Anılar hafızanın merhemidir-2

Bismarck Almanya’sının Fransa’yı yenmesinden sonra, yenilgiyi hazmedemeyen Paris halkının Fransız hükümetine karşı kurduğu devrimci bir tebessüm, Paris. Paris komününün kurulduğu kent, Paris!  Robespierre’in şehri, Paris’te Son Tango… Bernardo Bertolucci Paris ‘i şimdi yolumun üzerindeydi. Gerçekten heyecanlanıyorum. Bir an önce sabah olsa da gündüz gözü ile bu masal şehrini görebilirsem.

Facebook tan tanıdığım, düşünsel arkadaş olduğum Daniel ile yazışıyorum bu ara.

“Üstat görüşelim. Müsaitseniz sizi ağırlamak isterim.”
“Olur” diyorum.

Paris, müthiş ruhu olan bir kent. Tıklım tıklım. Uzun bacakları, kocaman popoları, köfte dudak ve çikolata renkleriyle siyahiler… Bazen koyu bazen kakaosu biraz fazla çikolata gibi kahve renkleri yüzlerinde beyaz, düzgün dişleri… Gözlerindeki beyazlıkları ancak bir ressam çizebilir. Ter kokmuyorlar. Az da olsa Fransızlara rastlıyorsunuz Şanzelize’de. Kıyafetleri, bakımlı yüzleri, saç ve cilt renkleriyle anlıyorsunuz. Geçtikleri her yere Eternity, Tresor, Gio Armani parfüm kokuları saçılıyor. Eskiden insanlar Beyoğlu’na çıkarlarken en güzle giysilerini giyerlermiş. Takım elbise ya da döpiyes kravat, papyon takmayanlar neredeyse ayıplanırmış. İstiklal Caddesi gibi diyorlar Şanzelize’ye. Alakası yok aslında. İstiklal Caddesinin en az dört katı genişliğinde, elektrik direklerinin olmadığı, kablolarının duvarlarından sarkmadığı, reklam tabelalarının ölüm tehlikesi taşımadığı, rengarenk aşk kokan, zarafet bulvarıdır Şanzalize. Van Gogh’un tablosundan fışkırmış kafesinin Arnavut kaldırımlarında sıralandığı bulvar… Keşmekeşlikten uzak, düzenli, kurallı… Hakları ve hukukları belli olan bir şehir bu kadar kalabalık ve bu kadar sorunsuz ulaşıma sahip olabilir mi? Paris metrosu. Bizimkilerin medeni iftarı dedikleri İstanbul metrosunun en az elli katı büyüklüğünde. Bu müthiş ulaşım ağı hergün milyonlarca insanı kat kat rayların döşendiği yerin altından şehrin merkezine bırakıyor. Hasan, eski bir şehir gerillası. Uzun yıllar mahpus hayatını ardından kendisini Paris’in ortasında bulmuş. Labirentlere benzeyen Paris metrosunu avucunun içi gibi biliyor. Ve tabi Fransızcası da hiç fena değil… Konuşuyoruz. Biraz eskilerden, biraz yeni yaşamlardan… Dalıp gidiyorum zaman zaman. Aklım yıllar önce okuduğum romanda geçen bir olaya takılıyor; üç boyutlu usumda canlandı şimdi, Şanzelize.  Şanzelize Bulvarı.  O bir şarkı bulvarı, şiir ve mor aşkların renkli aşkların, Mado ve Sergey’in, Paris düşerken barikat ardında yaşadıkları aşkın hikayesini anlatıyor. Fırtına’ya dönüşen lacivert rüzgarlar…

Ooo Şanzelize !!

Ooo Şanzelize!!

O saleil , su la püli!!

a midi o amunui!!

İli ya tuska vu vule!!

O Şanzelize’yı…!!

O Şanzelize…!!

Tarih tekerrür mü ediyor?

Sarı Yelekliler… Boydan boya Şanzelize’yı işgal etmişler. Direniş marşları, gitarlar eşliğinde bizdeki halaylara benzeyen danslarla sürdürüyorlar direnişlerini.

Hak özgürlük, eşitlik…

Etrafı kuşatılmış yeni faşist polislerle… Bir çatırtı kopuyor, bomba patlıyor elma kokulu sis çöküyor Şanzelize’ye. İçim direniş ruhuyla doluyor, karışıyorum onlara… Karışıyorum Mado ve Sergey’in arasına. Kopuyorum. Zaman da yolculuk yapıyorum adeta.  Gözlerimi, Şhanzelize’ nin Alman tanklarının gireceği alt sokaklara çeviriyorum. Bir kadın, adını çok sonra   Leonitte olduğunu öğreneceğim; kırmızı mı giymiş desem, kızıl mı ama yırtık pırtık elbisesine gizlediği molotofkokteyili salıyor tankın paletine. Tank alev alıyor. Nazi askerleri tutuşuyor. Tank duruyor. Dona kalıyorum. Şehir gerillacılığında “suda balık” olduğumu sanırdım. Acemi çaylağım şimdi. Neler oluyor?  Şanzelize işgalden kurtuluyor. Mado Sergey, adını bilmediğim öteki direnişçiler atlıyor öne…  Savaşıyoruz hayallerimin direnişçileriyle…

İrkiliyorum birden.  Hasan sesleniyor; “beni takip et… Beni kaybetme…”  Bir bomba daha patlıyor, sis aramıza karışıyor. Hasan! Hasan! diye bağırıyorum. Islık daha keskin ıslık çalıyorum sisleri yırtarak. Tıpkı eski günlerdeki gibi bir birimizi Cerrahpaşa korsan mitinginde, Kocamustafapaşa  gösterilerinde bulduğumuz gibi buluyorum Hasan’ı.

Oda ne?! Burası Metris! E 11 koğuşu!.. Olamaz Şanzelize… Olamaz Paris… Buda ne böyle. Mazgal kapısı aralanıyor. Binbaşı Adnan… 6 Haziran! Tan sökümünde yaşam senfonisi! Kadir Tandoğan! 25 Haziran! Ahmet Saner… Neler oluyor Doğan, Atilla! Ercan neredesin?! Tamer neler söylüyorsun sen?..

…Kiraz ağacında gömleğim yırtılıyor… Hani benim gençliğim nerede?!..

…Oooo Şanzelize… O saleil , su la püli, a midi o amunui… Paris… Su ile gelen güzellik… “…Ölmek ne garip şey anne, öptüğüm kızlar geliyor aklıma…” Tamer dikkat et! Sağ tarafın tutulmuş… Sarı Yelekliler… İş, ekmek, özgürlük… Bugün açlık grevimizin yirmi altıncı günü… Çiğ et ve boş bağırsak kokusu… ” … “… Bugün İstanbul’ da akıl almaz bir soygun….”, ” … Cerrahpaşa… Person… Maaş… On beş milyon beşyüz otuz sekiz bin…””… MLSPB gerillaları zayiat vermeden üstlerine geri dönmüşlerdir.. “… Migros kamyonu kaçırıldı… Biri kadın üç kişi… Karadeniz mahallesinde dağıtılan yiyecek maddeleri polislerce geri toplanmaya çalışılsa da… MLSPB olayı üstlendi, basından… Paris’te Son Tango… Akın, Kıro… Geri çekiliyoruz… Bu sabah polisin düzenlediği opera… Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’dan sonra son on yılın kent gerillası öldürüldü… Basından…

Daniel ile buluşuyoruz. Nazik daveti güzel bir restoranda hoş sohbete dönüştü. Hasan, Ayşe’ de var aramızda. Bir tencere nar gibi kızarmış midye, turuncuya çalan karides, sos ve bil umum baharata bulanmış bir bir tencere geliyor önüme …  Ve tabi şarap. Hoş sohbet…

Hasan beni ertesi gün sevgili Daniel bıraktı. “Nöbet” sırası şimdi Daniel de idi. Türk de olsalar uzun yıllar dışarda olmanın kültürüne bulaşmışlar ve kahvaltı kültürleri yok. Sabah kalkar kalmaz alabildiğine kahve içiyorlar ve sigara… nefret… peynir, zeytin, domates yumurta yok mü?  Diyesi geliyor insanın.

Metrodan iniyor, bir üst kat yan metroya biniyoruz. İniyoruz, iki alt, bir yan, iki sağ metroya biniyoruz. İniyoruz, bir alt, üç alt, başka bir metroya biniyoruz. İniyoruz, çıkıyoruz sağa, sola dönüyoruz, çıkıyoruz Paris ‘in göbeği ne… Sevgili Daniel, “karşıya bak” diyor. Kafamı kaldırıyorum. Bütün ihtişamı ile Eyfel Kulesi karşımda duruyor.  Bir yapıt bu kadar büyük ve bu kadar mı estetik olabilir. Büyük ve zarif. Yaklaştıkça büyüyen, büyüdükçe görkemleşen bir yapıt! Muhteşem bir kadın boynunda pırlanta kolye gibi duruyor. Elbette muhteşem olan kadının (Paris’in)zarif gerdanı ile bütünleşmiş Eyfel Kulesi’dir. Hergün görenler açısından belki devası bir elektrik direği olabilir. Ama güzellik bilimi(estetik) ve sanat açısından muhteşem bir yapıt. Teşekkürler Daniel.

Kurvasan üzerine sürdüğüm çikolata sosa zorunlu olarak içtiğim kahveler ile geçiştirdiğim kahvaltıların ardından Paris ekibi beni uçağa bindiriyor. Aklımda hep Osmanlı ordularının bir türlü açıp giremediği Viyana kapıları vardı. Birde ben dayanayım şu açılamayan kapılara.

Uçak Viyana hava limanına indi. Değişik bir coğrafya ve iklim. Bununla beraber değişen insan ve yaşam biçimleri, renkleri, ırkları, mimarileri, ekonomilerinin şekillendirdikleri kültürleri…

Sevgili Ümit karşılıyor beni Viyana hava limanında.

Ümit, doğma büyüme Bakırköy ‘lüydü. Legal örgütlülükte ” Yaylı Ümit” lakaplıydı. Yayılarak yürürdü. Boyu , posu, endamı güzeldi ve dikkat çekiyordu. Esmer güzeli bir kızdı. Yanından geçerken herkes döner bir kez daha bakardı. Güzelliği ile düz orantılı aktif bir militandı. Hem güzel, hem militan. Bir insanda bu iki sıfat her zaman beraber olmazdı.  Bizlerden sonra içine çöken hazan duyguları onu buralara getirmiş. Nedendir (bu kez) bilinir oda fırından çıkmış sıcak ekmek gibi karşıladı beni ve bin yıllık dost gibi, “bin yıllık halıya” benzeyen yoldaşlık duygularıyla baktı. Yüzü, gözü, saçı, endamı… yıllara direnmiş. Hala havalı yürüyor. Saçları sallanıyor. Kahkülleri, her bir çizgisi bir dram hikaye olan gözlerindeki kaz ayakları, dalıp giden bakışları mor yılların ardındaki yaşanmışlıkları anlatıyordu. Ah, 12 Eylül sonbahar yaprakları, hazan mevsimi. Ah sonbaharın ilkbahar çocukları, bir yitik altın kuşak yetmiş sekizliler. Ah, Ümit. Geçmişin zaman katmanlarına gizlenmiş değerler ve sıcak bakışıyla gülümsemesi her şeye bedeldi.

Ah 12 Eylül bin dokuz yüz seksen…

Beni Zurih’de karşılayan, evlerinde ağırlayıp, unutulan insan sıcaklığını sıcak çorbaya dönüştürüp önüme koyan sevgili Oya ‘ya; değerli yoldaşım ilk gençlik arkadaşım, Hayrettin ‘e; ayrı ayrı teşekkür ederim. Cenevre’yi bana tanıtan sevgili Ömer  ve  evinde akşam, evinde sabah kahvaltısı hazırlayıp davet eden çok sevdiği eşi Nalan ‘a,  sıcaklığından ve içtenliğinde ödün vermeyen, Cenevre’yi gezdiren Salim’e çok çok teşekkür ederim. Yetmişli yılların insan ilişkilerindeki samimiyeti, örgüt ve yoldaşlık duyguların tüm değerleri ile koruyan sevgili Ramazan Ökütülmüş’e; Güney Fransa Montpellier ekibinden Hüssam ve Christina çok çok teşekkür ederim. Saatlerce Eyfel Kulesi’ni gezdiren, nazik davetleri ile tanımadığım yemekleri güzel restoranlarda tattırıp şişe şişe şarap hediye eden Daniel’e Paris’i, Şanzelize’yi, gezdiren; Gezi ruhunu hatırlatan  ‘Sarı yelekliler’ ile tanıştırıp eylemlerine ortak eden Hasan a, evinde ağırlayan  Ayşe’ye ve evinde ağırlayan  Mehmet Kobal ve eşine  Viyana’nın “yaylı” Ümit ‘ine çok çok ve tabi buraya kadar yazım, okuduğunuz için sizlere teşekkürler…

Memet Sönmez

Yazar Profili

Memet Sönmez
Memet Sönmez
Bir yitik altın kuşak '78 li, sakıncalı vatandaştır. "Konserve" de yaşadı uzun yıllar. Her türlü okulu "konserve" de bitirdi. Bu nedenle "konservetuar" mezunu, alaylıdır. Görsel sanatçı, geri dönüşüm ve tasarımcıdır. Taşınır, taşınmaz eser restoratörüdür. Atık malzeme toplar, onları ahşapla birleştirir. Bir rivayete göre, onlarla konuştuğu, "deli" olduğu söylenir. Eski olanlarla değil, hikayesi olan eskilerle ilgilenir. Her çöpün çöp olmadığını düşünür. Gözü çöplüklerdedir. Onları tasarlarken hikayelerini de yazar. İlk yazılarına, ilk gençlik yıllarında İstanbul, Bakırköy sokak duvarlarına yazmakla başlar. Üzerinde parka, kafasında kapişon, boynunda atkı, yüzünü gizler; yakalanır, inkar eder, üzerine sıçramış boyalara rağmen. Polis de, herkes de onun yazdığını bilir. Ekspertiz den yakayı ele verir. Çünkü hep aynı imla hatasını yapar.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x