Ankara ,Yeni Mahalle, Hacettepe , Sağlık Sorunları

HomeManşet Yazarlar

Ankara ,Yeni Mahalle, Hacettepe , Sağlık Sorunları

Meltem Uzuner

Ankara’ya çok sevdiğim Başkent’e üç yıl önceki kadınlar gününde okulumdaki hanımlarla beraber günü birlik Anıtkabir ziyareti dışında yirmi yıl sonra ilk kez geldim.

Çok sevdiğim akrabalarımla başka yerlerde ve İstanbul’da karşılaşsam da Ankara’ya bu kez çok büyük bir özlemle geldim, eski belediye başkanı rahmetli Ragıp Tüzün’ün tanıdıkları olduğundan ve aynı zamanda kendisi de Ulaştırma Bakanlığının çok sevilen müdürlerinden ve Yeni mahallenin kurucuları arasında olan babamın dayısının   Yenimahalle / Ragıp Tüzün caddesindeki atmış yıllık evine büyük bir keyifle geldim.

Babamın dayısı Nazım Paksoy Yeni Mahalledeki evi yapılırken belediye başkanı akrabam, ben de bakanlıkta görevliyim diyerek tek bir fazladan çivi çakmamış, dürüstlüğü ile tanınmıştır, bu yüzden de çok sevilir, kendisi ben doğmadan bir yıl önce vefat etmiş tanıma şansım olmadı ancak ağabeyimi görmüş ve babasının Mehmet ismini vermiş.

Tüm Arhavi’den Ankara’da üniversite eğitimi yapması gereken herkesin ve İstanbul’a yolu düşen herkesin geldiği eve geldim ve Yeni Mahallenin inanılmaz kalabalığı karşısında şaştım kaldım, en çok şaşırdığım da 1969 yılından beri yani 5 yaşımdan beri gelip gittiğim caddenin sabahlara kadar kavga gürültü içerisinde kalmış olması idi. Pencereden baksanız bir dert, arabanıza çarparlar mı ayrı dert, bir Kriminal bölge gibi olmuş cadde, hatta bir gün sonrası cadde de gürültü yapanlarında devlet görevinde olanların oğlu olduğunu yine atmış yıllık komşular öğrenip söyleyiverdiler, her yer çok göç almış tabi ki Ankara`da Yenimahalle de ancak insanlar, içki içmeye ve içtiklerini keyifle hazmetmeye veda etmişler ki, tam bir ay boyunca bunu anladım, hemen hemen iki günde bir gürültü ve kendi kendine konuşan içkili erkekler. Sokakta usulca yatan köpeklere bile sataşan ne içtiğini idrak edemeyen kendini bilmezler.

Belki okuyanlar kızabilirler ama bunlar gerçekler ve benim otuz günlük gözlemlerim ki, ben bunları yanımdakilerle ve birçoğu değişmiş olan ve çok azı kalan atmış yıllık komşularla aynı saatlerde yaşadım. Artık o nezih, memur kenti Ankara’da yok. Kızılay ve Ulus çok fazla Arap turist barındırıyor ama hiçbiri benim Körfezden tanıdığım varlıklı turistlerden değildi, Saman Pazarında, Hamam önünde ki kafe ve dükkanlarda rastladım ve kimin hangi ülkeden gelip ne tarz Arapça konuşulduğunu da anlayabilecek bilgilerim var ve gerçekten hepsi turist değillerdi. Birbirine saygılı kibar insanlar yok mu var ama her yerde azaldığı gibi Ankara ’dada azalmış.

Kültür seviyesi, bilgi az, okuma az, neyi  neden yaptığını anlayan da az, örnek mi Ulucanlar ceza evinde yani eski Cebeci karakolunda, şu üç fidanların asıldığı, bir çok fidanlarımızın asıldığı, ülkenin çok değerli sanat, bilim ve basın insanının hapis tutulduğu cezaevinde, darağacının yanındaki askeri aracın  aynasına sarılmış hanım gördüm, belli ki Anadolu’nun içinden yada Ankara’dan, gülümseyerek, geldiği, gördüğü yerin farkına bile varmadan gülümseyerek, bu hanım ne kadar çocuk yetiştirebilir ve kaç çocuk yaparsa yapsın ne verebilir, şaşarak izledik. Bizlerin göz yaşları ve baş ağrısı içinde gezdiği yeri belki de bak çocuğum uslu durmazsan böyle olursun diye gezdiren de vardı o da gülüyordu, kendi anlamayan nasıl bir sonraki nesli yetiştirsin. Böyle Ulucanlar ve Ankara gözümde şimdi.

Babam 1978 / 1979  yılında  kalple ilgili kontrol için Hacettepe’ye davet  edilmişti, annem ve ağabeyim ile birlikte  uçakla geldiler, çünkü o yıllarda İstanbul’da bile kalp ameliyatları ve anjiyo sıkıntılı, babamın Siyamı Ersekte muhteşem arkadaşı vardı  Dr. Ayhan Caner, o tedavi ederdi ve onun gücü ile yaşadı, Dr. Ayhan bey de  git Ankara’ya dedi, babamlar  Hacettepe’ye geldiler, daveti ve organizasyonu yapan 1960 yılındaki ihtilalde görevli havacı albay Haydar Tunç Kanat’tı, bu seferde doktor Haydar Tunç Kanat’a karşı tepkili diye, zavallı babamı Hacettepe de asansöre bile bindirmemişler, sonunda hiçbir şey yapılamadan babamda zatürre oldu ve yine o Yeni Mahallede ki eve  dönmüştü.  Bizimkiler ne oda gördüler ne Hacettepe de tedavi. 1980`de yılında İstanbul’da kaybettik babamı.

Yirmi yıl sonra 5 Eylül için randevu aldım Gülhane Araştırma yani eski GATA’dan, ki birkaç gün kala iptal ettiler, derken 9 Eylül için aldım onu da iptal ettiler, mesajlarda “çalışma planında gelişen zorunlu değişiklik nedeni ile iptal edilmiştir” diyordu. artık sorma şansı yok yine de 184 Nolu merkezi aradım normalde dönerlerdi, bir kez bile aramadılar, 182 merkezi sistem arayıp bir kez de sesli söyledi ama bakın hastayım dedim, 184`ü arayıp bildirin sıkıntılarınızı dediler, yani bir kez daha anladım ki sağlık sistemi Ankara da çok sıkıntılı İstanbul’dan da sıkıntılı, hatta çok göç almış Antalya ile mukayese kabul edilemeyecek kadar geride, sıklıkla yaşam yeri seçtiğim kasabam Kaş da bile doktor sıkıntısı çoktur çünkü ev kiraları yüksektir  ama ne Antalya ne Kaş da halk Ankara’daki kadar sıkıntı çekmiyor bunu da sonra altı yılda bizzat  gözlemedim.

Kırılmasın Ankaralılar, ben öyle yoğun çalıştım ki Bestekar sokaktaki Petrol Ofisi’nin özelleştirmesi sırasında Ankara’da öyle çok severek gezdim ki Cuma dan Pazara, İstanbul’a dönmediğim zamanlarda, üç ay on gün Sheraton otelde ki odamı bile değiştirmedim, ancak göç fazla, ama göç eden insanlarda eğitimsizlik çok fazla, devamlı beş çocuk, üç çocuk önerilen halkımızın gündüz kadınlar kaşığındaki programlarda ar / haya seviyelerini , ailelerin dini ve milli hiçbir değeri yukarda tutmadıklarını tüm kış görüyoruz, ve bu Programlar devam ediyor. Değişmeyen konu, illaki torpil, kendi adınızla telefon edip başka önemli bir adını vermezseniz yine aynı sistem; ya doktor yok  ya da Randevu sistemi çalışmıyor. Yabancı Doktorlarla da sistem yürümüyor. İyi davranışta, bakışta işe yaramıyor.

Sonuç, yazıyı sosyoloji okumuş ve insan sever, ülkesindeki her din ve mezhepten insanı sever ve kucaklar biri olarak, canlı sever biri olarak yazıyorum.

Ne Yeni Mahalle “O” eski Yenimahalle, Ne de Ankara “O” eski ANKARA,

Sağlık sistemi 1980 öncesi gibi, senden benden olan olmayan gibi.

İstemeyerek olsa da, gözlemlediğim Ankara günlerim.

Bir tek önemli özellik kaldı benim için Ankara’da; ANITKABİR.  Ruhun şad olsun ATAM.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments