“Şiirlerinizi hep aynı kelimelerle kuruyorsunuz. Niçin?” Epey ilginç bir soru, hem kolay sorulamayan… 1956’da sorulmuş İlhan Berk’e… “a dergisi”nde de yayımlanmış. “a”, yozlaşmış gerçekçiliğe karşı birkaç genç edebiyatçı tarafından çıkarılmış bir dergi. İlhan Berk’e sorulan soru da ne denli dik duruşlu, ne denli kararlı olduğunun kanıtı. Bir o kadar da İlhan Berk’e bakmak gerekir; böyle bir soruyla başlayan söyleşiye yüksünmeden, telaşlanmadan, kaygılanmadan yanıt veriyor.
Aynı söyleşide, “Yazdıklarım insanları yalnızlığa götürmesin isterim” arzusuyla, “hep kötüleri saydım, onları yok etmek istediğimi söyledim”, “her keresinde yoksulluklar, kulluklar, düşmanlıklar bırakmazlar yakamı. İşte o zaman, bu canım silahı (şiiri kastediyor); bunları yok etmeğe kullanırım” diyor İlhan Berk.
Bir yerde de “Ben, sıkıntıyım” demiş çok yıllar önce, bir söyleşide… Sıkıntısının üretmekle bağlantılı olduğunu hemen baştan söylemeliyim. Kendisiyle söyleşiler yapanlar, ya kaynakları bulamayıp sadece akıllarında kalanlarla sorduklarından ya da araştırma sırasında da kim, ne, nerede gibi soruların yanıtı bulunamadığından bazı noktalar muallak kalıyor.
Uzun yaşamış, çok yazmış, üretkenliğiyle, çok yönlülüğüyle ve kararlı tavırlarıyla şiirseverlerin gönlünde taht kurmuş biri… Benim dilimden düşürmediğim iki dizesi: “Neler çekmiş halkım / Türküler şahit”. Üzerine sayfalar yazılacak denli güçlü, derin ve genişletilebilecek denli üretken. Her konuya da uyar…
Yalçın Armağan’ın, iğneyle kuyu kazarcasına çalışıp da okura sunduğu, yıllar boyu kendisiyle yapılmış söyleşileri, röportajları içeriyor. “Aksak Çizgi” sadece İlhan Berk’i ve onun şiiriyle sınırlı değil; yaşamın her alanına, her anına ulaşıyor.
İnsanca serüven…
Geniş bir çerçeveden anlatırken, şiirden yola çıkıp yaşamı, sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik yaşamı anlatıyor Berk. Köroğlu’nun, kötü düzeni düzeltmek çabası içinde olduğunu söylüyor bir yerde. Tabii ki, gazeteci(ler) sormadan durmuyor; onlara da yanıt veriyor: “Başkalarını bilmem bir şair olarak ben bu dünyayı yazılmak için yaratılmış gibi görürüm. Sanki ben onu yazmadıkça var olduğumu anlayamayacağımdır. Yazmak işinin dışı korkunç bir boşluk gibi görünür bana.” Bu sözler, hepimize birer ödev yüklüyor: Yazmalıyız. En azından bir süreci, bir duyguyu, dönemi, yaşama bakışı belgelemek açısından yazmak zorundayız. Yazmanın dışı bir korkunç boşluksa, ne işimiz var başka!
Yerler ilgilendiriyor, kendi deyişiyle İlhan Berk’i, şiirlerini okuduğunuzda hemen göreceksiniz. Galata’yı, Pera’yı yazmasının altında yatan sadece tarih(î) değil, sokakları, evleri, insanları, birbirleriyle etkilenmeleri yatıyor. “Bir elmaya, kağıda, bardağa dokunur gibi” yazdığını söylüyor. Sadece bu bile, İlhan Berk şiirlerinin yaşamdan güç aldığının kanıtı bence. Dizeleri(ni) okudukça siz de o sokaklarda dolaşıyormuşçasına yaşıyorsunuz; belki de gidip o sokakları (tabii, siyasal ve yerel yönetimlerden kurtulabildiği kadarıyla) görmek için can atıyorsunuz. Sahi, İstanbul’un gezilecek başka mekânları mı kaldı? Eski mahallelere açılan yeni siteler kaldırım bile bırakmadı, bırakın yeşili, ağacı, kültür hazinelerini…
İlhan Berk, şiirini belli konulara odaklanarak, kitaplaştırıyor(du). Şöyle diyor bir söyleşide (öyle ya, söyleşi ağırlıklı bir kitap “Aksak Çizgi”, başka ne olacaktı?), “Şeyler Kitabı”nı oluşturan (Ev, Çok Yaşasın Sayılar ve Bir Şey Olanlarla Bir Şey Olmayanlar”) üçlemesinden kurtulmak, biraz unutmak istediğini, “…biraz kapatmak da istiyorum, çünkü ev bitecek gibi değil. Düşündüm üstüne. Birden bire eşyalar aklıma geldi, şimdi odanın içinde eşyalar. Böyle korkunç derecede evi istila ediyor ve bakıp duruyor sana” anlatıyor. Evin dışında bir oda hayalinin (ihtiyaç mı yoksa) olması gerektiğini belirtiyor: “Ev bir çukurdur.”
Söyleşiler, röportajlar, yazılar hepsi şiir üstüne, şiirin yaşamı güzelleştirmesi, düzeni düzeltmek amaçlı olduğunu ve daha birçok şeyi anlatıyor. İlhan Berk, sadece şair değildi, bildiğiniz gibi çok keyifli, çok ilginç bir ressamdı da… “Dünyada düz çizgiden çok, eğri çizge-iler egemen. Düşünsel yapım düşük ve iri olandan yanadır. Örneğin yatay değil dikey çizgileri severim. Sonu gelmeyen çizgilerdir beni çeken…”Resimleri de şiirleri (burada söyleşileri) gibi çok farklı, çok ilginç; üzerine tartıştıracak denli…
Yine şiire dönelim… “Bir şair, dünyada şiirin geldiği noktayı iyi bilmeli ve o noktadan hayata bakmalıdır” diyor… İlhan Berk’in, kim ne derse desin, söyledikleri, anlattıkları biz okurlar için yol gösterici.
Aksak Çizgi, Yeni Söyleşiler
İlhan Berk
Hazırlayan: Yalçın Armağan
Roman
Yapı Kredi Yayınları, Eylül 2025, 413 s.












