O, aşk hakkında çok şey biliyordu. Saatlerce konuşurdu ama aşk hasılatına baktığımızda vasat bir kazanç hanesi vardı. Bir şey eksikti kendisinde, biliyordu ve söylüyordu bunu da. Bilmekle yapmak birbirini tamamlamazsa demek ki hasat olmuyormuş!
Kadınların bakış açılarını, onları etkileme yol ve yöntemlerini bir aşk üstadı gibi anlatırdı. Ama kadınlara bağlanma eksikliği gözleniyordu onda. Ne yaptıysa bu eksikliğini tamamlayamadı. Çok balık tutup da oltadan çıkarma ânında denize kaçan balıklar hep ona denk geldi adeta. Gerçi, oltadan denize kaçan balıklara kendisi de göz yumar hâldeydi.
Kendinde topladığı özellikleriyle bir nevi aşk kompedanı olmuştu. Bir keresinde, daha aşkınını aramamın önüne geçemiyorum, bu duygu beni esir aldı, demişti. Onun kendisindeki bu duygu için yaptığı saptama samimiydi ama kadınlar dünyasında o duygunun ve o eğilimin adı netti: maymun iştahlı! Bu tanımlama tabii ki aşk arenasında kredi notunu düşürüyordu. Hâliyle hep başa dönmekten başka çaresi kalmıyordu.
Kendisinde olan analiz yeteneğini hayatının her alanında adeta bir hobi gibi kullanırdı. Bilmediği bir durumla karşılaştığında, o konuda yeterli gözlemi yoksa yorum yapmaktan kaçınır ama o merakını giderecek araştırmayı sonra yapardı. Bu özelliği kendisine her alanda güven duymasının kamçısıydı.
Kadın erkek ilişkileri konusundaki donanımı, piyasada ilişki koçluğu ünvanıyla ücret karşılığı hizmet verenleri cebinden çıkartırdı. Bugün toplumun savrulduğu noktada bu alanda para kazanmaya başlaması bir tabelaya bakardı ama o, aşkın fedaisi olmak ruhunu hiç kaybetmedi. Başka aşkların darbelileri, yaralı bir kuş gibi gelip onunla arkadaş olduktan sonra iyileşip de yeni bir ilişkiye yelken açtıklarında bile o, buna hiç engel olmaz ve bundan bizlerin anlayamadığı bir haz duyardı.
Onun, sorunsuz bir kadına âşık olduğunu hiç görmedim. Sanki aşkın hilâl-i ahmer’i gibiydi! Aşk yaşadığı kadınlar skalasında intihar girişiminde bulunan veya intihara meyilli olanlar çoğunluktaydı. Bunun nedenini sorduğumda, zekâmı diri tutuyorlar, demişti. Yalan da değildi; ne zaman intiharcı bir sevgilisi olsa kitaplığından intiharla ilgili kitaplar masasının üzerine inmiş olur ve altı çizili bölümleri tekrar tekrar gözden geçirerek yeni vak’ayla illiyet kurup çözümünü araştırırdı. Aslında kendisinin sosyal bilimler alanında bir eğitimi olmamıştı.
Bu arkadaşımla birbirinden uzak şehirlerde yaşıyoruz. Son görüşmemizde, yalnız bir dönemi olduğu için takıldım kendisine; aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz! Felsefesine ve rotasına hâlâ sahip olduğunu yanıtı gösterdi: aşkta kanaatkârlık haramdır! Ben de durmadım: bizim kuşak yaşlanıyor ve biyoloji seni yalanlayacak! dediğimde duraklayıp acımsı bir gülümseme belirdi yüzünde ve erkekliğin de elbette bir kanunu var, dedi. Ben de, bunu biliyorsan yalnızlığına çare düşünmelisin, deyince dingin ve mutlu bir yüzle devam etti arkadaşım:
-Ben erkek arkadaşların arasında da gerçekte yalnızdım. Aşk kâşifliğim benim lanetimdi belki de. Evdeki bulgurun hesabını yapmadım hiç! Ben, aşkın göçebesi oldum hep. Anlıyorum ki bu özelliğim yaşlılığımda celladım olacak. Yapacak bir şey yok. Aşkın kestiği boyun acımaz! İstediğim gibi yaşadım. İnsanların çoğu yaşayamadıkları aşkların pişmanlığıyla hayıflanarak ölümü beklerken, ben aşklarımın hatıralarıyla yaşayacağım.
*Hilâl-i Ahmer: Kızılay’ın Osmanlı dönemindeki adı.












