden uluslararası hukuk gündemine taşınmıştı.
2022 yılında AİHM, Türkiye’nin mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğünü düzenleyen AİHS’nin 46. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Bu gelişme, Avrupa Konseyi nezdinde de ayrı bir inceleme sürecini başlatmıştı.
Kavala’nın 2024 yılında yaptığı ikinci başvuruda ise önceki kararın ardından alınan tüm yargısal ve idari tedbirler AİHM’ye taşındı. Başvuruda, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve özgürlük-güvenlik hakkı dahil olmak üzere AİHS’nin birçok maddesinin ihlal edildiği ileri sürülüyor.
Başlangıçta yedi yargıçlı bir dairede ele alınması planlanan dosya, 2025 yılı sonunda Büyük Daire’ye devredildi. Mahkeme, 2026 yılı başında taraflara kapsamlı sorular yönelterek sürecin çerçevesini belirledi.
AİHM kararlarının, sözleşmeye taraf ülkeler açısından bağlayıcı olduğu bilinirken, kararların uygulanması Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor. Türkiye’nin genel olarak AİHM kararlarına uyum oranının yüksek olduğu ifade edilse de bazı davalarda yaşanan uygulama tartışmaları dikkat çekiyor.
Büyük Daire’nin Kavala başvurusuna ilişkin vereceği kararın, hem Türkiye’nin yükümlülükleri hem de uluslararası hukuk açısından önemli sonuçlar doğurması bekleniyor.












