Pazartesi, Haziran 8, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Ekoloji

Alaturka ‘Çitleme’…

Fikret Başkaya by Fikret Başkaya
20/03/2024
in Ekoloji, Ekonomi, Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
Alaturka ‘Çitleme’…
0
SHARES
717
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Fikret Başkaya

 

‘Çitleme’ İngilizce ‘enclosure’un’ karşılığı. Kabak çekirdeği çitlemek değil… İngiltere’de XVI’ncı yüzyılın başında müşterekler kapsamında olan tarlalar, otlaklar, su kaynakları, yaylalar, ormanlar, parklar, ortak yaşam alanları… yeni yetme kapitalistler, büyük tüccarlar tarafından çitlerle çevrilerek, özel mülk kategorisine indirgeniyor, oralarda yaşayan insanlar yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları topraklardan kovuluyor, mülksüzleşiyor, proleterleşiyor, yaşam alanlarından ve kaynaklarından koparılıyordu… Aslında bu süreç, kapitalizmin şafağı demeye de geliyordu… Mülksüzleştirilmiş, proleterleştirilmiş geniş kitleler ilerde kurulacak sanayi için hazır, ucuz işgücü demekti… Aslında Kapitalist mantığın ve işleyişin bir gereği olarak, XVI. yüzyılda başlayan ‘çitleme’, farklı yoğunluklarda ve görüntülerde, özellikle de ‘sömürgelerde olmak üzere, bugüne kadar devam etti… … Neoliberal küreselleşme çağının ‘özelleştirmeleri’ çitlemenin yeni versiyonundan başkası değildir… Sorun, müştereklere, kamusal olana sermaye sahipleri tarafından el koymakla ilgili olduğuna göre…

İngiltere’de yaşanan vahşetin canlı tanığı olarak, Thomas More, Ütopya adlı klasik eserinde (1516) şöyle yazmıştı: “Geniş tarım topraklarını boşaltıp otlak yapıyorlar. Evleri yıkıp Kiliseyi bırakıyorlar yalnız onu da ağıl olarak kullanıyorlar. En çok oturulan, en çok işlenen yerleri çöle çeviriyorlar. Ormanlara, parklara, av hayvanlarına ayırdığınız yerler yetmiyormuş gibi… Böyle doymak bilmez cimrinin biri binlerce dönümlük yeri kuşatıveriyor. İçindeki namuslu çiftçileri evlerinden çıkarıyor: kimini yalan dolanla, kimini zorla, kimini türlü yollarla tedirgin edip yerlerini satmak zorunda bırakarak. Doyuracak karınları paralarından çok fazla olan bu köylüler (tarım çok kol isteyen bir iştir çünkü) çoluk çocukları, dulları yetimleri, ana babaları ve torunlarıyla yollara düşerler. Doğdukları evden, karınlarını doyuran topraklardan ağlayarak uzaklaşır zavallılar ve barınacak yer bulamazlar. O zaman kap kacaklarını, pılılarını pırtılarını yok pahasına satarlar. Onlara da ne kalır yapacak: çalmak ve Tanrı buyruğuyla asılmak. Yoksulluklarını dilencilikle sürdürmek isteyenler de çıkabilir: onları da serseri diye yakalayıp zindana atıverirler. Oysa nedir suçları bu insanların? Çalışmaya can attıkları halde kendilerine iş verecek kimseyi bulamamak. Hem hangi işe girebilirler zaten? Topraktan başka şeyden anlamazlar ki. Eskiden yüzlerce kolun çalıştığı topraklarda koyunları otlatmak için bir tek çoban yeter”.

Elbette bu saldırı karşısında insanlar sessiz ve tepkisiz kalamazdı. Kadınların ön saflarda olduğu isyanlar birbirini izledi… En çok bilinen isyan 1549’da 16 bin köylünün Norfolk’daki Kett İsyanıydı (Robert Kett). İngiltere’nin ikinci büyük kenti olan Norwich’i ele geçirmişlerdi. 3500 isyancı katledilmiş, Robert ve Williams kardeşler asılarak idam edilmişlerdi…  “Kaptan Dorothy” liderliğinde 37 kadın isyancı da Yorkshire’daki Thorpe Moor komünlerini geri almayı başarmıştı…   

Kapitalizm her krize girdiğinde, her tökezlediğinde, müştereklere saldırı derinleşiyor… Doğa yağma ve talanının insan havsalasını zorlayacak boyutlara ulaşması, kapitalizmin ‘yeni değer’, ‘fazla değer’, ‘artı-değer’ yaratmakta zorlanmasındandır… Şimdilik bu saçmalığı ‘büyüme’, ‘kalkınma’ adına meşrulaştırıp-dayatabiliyorlar…

Oldum olası Türkiye’de siyaset bütçenin, hazinenin ve müştereklerin yağma ve talanıyla yol alıyor, ama dinci AKP’nin 22 yıllık iktidarında tüm rekorlar kırılmış görünüyor… ‘Yerli ve Milli’ AKP iktidarında sanayileşme, kentleşme adına doğal varlıkların gözden çıkarılması sıradan, yaygın bir uygulama haline geldi. Yeraltı zenginliklerini çıkarmak öncelikli kabul edilince yer üstü zenginlikleri önemsiz sayılır oldu. Ormanlık alanlar, yaylalar, meralar, aktif tarım yapılan topraklar, vadiler, koylar madencilik, enerji, turizm, sanayi tesisi, konut, otoyol inşaatı için şirketlere tahsis edildi…

Irmaklar, çaylar HES projeleri için şirketlere veriliyor. Yazın suyu çok azalan ya da kuruyan derelere bile HES’ler kuruldu… Şirketlere avantajlı destekler sağlandığı için… Yıllık tahmini kilovat için garanti veriliyor. Öngörülen miktarda elektrik üretilmemişse, aradaki fark kamu kaynaklarınca telafi ediliyor.   Yani AKP yandaşı ‘ayrıcalıklı müteşebbisin’ zarar etme riski yok.   Sadece özel yeni HES’ler kurulmakla kalmadı. Önceden tümüyle kamu tarafından inşa edilen barajlar, barajlarda kurulan hidroelektrik santrallar da sembolik bedellerle şirketlere peşkeş çekildi… Şehirler arası yüksek gerilim hatları zaten hazırdı. Elektriği bütün hanelere, işletmelere ve işyerlerine ulaştırmak için gerekli alt yapı hazırdı.

Üretilen enerjinin yaklaşık beşte biri gerekli yıpranan iletim sisteminde kaybediliyor. Bundan doğan maddi kayıp kolayca telafi edildi. Elektrik faturalarına kayıp-kaçak bedeli adıyla bir kalem eklenerek sorun çözüldü. Kayıpları önlemek için kaynak harcamaktansa ortaya çıkan zararı halka ödetmek ekonomik akla daha uygundu.  Sayaç okuma bedeli de faturada yer alıyor. Yani sahadaki personelin giderlerini de şirketin üstüne yüklenmiyor…

Bir akarsuyun üstünde bir HES kurulurken, genellikle yeterli debide olmayan suyun yatakta toprağa karışarak kısmen kaybolmasını önlemek için beton kanallar oluşturuluyor. Gereken yerlerde su tünellerin içinden geçiriliyor. Akarsuyun çevre bitki örtüsüyle ilişkisi kesiliyor. Hayvanlar sulanamıyor. Suyun sahibi şirket oluyor. Irmağın katlettiği vadinin iki yakası da şirketin malı kabul ediliyor…

Bir alan bir şirkete veya kişiye tahsis edilecekse ve söz konusu alanın bir bölümü özel mülkse, acil kamulaştırma kararı alınıyor. Bu bedel de kamu tarafından, bütçeden ödeniyor. Şirkete ek yük getirilmiyor Mülk sahibinin de özelleştirmeye itiraz etmesi çoğu kez sonuç vermiyor. Artık yasal yollardan sonuç almak mümkün olmadığı için…

Alaturka özelleştirmenin adı kamulaştırma, kamulaştırma da “acil kamulaştırma” oldu.
Büyük şehir kavramından sonra bir de bütün şehir kavramı ortaya çıktı. Artık ülke nüfusunun büyük bölümü bütün şehir sınırları içinde yaşıyor. Bütün şehir yasası il sınırları içindeki her yeri kentsel alan olarak tanımlıyor. Köy kavramı ortadan kalktı. Köyler şehrin mahallesi ilan edildi. Ortada köy kalmayınca doğal olarak köyün ortak malları da olmayacaktı… Bütün varlıklar merkeze bağlandı.  İçme ve sulama suyu paralı oldu. Otlaklar, meralar, yaylalar köylünün yaşam ve üretim alanları olmaktan çıkarıldı. Meraların çoğu zaten özelleştirilmişti. Artık hiç gitmeden, hiç görmeden bir merayı, bir ağaç kesim sahasını internet üzerinden satın almak da mümkün…

Köylüler yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar… Şehirlerin çeperlerine sığındılar… Gıda üreticisiyken gıda tüketicisi oldular… Meraların satılmasının asıl amacı gezici, sürü hayvancılığı yok etmekti… Endüstriyel hayvancılığa geçilecekti… Çünkü ulus-ötesi şirketler genetik modifiye büyükbaş hayvanlar, ihraç etmek için, formül yemler, yemlere ekledikleri antibiyotikler üretiyorlardı. Pazarı genişletmeliydiler… Bunun için de Çevre Ülkelerin hayvancılık yöntemleri değiştirilmeli, dönüştürülmeli, neoliberalizmin gereği yapılmalıydı… Endüstriyel hayvancılık yaygınlaştırılmalıydı…

Geleneksel hayvancılıkta koyunlar, keçiler, sığırlar sürüler halinde, meralarda, otlaklarda sayısız çeşitlilikte otlarla besleniyor, gün ışığı altında, sosyal varlıklar olarak dolaşıyorlardı…

Endüstriyel hayvancılığa geçildi.  Süt inekleri ve eti için beslenen danalar adım atamadıkları, uzanıp yatamadıkları güçlükle sığdıkları daracık bölmelere hapsedildi…  İthal formül yemlerle beslenen ineklere süt verimini arttırmak için sığır büyüme hormonu da uygulanıyor. Beş yılda vücutları tükendiği, aşırı süt üretirken kemiklerindeki kalsiyumu kullandıkları için kemikleri kendiliğinden kırılıyor. Buna topal inek hastalığı deniyor… Tabii hemen mezbahaya gönderiliyorlar. Et için beslenen danalar da bir yaş civarında kesiliyor. Ekonomik akıl neyi gerektiriyorsa o yapılıyor. Şehir Hastaneleri de çitleme uygulamasının örnekleri arasında…

Eğer bu yıkım bu akıl almaz saçmalık vakitlice durdurulamazsa, geriye kurtarılacak bir şey kalmayacağının bilinmesi gerekiyor…

 

 

 

 

 

Tags: acil kamulaştırmaAKP HükümetiÇiftçiekolojik yıkımEkonomiFikret Başkaya
Previous Post

Güney Kürdistan’ın Statüsü

Next Post

Şairler Kadıköy’de buluşuyor

Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005). 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi. Fikret Başkaya 2007 yılı itibarıyla Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Politik İslamcı son hamle…
Manşet Haberler

Politik İslamcı son hamle…

02/06/2026
“Terazi Bozuk”
Manşet Haberler

“Terazi Bozuk”

09/05/2026
Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor
Manşet Haberler

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor

30/04/2026
Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok…
Manşet Haberler

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok…

17/04/2026
“İç Cepheden” Sevgilerle…
Manşet Haberler

“İç Cepheden” Sevgilerle…

01/04/2026
Kapitalizme karşı olmayan, barışı ağzına almasın!
Manşet Haberler

Kapitalizme karşı olmayan, barışı ağzına almasın!

18/03/2026
Next Post
Şairler Kadıköy’de buluşuyor

Şairler Kadıköy'de buluşuyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Durmak da Bir Eylemdir

Durmak da Bir Eylemdir

by Banu İmer
07/06/2026
0

Hayata bir camın arkasından bakar gibi yaşadığımız anlar olmuştur. Zihnimizi tamamen kapatıp kendimizi otomatik pilota teslim ettiğimiz anlar… Böyle anlarda...

Çifte Kavrulmuş

Çifte Kavrulmuş

by Korkut Akın
07/06/2026
0

Mizah, en zorlu toplumsal krizlerde ve baskı dönemlerinde bile sığınabileceğimiz en güvenli liman olarak tanımlanıyor ve “toplumsal bir düzeltme aracı”...

DİSK’ten Rahmi Koç’un sözlerine tepki: Ayrımcı söylem kabul edilemez

DİSK’ten Rahmi Koç’un sözlerine tepki: Ayrımcı söylem kabul edilemez

by Sonhaber
07/06/2026
0

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, iş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de gerçekleştirilen bir hastane açılışında yaptığı konuşmaya ilişkin yazılı açıklama yayımladı. DİSK,...

DEM Parti’den süreç için hız çağrısı: Beklemede kalmak risk üretiyor

DEM Parti’den süreç için hız çağrısı: Beklemede kalmak risk üretiyor

by Sonhaber
07/06/2026
0

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” başlığıyla tartışılan sürece ilişkin...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik