Aşağıdan ve Yukarıdan Bakmak Üzerine

HomeManşet Haberler

Aşağıdan ve Yukarıdan Bakmak Üzerine

Levent Kaçar

Sinemada kuşbakışı, yani mizansen plan diye bir ölçek var; sinemacılar bilir bu plan ölçeklerini. Onlara göre bir tarif yapacağım ama herkesin anlayacağı bir dilde. Sinemada değişik plan ölçekleri vardır, makrodan teleye kadar bütün objektifler buna göre üretilirler. Bu plan ölçeklerinin hepsi ortalama insan ölçülerine göre belirlenirler. Bir bakıma matematiksel hesap işidir sinema bilimi. Şimdi sinema bilim değil sanattır diyenlerinizi duyar gibiyim sanki. Cinematograph çıkışı itibariyle bilimsel bir icattır; Lumiere kardeşler bulduğunda bu aleti, işlevsel olarak sadece kaydedip gösteren bir fotoğraf makinası bulduklarını düşünüyorlar. Bu denli önemli bir buluş yaptıklarının farkında bile değiller. Sonra sonra ilgi çekici bir hal alan cinematograph bir anda dünyanın her tarafına bir örümcek gibi ağlarını atınca patentini alarak bir sürü alıcı yönetmenle birlikte seyyah misali dünyanın her yanını gezmeye başlarlar.

O vakitler seyirlik bir eğlence aracı olmaktan öteye geçmeyen bu alıcı ve gösterici aletler ilk filmlerini sabit ve hiç kesme yapmadan çekerler. Hep komik durumlar ya da belge/bilgi edinmek üzerine işler çekilir ilk etapta. İşin içine önce Charles Pathe ve Melies gibi adamlar maydanoz olunca ve bir de mucit hırsızı Edison girince işin rengi değişmeye başlar. Sonrasında sinemayı sanat yapanların devri başlar; Lumiere sinemasının pabucu dama atılır, sadece sinemanın mucidi olarak tarih sayfasında yerini alır bu iki açıkgöz kardeş. Grifith’in işe karışmasıyla konulu ve pilan ölçeğine göre yapılan ilk uzun metraj film çekilir; Bir Ulusun Doğuşu… Film ırkçı bir temaya sahiptir. Ku Klux Klan’ın yüceliğini zenci ırkın pespaye köleliğini anlatır. Çok tepki gören Grifith günah çıkarmak adına İntolerance (Hoşgörüsüzlük) filmini çekerse de iş işten geçmiştir artık.

Daha sonra sinemanın dahi çocukları Eisenstein, Kuleshov, Vertov, Pudovkin ve Dovzenko sahne alırlar. Kuleshov deneysel sinemanın bütün varyantlarını ve kurgu metotlarını gerçekleştirerek yazar adını sinema tarihine. Kurmaca sinemanın matematiğini en iyi Eisesnstein ve ardılı Tarkovsky çözer. Vertov ise neredeyse belgesel sinemayı yeniden yaratır. Pudovkin edebiyat uyarlamalarıyla anılır sinema tarihinde. Dovzenko ise sinemanın şiirini yazar çektiği filmleriyle. Ama hepsinin üzerinde politik bir liderin Lenin’in basiretiyle kurulur Sovyet Sinema Entitüsü VGIK. Bu adamlar sinema tarihinde kıymeti pek fazla bilinmeyen sinemayı sanatlar üstü bir mertebeye taşırlar. Kuleshov’un kurgu denemeleri, Eisesntein’in sinema dersleri, Vertov’un kamera adam, sinema göz’leri geleceğin önemli sinemacılarının yetişmesinde yol klavuzluğu yapar.

Plan ölçeklerine ve sinema matematiğine dönecek olursak; “senaryo geliştirilmiş insan matemadiğidir.” der bir Sovyet sinemacısı. Kim diye sormayın hatırlamıyorum bile. Ama bu söz düsturdur benim için. Plan ölçekleri insan boyuna göre şekillenir dedik ya, yazının başında. Ayrıntı(göz,kulak, parmak ucu gibi), yakın(yüz), birinci orta(bel), ikinci orta(diz), genel(boy), uzak genel(uzaktan bir boy silüeti) ve son olarak makro(bir sineğin gözü) ve tele(en az beş yüz metre ötedeki cisim ve insan siluetleri); bu plan ölçeklerinin sinema içeriğinde mutlaka bir anlamı vardır ve dramaturjiyi bu planlar etkiler önemli oranda.

Alt açı üst açıya gelincee; bir nesneyi dev gibi gösterip önemli hale getirmek istiyorsak alt açıyı kullanırız mantık olarak, tam tersine küçümseyeceksek üst açıyı kullanarak çekim öznemizi bir cüceye çevirebiliriz mesela. Mizansen plan(kuşbakışı)a gelecek olursak; bize çekilecek sahnenin enformasyonunu verir. Diğer ölçeklerimizi hep bu kuşbakışı görüntünün içine yerleştiririz hikayenin gelişimine göre. Açımızı ona göre belirleriz. Aynen sınıf mücadelesindeki mantık sinemada da yürürlüktedir. Çekim aletlerimiz gözün prensiplerine göre dizayn edilirken, konularımız hep yaşamın içinden damıtılır. Sinema düşsel ve yalan bir dünya kurar, filmde kahramanlar ölse de gerçek hayatta yaşamaya devam ederler. Ama biz gerçekten kahramanımız ölmüş gibi üzülür ve genelde he iyilerin tarafını tutarız. Kötüyü tutmak marjinal bir reflekstir çünkü. Yaşam da böyle değil mi?…

Ölürken yaşam bir film şerididir aslında… Aralık 2021

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments