Cumartesi, Ocak 31, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Artık Evde Kimse Yaşamıyor

Serdar Taş by Serdar Taş
08/12/2025
in Manşet Haberler, Sanat, Yazarlar
A A
2
Artık Evde Kimse Yaşamıyor
0
SHARES
811
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Cesar Vallejo, ardımızda bıraktığımız asrın en saygın şairlerindendir, hatta kimi hatırı sayılır edebiyat otoritelerinin nazarında “en büyük” olarak takdir görür. “Sevgi bizim hakiki kaderimizdir. Hayatın anlamını bir başımıza bulamayız, onu ancak bir başkasıyla bulabiliriz,” diyen, şiddetsizliği düstur edinmiş mistik, teolog, şair, toplumsal aktivist, karşılaştırmalı din bilgini Thomas Merton onu, “Dante’den bu yana en evrensel şair,” diye onurlandırır. Maria Vargas Llosa’ya göre, “Onun şiiri zamanın ve mekânın koordinatlarını aşar ve okuru daha daimi, daha derin bir alanda konumlandırır.”

Cesar Vallejo ezilen, alt sınıfa mensup bir ailenin on birinci çocuğu olarak sene 1882’de, “hüznün ve suskunluğun diyarı”, üç bin metre rakımlı Santiago de Chuco’da eziyetli, kasvetli yaşamına merhaba der. Vallejo bir “cholo”dur, yani yarı yerli (Quechua), yarı İspanyol kökenli bir melezdir o. Henüz bir çocukken açlığı, yoksulluğu, yoksunluğu tecrübe etmiş, yerlilere karşı gelişen “insan dışılaştırma”, “görmezden gelme”, “yoksulluğa mahkûm etme”, hülasa “hiçleştirme” siyasetine tanık olur. Dindar bir ailenin çocuğu olarak papaz olması ümidiyle yetiştirilmesine ve inançlı biri olmasına rağmen Katolik, ırkçı, sömürgeci, kolonyalist hâkim siyasete karşı kalemini sivriltir. Acı Çekene Saygı şiirinde Tanrı’yla hemfikir olmadığını dillendirecek ve onu kınayacak kadar vicdanî ve aklî bir tavır takınır. Belki de ona “Tanrı’nın kural tanımaz, yaramaz çocuğu” demek yerinde olacaktır.

Oldukça kapalı, şahsi, çözülmesi, nüfuz edilmesi zor bir dil takınan Vallejo, asla dilin geleneksel biçimiyle ve örgüsüyle yetinmez; beylik ve alelade gramatik ifadeleri ters yüz eder, çok dilli ve çok sesli bir şiir âlemi yaratır. Onun İspanyolcası yer yer bükülmüş, kırılmış; duygusal coşkunluğuna ve meramına göre devinim kazanmış dinamik bir dildir. Yeni fiiller icat eder, isimleri sıfatlaştırır; ziyadesiyle zengin mecazlara, karşıtlıklara ve koşutluklara yer verir. Asla kolay anlaşılırlık peşinde değildir Vallejo. Ancak tekmil insanlığa dokunabileceği, sarılabileceği bir dilin ardına düşmüştür. Şiirlerinde en sık geçen kelimeler madre (anne), casa (ev), dolor (acı), tristeza (hüzün), recuerdo (anı), hümanidad (insanlık) ve muerta (ölüm)dır.

Margaret S. Peden, Vallejo’nun şiirinin başka bir dile tercüme edilmesinin tam olarak mümkün olamayacağını, olsa olsa bunun bir “çeviri teşebbüsü” olarak kalacağını söyler. Yine bir başka eleştirmen de İspanyolcada bile okunması bunca zahmetli metinleri farklı bir dile tercüme etmeyi, “Dante’nin cehenneminde cezalandırılmak” olarak tanımlar.

Vallejo’nun Katolik Hristiyanlığa yaklaşımı oldukça karmaşık ve alelacayiptir. Katolik Kilisesi’ni tıpkı Şilili reaksiyoner düşünür Nicolas Gomez Davila gibi kıyasıya, acımasızca eleştirir, dara çeker. Öte yandan bir Kurtuluş Teologu edasıyla sınıfsızlığın, devletsizliğin sağladığı bir selametten, kurtuluştan,
hürriyetten bahseder. Belki Ruben Dario misali şairleri “küçük tanrılar” olarak konumlandırmaz, lakin dindar söylemin ve tanrının daima yanında yöresinde gezinir. “Tanrı’nın hasta olduğu bir günde doğdum,” diyebilmektedir mesela; yahut “Günlük ekmeğimizi sun bize Senor,” demekten geri durmaz.

ACI ÇEKENE SAYGI
Aynı fikirde değilim Tanrı’yla
Müntehirlerin cehenneme gideceği hususunda
Kainat’ın yaratılışına katılmaktan usandığında ruhum
İntihar edeceğim ben de denenmemiş bir yolla
Neredeyse tekmil akıllı kalpler
İntihar edip de restini çekmiş yeryüzüne

Ben tanrıtanımaz değilim
Babasıymış gibi Tanrı’ya küsen bir çocuğum
Eğer Tanrı müntehirleri ve Nietzsche’yi
Cehenneme gönderirse
Cehennemde yanmayı yeğlerim ben de
Değil mi ki Tanrı dürüstlüğü sever

Beğenmiyorum Tanrı’nın hayal gücünü
Ben Tanrı olsam
Peygamberler yollamaz
Doğrudan konuşurdum insanlarla
Ben Tanrı olsam
Hitler’i müşfik kalpli bir Yahudi olmakla cezalandırırdım
Yahut yetenekli bir ressam kılardım onu
İçindeki kötülüğü insanlara değil
Tuvallere dökerdi
Ben Tanrı olsam
Devletler olmaz olur
Gül kokulu bireyler var olurdu sadece
Atlar delişmen zamanlar koşardı
Ben Tanrı olsam
Herkesin dilediği karakter olmasını sağlardım düşünce marifetiyle
Dünya bir şiirin yaratılış sürecine dönüşürdü böylece
Ben Tanrı olsam intihar ederdim
İnsanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediğim için.

Sözü Octavio Paz’a bırakalım:

“Vallejo’nun siyasi ve poetik radikalizmine rağmen geleneksel bir mizacı vardı. Şiiri tanrısız bir dil olarak değil, mucizeleri ve vahiyleri olan varlık olarak
algılamıştı… Temel bir bilimsel yaklaşım öğütlemesine, tanrıtanımaz ve materyalist olmasına rağmen sözcükleri ve tutkuları dinseldi. Vallejo için şiir
itiraf, geri çekilme ve ayindi. Onun şiirinde fiiller, sıfatlar ve isimler hem cezalandırıcı, hem de kurtarıcı bir işlev görür.”

1913-1917 aralığında Trujillo Üniversitesi’nde hem hukuk hem de edebiyat tahsili görür. Yoksulluğundan ötürü “maişet gailesi”yle eş zamanlı olarak maden kenti Quiruvilca’da maden ocaklarında ve bir şeker plantasyonunda çalışır. Ayrıca sıradağlarda ikamet eden varlıklı bir ailenin evinde özel öğretmenlik yapar. İşte Peru’nun üst sınıflarıyla, sınıfsal uçurumla tam da bu dönemde tüm berraklığıyla karşılaşır. El Tungsteno romanının ilham kaynağı işte bugünlerdir. Zaruri nedenlerle kesintiye uğrayan üniversite eğitimini “El Romanticismo en la Poesia Castellana” (Kastilya/İspanyol Şiirinde Romantizm) teziyle nihayete erdirir.

Vallejo, 20’li yılların başlarıyla birlikte Yerlilerin ve emekçilerin var olma mücadelesine bir aydın olarak iştirak eder, omuz verir. Dönemin iktidarınca
“kışkırtıcı” olarak itham edilerek beyhude yere, hukuksuz, mesnetsiz bir şekilde hapse atılır. Poemas Humanos’ta o dehşetli mahpusluk tecrübesini şöyle serdeder:

“Ömrümün en tehlikeli ânı/Peru hapishanesindeki hapisliğimdir.”

1913’le birlikte kelimelerine şiirler yaratmak için hayatiyet verir. 1916’da La Reforma gazetesinde şiirleri yayımlanmaya başlar. İlk yayımlanan şiiri ise
Soneto’dur (Sone). Dönemin Peru’su tıpkı ahir zamanların Peru’su gibi eşitsizliklerin, derin sınıfsal asimetrinin âlemidir. Vallejo mevcut hükümetin
sermaye yanlısı acımasız politikalarına karşı emekçi sınıfların direniş girişimlerinden etkilenir ve kimileyin onlarla dayanışma içinde olur. 1916-17
yılları, yoğun aşk kırgınlıklarıyla melankoliye gark olduğu bir zaman zarfıdır. 1918’de annesini yitirmesi Vallejo’yu daimi bir yetimlik duygusuna fırlatır. Ayrıca Vallejo’nun şiirinde başlıca dört mekân yer tutar: Trujilo, Lima, Paris ve İspanya.

1911’de gittiği başkent Lima, Vallejo’nun entelektüel ve duygusal gelişiminde oldukça belirleyici olur. Vallejo bir yandan Lima’da dirlik düzen kurmaya
çabalarken, öte yandan da ailesiyle yakın ilişkilerini sürdürür. Lluvia (Yağmur) şiirinde Lima’dan şöyle bahseder:

“Lima’da… Lima’da yağıyor/kirli suyu çürüyen bir acının/Yağıyor sızarak çatlaklarından sevdasının.”

Kardeşi Miguel’in gençlik çağlarında ölümü büsbütün bir gam kasavet duygusuna gömülmesine sebep olur:

“Ah kardeşim, oturuyorum hânemizin sekisinde/ Yokluğunun bitimsiz bir kuyu kesildiği o yerde”

(A mi hermano Miguel, Cesar Vallejo)

Cesar Vallejo’nun ilk şiir kitabı olan Los Heraldos Negros (Kara Haberciler, 1918) Parnas ve Modernist bir üslupla, biçemle işlenmiştir. Güvensizlik, yaşamın kırılganlığı, hayatın beyhudeliği, yaşamın tabiatından kaynaklanan sınırlılık duygusu, toplumsal baskı, eşitsizlikler ve adaletsizlikler sebebiyle bireyin varlığında içkin olan potansiyelleri gerçekleştirememesi, kuvveden fiile çıkaramaması şiirlerine içkin vurgulardır.

Vallejo, 1923’te incecikten bir psikolojik roman olan Fabula Salvage’ı (Vahşi Hikâye) yayımladıktan sonra Fransa’ya doğru dönüşsüz bir sürgünlüğe revan olur. Yarım kalmış yaşantıların ve aşkların burukluğuyla, cebinde borç alınmış yüz dolarıyla, üçüncü sınıf vapur biletiyle, yağmurlu bir gününde öleceği Paris’e iltica eder Vallejo. O Paris ki Avrupa’nın entelektüel payitahtıdır. Yirminci asrın ilk yarısında Latin Amerikalı sanat ehlinin “el ombligo del mundo”su, yani “dünyanın göbek bağı”dır.

El Buen Sentido (Sağduyu) şiirinden bir kuble:

“Anne, adına Paris denilen bir yer var dünyada/ Öylesine büyük ve öylesine alarga.”

Vallejo’nun Paris’teki sürgünlük yılları maddi ve ruhani meşakkatlerle, medcezirlerle, hercümerçlerle geçer. Paris’i sevse de asla kendini oraya ait
hissetmez. Zaten belki de Paris, orada olunan ama oralı olunamayan bir kent değil midir her zaman!!? Geçimliğini edinmekte oldukça güçlük çeker. Kâh çeviri yaparak ve ders vererek, kah sokaklarda topladığı şişeleri satarak var kalmaya çabalar. Kesif bir açlık içinde debelendiği günlerin sayısı hiç de az değildir. Paris’te mutlak bir yersiz-yurtsuzluk, köklenememişlik halet-i ruhiyesi içindedir. Her daim Peru’yu özlemekte, bütünüyle Paris’te olamamaktadır. Tıpkı gönüllü sürgün olarak Paris’te bulunan Julio Cortazar gibi “no estar del todo” (tamamen orada olamamak) ahvalindedir. Ve gün gelir, Vallejo, yağmurların, perşembelerin, yolların ve kaldırımların tanıklığında terk-i hayat eyler. Eduardo Galeano’nun kaleminden feveran eden bir çığlık biraz da Vallejo’nun halini tercüme ediyor bana kalırsa: “Hayatta kalmak istemiyorum, yaşamak istiyorum!”

Dostlarının ve muteber eleştirmenlerin nezdinde o, sadakati, samimiyeti, sahiciliği, sevecenliği, sadeliği, sıkılganlığı, vericiliği, bağımsızlığına düşkünlüğü, zarafeti, karamsarlığı, berdevam efkârlı ve hüzünlü oluşuyla yeryüzünü onurlandıran güzel, cânım insanlardandır. Vallejo’nun talebelerinden biri onu şöyle tarif eder: “Vallejo’nun bütün varoluşundan hüzün akardı.” Ömrünün hitamına kadar daimi bir çile, acılanma, inziva, köksüzlük, rahatsızlık, huzursuzluk içinde yaşadı. Zaten Vallejo’nun nazarında yaşamak acı çekmekti.

Acının her an büyüdüğü, krizin her an derinleştiği, kapitalizmin kendi yarattığı sorunlara getirdiği çözümlerin en az sorunun kendisinden daha sorunlu olduğu bir zamanede Vallejo, evrensel olanla yerel olanı meczederek insanlık durumunu ustalıkla işleyen bir öncü, avangard, modernist şairdi. İnsanlığın ancak dayanışarak deva bulacağına inanıyordu. Ancak Güney Çeğin’in sözüyle yazıya nihayet vermek hiç de alakasız ve anlamsız olmayacaktır: “Dayanışma ancak haysiyetli bireyler arasında var olabilir.”

Artık evde kimse yaşamıyor diyorsun bana
Gitti her ne varsa:
oturma odası, yatak odası; ıssız, kimi kimsesiz ve hiçbir şeysiz veranda
Kalmadı kimseler, öyleyse gitti herkes ve her şey
Ve sana söylüyorum: Gittiğinde birisi, kalır geriye bir diğeri
Bir insanın adımladığı bir nokta, artık yalnız değildir bir daha asla
Sadece insan yalnızlığından bir yerdir ora
Kimsenin geçmediği bir yer
Nevzuhur evler, daha ölüdür eskilerinden
Duvarları taştan ve çelikten yapılmıştır amma insandan yapılmamıştır zira
Evler ki yapıldığında yaşamazlar, içinde yaşanıldığında hayata katılırlar
Evler ki mezarlık misalidir, insanlarla yaşarlar yalnızca
Bir evle mezar arasındaki dayanılamaz benzerliğin nedeni de bundan ola
Ancak bir farkla:
Mezar, insanın ölümüyle beslenirken evler, beslenir insanların yaşamıyla
İşte bu yüzden mezarlar uzanıyor boylu boyunca, evler ise ayakta
. . . . . . . .
Aslında herkes terk etti evi, kaldı herkes aslında
Hatıraları değil, kendileridir geriye kalansa
. . . . . . . .
Adımlar gitti, öpücükler, affetmeler ve cürümler
Evde olagelense ayaklar, dudaklar, gözler ve kalptir yalnızca
Evlerse kaldılar hüzünle öylece bir başına
 Cesar Vallejo

Tags: Cesar Vallejoserdar taşSiir
Previous Post

Borç krizi derinleşiyor: 4,2 milyon kişi takipte

Next Post

İmralı tutanakları krizi: 17 sayfa tartışması, Beştepe–DEM Parti gerilimini tırmandırdı

Next Post
İmralı tutanakları krizi: 17 sayfa tartışması, Beştepe–DEM Parti gerilimini tırmandırdı

İmralı tutanakları krizi: 17 sayfa tartışması, Beştepe–DEM Parti gerilimini tırmandırdı

Comments 2

  1. Azime Önlü says:
    2 ay ago

    Cesar Vallejo’ yu biyografik, şiirsel ve düşünsel arka yapısıyla tanıtan, okurda merak ve ilham oluşturan çok güzel ve verimli bir anlatım olmuş. Serdar Taş ‘a kalbi teşekkürler 🙏🏼

    Yanıtla
  2. Gavur imam says:
    2 ay ago

    Cesar Vallejo’ yu biyografik, şiirin şairin arka yüzünü anlatan yazınız mükemmel mel teşekkür ederim 🙏

    Yanıtla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güncel Haberler

CHP’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin şubat ayındaki ilk adresi Çorum oldu
Manşet Haberler

CHP’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin şubat ayındaki ilk adresi Çorum oldu

31/01/2026
Suriye’de yeni mutabakat: SDG–HTŞ entegrasyonu 2 Şubat’ta başlıyor
Manşet Haberler

Suriye’de yeni mutabakat: SDG–HTŞ entegrasyonu 2 Şubat’ta başlıyor

31/01/2026
ABD’de yeniden bütçe krizi: Federal hükümet kısmen kapandı
Amerika

ABD’de yeniden bütçe krizi: Federal hükümet kısmen kapandı

31/01/2026
Uyuşturucu soruşturmasında ünlü isimlere şafak operasyonu
Manşet Haberler

Uyuşturucu soruşturmasında ünlü isimlere şafak operasyonu

31/01/2026
10 Ekim Ailelerinden IŞİD Tepkisi: “Geri Alma Süreci Gerçek Adaletle Başlamalı”
Manşet Haberler

10 Ekim Ailelerinden IŞİD Tepkisi: “Geri Alma Süreci Gerçek Adaletle Başlamalı”

30/01/2026

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik