HÜSEYİN A. ŞİMŞEK Türkçe’den, “problemi olmayan bir dil” şeklinde bahsetmek mümkün ve doğru mu? 2000’li yılların başında bu soruya yanıtlar aramış, ilgili bir dizi polemik yapmıştık. Tartışmayı yürütenlerden biri Orhan Akalın’dı ve şu belirlemelerde bulunmuştu: “… Türkçe ziyadesiyle problemli bir dildir. Yalnızca tek bir konudan bahsetmek yeterli

Devamını Oku

Türkiye’de, cumhuriyet dönemi boyunca her alandan yasaklanan ve bastırılan kimlikler, 1990’lardan başlayarak, 2000’lerden sonra ise süreci daha da hızlandırarak kendilerini görünür kılma hamleleri geliştirdiler. Bastırılmış, azaltılmış, görünmez mecralara sıkıştırılmış; ama fiili olarak varlıklarını bir şekilde sürdürmüşlerdi zaten. Yeni olan açığa çıkmak, kendini “kendi olarak” beyan

Devamını Oku

Türkiye’nin edebiyat camiasında, “tacizleri ifşa etme” temelinde bir anda yayılan yeni bir kadın eylemleri süreci yaşanır oldu. Cinsiyeti, cinsel tercihi ne olursa olsun her birey, doğrudan ya da dolaylı ama sonuç itibariyle kendini bu yeni sürecin parçası saymalıdır. Mağdur, sanık, tanık, müdahil, avukat gibi pozisyonların

Devamını Oku

Küresel kapitalizmin dizginsiz kaldığı bir süreçte, bu biraz eşyanın doğası gereği; kapitalizm, refahı kendisinin refahı için gerekli olduğu kadarıyla “koklatır” kitlelere. Doğal olmayan, yadırganması gereken ise, muhalif sanatçıya, muhalif hareket ve kurumların reva gördüğüdür. Maddi geçim kaygısı, sadece muhalif sanatçıları değil, bütün insanları yutan bir kör

Devamını Oku

Avrupa ülkelerindeki genel seyir incelendiğinde görülecektir ki “göçmen edebiyatı” şeklinde de ifade edilen olay, zaman içinde çok farklı terminolojik tartışma ve değişim aşamalarından geçmiştir. Bu Türkiye kökenliler açısından da böyledir. Başlığın işaret ettiği, sadece göçmen kökenli edebiyatçıların değil, göçmen kökenli okurların da irdelenmesi gerektiğidir. Ben burada

Devamını Oku

İlk misafir işçi göçünden 60 yıl sonra, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli nüfusun -ortalama olarak- üçte ikisi, “yeni vatan” şeklinde tanımladığı ülkenin vatandaşı artık. Avrupa ülkelerine yeni ulusal ve dinî azınlıklar kazandırdılar. Türkiye’den Avrupa’ya resmî anlaşmalar çerçevesinde planlı ve kitleler halinde işçi göçü, 1960 yılında

Devamını Oku