İnsan, tarih boyunca disiplinle terbiye edilmeye çalışıldı. Ailede, okulda, orduda, iş hayatında… Kuralların olduğu her yerde disiplin vardı. Belki toplumun düzeni için bu gerekliydi. Peki ya aşk?
Aşk da aynı kurallarla yönetilebilir mi?
Bence hayır.
Çünkü aşk, iki ruhun birbirine temas ettiği en çıplak andır. Orada rütbeler yoktur; üstün olan da yoktur, boyun eğen de. Ne biri diğerine hükmeder ne de biri diğerinin içinde eriyip yok olur. Aşk, birine ait olmakla değil, iki benliğin birbirinin varlığına duyduğu hayranlıkla filizlenir.
Disiplin, dışarıdan kurulur; aşk ise içeriden büyür. Disiplin itaati ödüllendirir, aşk samimiyeti. Sevgiye askeri bir düzen kurmaya çalıştığımız anda onun ruhunu daraltırız. Çünkü insanın duyguları emirlere değil, anlamlara karşılık verir.
Aşk, sahip olmak değil; yanında yürümektir. Aynı göğü paylaşırken, ayrı düşlere saygı gösterebilmektir. Sevdiğin insanı kendine benzetmek değil; onun farklılığına hayran kalabilmektir. Çünkü ancak özgür iki insan, aynı aşkta buluşabilir. Aşk, bir zincirin halkası değil; özgürlüğün yankısıdır.
Özgürlük, sessiz bir devrimdir. Birinin gözlerine bakıp seni değiştirmeye çalışmayacağını bilmenin huzurudur. Benliğini terk etmeden sevebilmektir. Ne fedakârlık adına kendinden vazgeçmek ne de sevgi adına karşındakini kendine benzetmeye çalışmaktır. Bu yüzden aşk, özgürlüğün karşısında değil; tam yanında durur. Ve ancak özgürlüğün nefes alabildiği yerde büyüyebilir.
Elbette sevginin de bir ahlakı, bir saygısı ve bir sorumluluğu vardır. Ama bunların hiçbiri korkudan doğmaz. Sevdiğin insanı incitmemek için gösterdiğin özen, bir kuralın dayatması değil; vicdanının sesidir.
Belki de ilişkileri yoran şey, sevgiyi korumaya çalışırken onu yönetmeye kalkışmamızdır. Oysa kontrol arttıkça güven azalır. Güven azaldıkça aşk, kendi sesini kaybeder.
Belki de bütün mesele, sevmeyi sahip olmakla karıştırmaktır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Biz gerçekten seviyor muyuz, yoksa sevdiğimizi kontrol ederek kaybetmekten mi korkuyoruz?
Gerçek aşk, “Benim ol.” diyen bir ses değil; “Kendin ol, ben yine yanındayım.” diyebilen bir yürektir. Çünkü aşkın ne askeri bir disipline ne de görünmez zincirlere ihtiyacı vardır. Onun tek yasası, insanın insan olarak kalabilmesidir.
Çünkü bazı duygular, sahip olunarak değil; özgür bırakılarak yaşanır.












