Cuma, Mart 13, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Ayhan Aydın ile Alevi/Bektaşilik Üzerine Söyleşi

Cihan Şan by Cihan Şan
16/03/2024
in Manşet Haberler, Söyleşi, Yazarlar
A A
0
Ayhan Aydın ile Alevi/Bektaşilik Üzerine Söyleşi
0
SHARES
457
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Cihan Şan

 

Ayhan Aydın Kimdir? 

Uzun yıllar Alevilik-Bektaşilik konusunda saha çalışması/araştırmalar, söyleşiler, organize ettiği toplantılar ve Radyo-Televizyoncu kimliğiyle tanınan bir Gazeteci/yazardır. Aydın birçok kez Balkan- (Rumeli)ülkelerindeki Alevi-Bektaşi Topluluklara yaptığı geziler, söyleşi, etkinlikler ve inanç merkezlerine yaptığı ziyaretleriyle kaleme aldığı “Geziler-Olgular-Söyleşiler” kitabı üzerinden Alevi/Bektaşi inancını konuştuk. 

 

C. Şan: Üstadım siz özelde Rumeli ve Balkanlar’da uzun yıllara dayanan Alevilik/Bektaşilik üzerine yaptığınız çalışmalar ile tanınıyorsunuz. Oradaki toplumları (Arnavutluk/Yunanistan/Bulgaristan/Makedonya/ve diğerleri…) tanıyorsunuz. İlk olarak şunu sormak istiyorum. Balkanlarda/Rumeli de başlangıçta Alevi/Bektaşilik nasıl başladı. O topraklara ilk kim ayak bastı…? 

A. Aydın:  İlk giden Sarı Saltık, Saltuklular. Bu iş onlarla başlar… Devir Selçuklular devri. Saltuk önce Romanya’ya gidiyor, ama Balkanların dört bir tarafını geziyor. Sarı Saltuk gittiği her yerde derin izler bırakan tarihsel bir şahsiyettir. Kısacası “Balkanların Hacıbektaş ‘ı Sarı Saltıktır! “ hatta Hacı Bektaş’ın sözüdür. “ Saltığı saldık Balkanlara yolumuzu ayan eğleye…” diye söylenir. Çağdaştırlar. Aynı Yüzyılın insanıdırlar. Tabi başlangıçta önce küçük bir kitle ile başlıyor daha sonra dergahlar kurarak kökleşiyor. Rumilinin asıl fethi denilen süreç 1354 yılında Seyyid Ali Sultan, Nice Sultan, Evrenos Paşa, Şeyh Bedrettin’in dedesi ve diğer öncü babanın, başta Batı Trakya dediğimiz Yunanistan’dan başlayarak sürekli ilerlemesi sonucu ilk büyük adım atılıyor. Amaç “Gönül Fethi” bu fetihten sonra onlara topraklar bağışlanıyor ve devletin teşvikiyle tekke ve dergahlar oluşturuluyor. Yerleşik hayatı inşa etmek/çarşı-pazar kurmak…vs., yaklaşım bu. Buna sebeple Selçukludan başlayan bu sistem Osmanlı’nın bir dönemine kadar sürdürülüyor diyebiliriz.

 

C. Şan: İlginç bir sistem! Nasıl sonuçlar alıyorlar…? 

A. Aydın: Bu sistem o kadar büyüdü ki daha İstanbul alınmadan bütün Rumeli Balkanlar neredeyse alınmıştı. 1396 da Ali Koç Baba Niğbolu Nikopol savaşında…1378’de Otman Baba Akyazılı Sultan Varna’da, Gün Baba Macaristan’da dergahlarını kurmuş Balkanlara yayılmışlardı.

 

C. Şan: Anadolu Alevileri kadar baskı görmediler o zaman? 

A. Aydın: Tam tersi baskının zulmün sınırı ülkesi yoktur. Dünyanın her yerinde böyledir, tabii ki tarihsel süreçte Müslümanlarla Hristiyanlar arasında bir tampon oluşturmuşlar. Bu da Osmanlı’nın işine geliyor. Bektaşi’nin işine geliyor ve daha esnek bir yapı oluşuyor, fakat tam bir rahat yüzü görmüşler diyemeyiz. Osmanlı bu konuda orada pragmatist diyor ki, ya bunlar erenler etliye sütlüye karışmadığı sürece sorun yok, çünkü Rumeli dediğiniz coğrafyada fazlasıyla karışık bir yer.  Mesela Anadolu’dan daha çok eşkıyalık olayı Balkanlardadır. Sırp/ Boşnak /Arnavut ve diğerleri hepsi bunun içinde. Çünkü dönem bu, fakat Bektaşilik kendi halinde bir oluşum. Geçmişte çok fazla taraf olmamış. Evet, Arnavut milliyetçileri içinde Bektaşileri de görüyoruz ve Arnavut devletinin oluşumunda Bektaşilerin önemli bir faktörü vardır. 

 

C. Şan: Esnek bir yapı dediniz, nasıl bir esneklik? 

A. Aydın: Şimdi dediğim gibi Osmanlı o coğrafya ya bir esneklik uygulamış. Herkes kendi dini ritüellerini serbestçe yaşamış. Çok ciddi İslamlaştırma yok vergini ver, siyasi işlere karışma sorun yok zaten. Arnavutluk tarihine bakınca tam olarak Osmanlı’ya tabi olmamıştır. Mesela Boşnaklar, daha farklı bir yapı Eflak/ Boğdan’dan Romanya’ya kadar uzanan çizgiye baktığımızda Osmanlı oradan aldığı vergiye bakmış dolayısıyla Osmanlı genel olarak bir Balkan devletidir. Bu sebeple de Rumeli’nin kendine özgü bir özelliği vardır. Osmanlı, yatırımlarını Anadolu’ya değil Rumeli’ye yapmıştır, bu coğrafya Anadolu’ya göre daha rahattır. 

 

C. Şan: Neden? 

A. Aydın: Askeri yapı ve devşirme sisteminin ana kaynağı orası, oradan seçiliyor. Devlet adamlarını, askeri bürokrasi, birçok vezir ve sadrazam oralı ve orayı da doğal olarak kolluyorlar. Mesela Selanik bu yapının ana merkezlerinden biri olan bir şehirdir, fakat dönem dönem dalgalanmalar da olmuştur. İkinci Mahmut döneminde yeniçeri ordusunun kaldırılmasıyla yapı değişikliğe uğruyor. Çünkü Bektaşiliğin toprakları var ,vakıflar var. Zaten vakıf demek küçük devlet demektir.

 

C. Şan: Fakat konuyla ilgili şöyle bir yaklaşım da var.  Osmanlı Devleti “Türkleştirme” yapabilmek adına işgal ettikleri bölgelere daha ılımlı, iş tuttuğu bir yapılandırmadır bu diyenler de var.

Ne dersiniz Türkleştirme siyaseti uyguladıkları doğru mudur? 

A. Aydın: Doğrudur! 

 

C. Şan: Yani böyle bir uygulama oldu?

A. Aydın: Evet aynen. 

 

C. Şan: Nasıl oldu?

A. Aydın: Bu durum Hacıbektaş’tan sonra Balım Sultan ile başladı diyebiliriz. Bu Balım Sultan kimdir? Boşluk! Şimdi Alevi kimliğine sahip bir kısım insanlar Balım Sultandan hoşlanmıyor. Neden? Çünkü dem/mücerret/evlenmeme gibi şeyleri dervişlerin yaşamına koymuş bir kişidir. Osmanlı ile çok iç içe olmuştur. Sofu Beyazıt ( II.Bayazıt) ile ilişkisi çok iyidir. Onu sevmeyenler, bu kişi Alevi toplumunun içinde ikilik yaratmıştır derler. Fakat bir çok Bektaşi de şunu söylüyor. Hacı Bektaş’tan sonra dağılan Bektaşiliği toparlamış, onların tarihinde ilk defa ibadet nasıl olacak, şu bu gibi kural ve kaideler nasıl olacak? diye ilk defa bir yazılı belge oluşturan kişidir. Bu durum onlar açısında bir milattır. Benim görüşüm ise Pir Balım Sultan da önemli bir tarihsel şahsiyettir. Siyasi ve politik yaklaşımların dışında bir inanç önderi olarak onu ele aldığımızda öyle boş yapıp hakkında atıp tutulacak biri değildir. 

 

C. Şan: Anlamak için soruyorum. Anadolu Türkmenlerinin örgütlenmesi midir Bektaşilik?

A. Aydın: Bektaşilik bambaşka bir yapıdır. Aslında Bektaşilik ve Alevilik iç içe kullanıldığı için aralarındaki kısmi fark gözden kaçıyor. 

 

C. Şan: Nasıl?

A. Aydın: Aslında Bektaşilik daha geç dönemde kurumsallaşıyor. Bu da, 1400-1500’lü yıllar arası bir süreçte oluşan bir şey. Öncesinde Bektaşilik yoktur. En azından dar anlamda olabilir; Hacı Bektaşi seven, Hacı Bektaşi taraftarları gibi. Tabi öncesinde Kızılbaş/Alevi, Şah İsmail taraftarları gibi olumsuz anlamlar yüklenmiş karalama politikasına maruz kalmış kişilerdir. Bu durum karalama ve yerme politikası toplum içinde de bir karşılık bulunca onlarda kendi içlerine çekiliyor ve içine çekilen toplum tarikat örgütlenmesine sığınıyor, varlıklarını sessizce böylesi bir şekilde koruyor. 

 

C. Şan: Bu dışlama ve kendi içine çekilme olayının kökleri derinlerde sanırım? 

A. Aydın: 1925’de tekke ve zaviyeler kapatılınca da kendi içlerine çekiliyorlar. Cumhuriyet devrinde de bu yaşandı. Bir örgütlenmeleri yok. 

 

C. Şan: Neden? 

A. Aydın: Aslında bu konunun tarihsel kökenleri Safavilere-İran Şahlarına kadar uzanır. Şah demek İran demek yani doğudan gelen tehdit. 

 

C. Şan: Fakat Safaviler de Anadolu’ya ortak. Sınırları Erzincan’a kadar uzanıyor. 

A. Aydın: Evet bugünkü bildiğimiz sınırlar değil. Yani harita üzerinde olmayan sınırlar var. Fakat Safaviler Anadolu/Kızılbaş toplumunun içine kadar nüfuz etmiş. Mesela Şahkulu ayaklanması var; Antalya’da 10 bin kişi katılmış, zor bastırılıyor. Bu ayaklanma Osmanlı Devlet yapısını derinden sarsıyor. İşin şakası yok. Bir zaman sonra şöyle oluyor olay, Safavilerle savaşmak demek Kızılbaşlarla savaşmak demek. Ve tabi ki Osmanlı propaganda ve iftirada mahir… bunlar bizim içimizdeki düşmanlar, hainler olarak görüyor. 

 

C. Şan: Alevilik ile Bektaşilik arasında bazı kısmi farklar var dediniz. Nedir bu farklar? 

A. Aydın: Alevilik ile Bektaşilik arasındaki asıl fark Anadolu Aleviliği Ocaklara bağlıdır, Ocak sistemi vardır. Ayrıca Ehlibeyt soyundan geldiğine inanılan soy kütüklü bir sistem işler. Bu sistem silsile yolu ile aile bağı dedelik, babadan oğulla geçen Mürşit/Pir/Dede/Rayber/Talip ilişkisi yürüten İnsan topluluklarıdır. 

 

C. Şan: Ocak derken tam olarak kastedilen nedir? 

A. Aydın: Ocak; bir dedenin evi olabilir, bir türbe olabilir, bir dağ olabilir, taş olabilir, ağaç olabilir. Yani kutsal sayılan her ne ise odur. Yani bu sistem yüzyıllar boyunca Anadolu’da ocaklar üzerinden dedeler vasıtasıyla sürdürülmüştür. Bektaşilik ise çok daha farklı.  

 

C. Şan: Nasıl? 

A. Aydın: Soy kütüklü bir sistem yoktur. Benim babam şu, dedem bu falan olmaz. Bir topluluk var, bir tekke var, bir dergah var. Bu topluluk içerisinde kim daha çok seviliyor ve kim bu işe daha çok yatkın ve kendini bu yola adamışsa o seçiliyor. Eskilerin dediği gibi, bel oğlu değil yol oğlu hakim olur.

 

C. Şan:  Mekan ilişkisi nasıl?

A. Aydın: Bektaşilik mekanda sınırlıdır. Anadolu/Aleviliğinde ise dedeler geziyordu. Köylere gidiyor. Ahali ile Cem/cemaat kuruyorlardı. Bektaşilik ise bir Ruhban sınıfı gibi. İçe kapalı ve dergahta yaşıyorlardı. 

 

C. Şan: Bu soy/kütük meselesi çok yaygın kendilerinin Peygamber soyundan geldiklerini iddia ediyorlar. Karşıt görüş ise, biz Arap değiliz diyor. Nedir gerçekte olan…? Bu meşruluk mu kazandırıyor?  

Nasıl görüyorsunuz…? 

A. Aydın: Bu inançla ilgili bir konu. Çünkü Alevi babaları, ozanlar, pirler çok kuvvetli bir şekilde buna inanıyorlardı ben buna saygı duyuyorum. Çünkü Alevi dedesi diyor ki, biz Ehlibeyt soyundan geliyoruz ben bu söze saygı duyarım. Ne diyebilirim kendisi buna inanıyor, kendini böyle tanımlıyor. Hayır, sen o değilsin diyemeyiz. Neyse o.

 

C. Şan: Benim anlamak istediğim şu, gerçekten böylesi bir Tarihsel süreç olmuş mudur? Geçmişte toplumlar iç içe geçmiş mi, göçler gibi bazı somut etkenler oldu mu? 

A. Aydın: Şöyle olmuştur, genetik soy kütük peygamber ailesinden geliyoruz demenin kastı zaman ve tarihsel gelişim içerisinde, biz o zümredeniz, o fikrin, inancın çocuklarıyız gibi bir anlama dönüşmüş olabilir. Yoksa kim kimin kaçıncı kuşaktan torunu gibi bir genetik aktarma girersek olayı kendi bağlamından kopartmış oluruz diye düşünüyorum. 

 

C. Şan: Birde sizi bulmuşken sormak isterim, son dönemlerde Alevilik üzerine sürdürülen tartışmalar var. Mesela Alisiz Alevilik ve Alici Alevilik.

Nedir bu tartışmanın özü? Siz nasıl bakıyorsunuz meseleye? 

A. Aydın: Objektif ve nesnel bir değerlendirme yapmak gerekirse, ben bir araştırmacı olarak ve bunun da ötesinde Ayhan Aydın olarak diyorum ki; tarihsel olarak bu yapı, bu öğreti, bu inanç her neyse artık… Tabii ki belirli ölçülerle değişime uğrayacaktır, ama içten ve dıştan bu yapıya çok fazla müdahalelerin olmasına karşıyım.

 

C. Şan: İnançtan öte konu siyasi mi? 

A. Aydın: Biraz siyasi, biraz inanç, biraz arayış, biraz kopuş… 

 

C. Şan: Tarih öncesi kaynaklardan yararlanma var ama, değil mi?

A. Aydın: Ne kadar yararlanıyorsun? 

Şimdi bu Alisiz Alevilik yazan Faik Bulut sevdiğimiz bir yazar; eserleri var, kitapları var, Ortadoğu’da mücadelesi var. Peki, bu ailesiz Alevilik kitabını ele aldığımız zaman yani burada bir zorlama görüyoruz, Alisiz Alevilik… Böylesi bir ikilem, böylesi bir farklılaşma Aleviliğin doğasında var mı? Ne kadar uygun? Neye yarıyor? Gerekli mi? E gerekli görülmüş ki yazılmış diye bilirsiniz. Alisiz Alevilik çarpıcı bir başlık, fakat bir ayrıştırıcı dil gibi geliyor. Ali’yi sevmeyebilirsin, Alevilikte Ehlibeyt unsurunu  önemli bir unsur olduğunu kabul etmeyebilirsin/sınıfsal olarak bakabilirsin/bu aslında inanç falan değil yüzyıllardır var zaten diyebilirsin/ ayaklanmalar ortada dersin, bu iş ezilenlerle ilgilidir diyebilirsin/ ki zaten demeliyiz de farklı görüşler ve farklı fikirler olmalı. Kimse bir otorite değil, kimse Şeyhülislam da değil ama benim kanaatim şu; akademik bilimsel yöntemler kullanılmıyor. Olay öznel kişinin bir fikri var onu ortaya çıkarıyor ve bunu da topluma yaymaya çalışıyor. E bir boşluk var zaten kimsenin de umurunda değil, fakat öyle değil… Bu yaptığın yorum kitap eğer bilimsel gerçeklikle uyuşmuyorsa veya toplumda büyük bir karşılığı yoksa bunu da inatla sürdürmek örgütlere, kurumlara taşımak, bununla ilgili sürekli paneller yapmak… Şimdi alevinin meselesi bu mudur? Aleviliğin  asimile edilmesi, baskı görmesi, haklarının verilmemesi, bir inanç topluluğu olarak kabul edilmemesi ve çok kuvvetli sunnileştirme… Yani ülkede yaşanılan bunca kaosun dışında mı Aleviler? Bunca şeyi bırakalım meleklerin cinsiyeti neydi… Ona benziyor… Bunu mu konuşalım sürekli Alisiz ya da Alici Alevilik…  

 

C. Şan: Evet.

A. Aydın: Alevilerin derdi bu mu? Tabii ki yazılsın, ama bunu alıp da en büyük mesele yapılması yanlış böyle şey mi olur? Git bunu Anadolu’da bir köylüye sor anlamaz ki. Bin yıldır oluşmuş bir inanç var ona inanmış, sen de diyorsun ki yok kardeşim senin inancın o değil, Ali öyle değildi böyleydi falan bu köylü adam şaşırıp kalacaktır. 

 

C. Şan: Güncel konuşulan şeylerden biri de ‘Alevilik bir mezhep midir, yol mudur?’ tartışması. Bu konuda ne dersiniz…? 

A. Aydın: Bu konular bir şeylere mal oluyor. Daha önce yazdım neye mal oluyorsunuz? Alevi toplumu geniş bir yelpazeye sahip olan çok katmanlı bir toplum ve ciddi bir baskı ve basınç altında insanlar bocalıyor. Çünkü bu basınç çok güçlü geçmişten bugüne Dem Devran yaşayıp giderlerken şimdi alışık olmadıkları içten ve dıştan bir şok dalgalarıyla karşı karşıyalar. İşte Alisiz Alevilik, yok Alici Alevilik, yok mezhep yok başka bir şey peki ne oluyor? Zaten dernekler ikiye bölünmüş bir durumda. Bu tartışmaların derneklere girmesi dernekleri parçalıyor, birliği bozuyor.

 

C. Şan: Bir arka plan var mı? 

A. Aydın: Sinsi İran arkada bekliyor. Zaten şiileştirmek isteyen ciddi bir potansiyel var. 

 

C. Şan: Aleviler için en kötü senaryo ne olur? 

A. Aydın: Asimilasyon olur. Her Alevi kurum farkında olmadan bir asimilasyon merkezine dönüşür. Temel evrensel insani değerler üzerinden konular konuşulmalı ve kendi bağlamından kopartılmamalıdır. 

 

C. Şan: Alevilik ve ırklar. Alevilik ırklar üstü bir şey midir? 

A. Aydın: Öyledir. İnançların en yüksek aşamasında bu vardır. Kişinin köklerine bakılmaz. O, bir yoldur ve o, o yolda gidiyordur. O yola bağlıdır yürekten bağlıdır/ özümsemiştir onda kendini bulmuştur. Şayet kişi orada kendini buluyorsa diğer teknik konular çok önemli değildir. Fakat herhangi bir milleti dışlamaya kalkanlar da kabul edilmez/edilemez. Alevidir Kürt’tür, alevidir Türkmen’dir, Arap’tır, Boşnak’tır, Arnavut’tur, Trakyalıdır vs. Yok efendim sazdaki deyiş Kürtçe’ ye döndü vaaz değişti diyenleri de gördüm… Hayır efendim değişmedi! O dilin güzelliğinde dinliyorum bu sefer de o güzel deyişleri. Olmaz! Önyargı bu yolun doğasına aykırıdır. Dem-i Devranda hepsi birdir.  

Birlik makamındadır! 

 

C. Şan: Alevilik deyişlerdedir. Ozanların sazındadır derler. Ne dersiniz? 

A. Aydın: Kesinlikle evet, olayı uzaklarda aramayalım. Mesela ulu ozanlara bakalım, deyişlere bakalım, insanlığa doğaya, evrene; aykırı insanı ayrıştıran hiçbir şey bulamazsınız. Göstersinler, gösteremezler. Ne bir ırkçılık ne bir cinsiyetçilik ne bir mezhepçilik ya da bölücülük bulamazlar on binlerce deyiş var ozanlarımızın sazından sözünden çıkan tamamen evrenseldir ve insanidir. Bazen düşünüyorum ve üzülüyorum gerçekten.

 

C. Şan: Bilgisizlik ya da yetersizlik diye bilir miyiz…? 

A. Aydın: Alevilik inancının anlaşılması için bir bilinç düzeyi şart… Bir tarihi/ bir inancı bir ritüeli öğrenmek, onu kavramak/ zaman/uğraş/ okuma/inceleme/dayanışma/ olgunluk ve birçok şey istiyor sosyal medya bilgileri bu konuyu karşılamaya yetmez.

 

 

C. Şan: Kimdir bu Alevi ozanları…? 

A. Aydın: Şimdi dar kapsam olarak eserler ortaya koyan, bu inancın ritüellerini ön planda tutan, Alevi kimliğinin bel kemiğini oluşturan insanlardır onlar. Mesela Karacaoğlan bu geleneğin dışında mıdır? Değildir! Ben bu geleneğin çok geniş olduğunu düşünenlerdenim. Mesela Dedem Korkut anlatıları Türkmen kültürünün şaheserleridir. Onlar söz hükmünün sultanlarıdır. Birer kültür taşıyıcılarıdır. Bilge/cesur/yüreği yanık/bilinçli/toplumun sözcüsü… Ve bunca şeyi üç telli bağlaması ile yapıyor. O saz ile kendi kimliğini/rengini/özünü var ediyor. Her birinin kendine ait bir dünyası var.

 

C. Şan: Bir de sanki varoluş sancıları var gibi. Aşk var fakat başka türlü bir aşk. Nasıl bir Aşk…? 

A. Aydın: Bu çok üst düzeyde bir mesele. Mesela Yunus Emre’yi ele alalım. Onun söz öbekleri ki, bugünkü Türkçe ’den çok farklıdır. Yıllar içerisinde tıpkı bir bakırı döver gibi onu ince ince işler… İnsanı fethetmeyi bilmiştir. 

 

C. Şan: Çok güçlü bir dili ve anlatımı var. 

A. Aydın: Çok güçlü. Zaten Ozan Aşık denilen kişi çağının ötesine geçmiş olan kişidir. Padişah fermanı bile tanımaz, dinlemez. Bu bir varoluş sorunudur onlar için. Mesela Seyit Nesimi’nin derisini yüzdüler yalvarmadı, el açmadı. Düşüncesini ve inancını taşkın bir şekilde yaşadı ve ifade etti “Ben bu cihana sığmazam…” sözü bir taşkınlığın yansımasıdır ve doğal olarak sevilmemişlerdir. Kendi çağının insanları tarafından bağnazlığa muhatap olmuşlardır. Yunus da bunlardan biridir. Şimdi bazıları tutturmuş ilahi söylüyor. Yahu ne alakası var Yunus’un ilahi ile. Tamam ilahi aşk var, ama bu o değil. Bu damarın geleneği Aşık Veysel’e kadar silsile olarak gelmiştir. Yok efendim Cumhuriyet ozanıdır falan. Yahu bir ozanı küçültmenin adıdır bu tür söylemler. Aşık Mahsuni Kıbrıs’a methiye yazmış ne yapalım şimdi…? Bu onun değerini düşürmez. Dolayısıyla onlar hümanisttir. 

 

C. Şan: Buraya kadar konuştuğumuz konuları özetlersek… Alevilik nedir?

 A. Aydın: Alevilik bir hayat öğretisidir! 

Temel hedefi insanlık yolunda “İnsan-ı Kamil olabilmektir. Olgun bir insan olarak bu yolda bir ömür sürebilmektir. Bu mükemmeliyetçilik değildir. Olması gerekendir. İnsanın kendini arındırabilmesi/saflaşması/özüne dönmesi/özünde sevgiyi bulmasıdır. Lokmasını paylaşmalıdır. Gönlü açık paylaşımcı bir insan olmalıdır. Bu zenginlik ya da fakirlikle ilgili bir konu değildir. Paylaşımdır ve özden gelir. Kısacası Alevilik İnsani bir Sistemdir. 

 

C. Şan: Peki uygulama…?

 A. Aydın: Zaten uygulayabildiğin kadar Alevisindir.  

 

C. Şan: Peki Aleviler ne istiyor? 

 A. Aydın: Çok basit alevler bir inanç, bir kültür topluluğu olarak var olduklarının devlet tarafından kabul edilmesini istiyor. Somut cem evleri bir ibadethanedir nokta. Ve tüm bunların Anayasal bir güvenceye bağlanmasını istiyor hepsi bu. 

 

C. Şan: Son söz olarak gençlere ve gazetemizin okullarına tecrübe aktarımı babında ne söylemek istersiniz…? 

 A. Aydın: 35 yıl boyunca yaptığım bu çalışmalar içerisinde benim duyarlılığım bakış açım ve değerlendirmelerim çok farklı bir noktaya ulaştı. Bir akademisyen, bir yazar olarak bu konular benim hayatım olmuş. Hiçbir zaman bir karamsarlığa düşmedim yıkıcı bir tutum takılmadım. Fakat çok derinden özlüyorum geçmişin dejenere olmamış değer ve yaşam tarzını. Dostlarım bazen bu konuda beni karamsar görüyor, ama değil. Evet bugüne kadar geldik bin bir zorluklarla bu kurumları oluşturduk, ama yeteri kadar değerlendiremedik serzenişim budur. Dolayısıyla bir kuşak ve dönem göçüp gitti. Onların değerlerine sahip çıkalım ve Aleviliğin değerlerini yaşayalım. Yaşamımıza katalım. Çok büyük bir boşluk var. Bir yazar olarak benim endişemin kaynağı da bu boşluktur. İnanıyorum sevgi dolu araştırma yapan okuyan sorgulayan bir insan jenerasyonu çıkacaktır elbet. Bu boşluk, o zaman dolacaktır. 

 

C. Şan: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim. 

A. Aydın: Asıl ben teşekkür ederim.

 

1 of 3
- +

1.

2.

3.

Tags: AlevilikAyhan AydınbektaşilikCihan Sansöyleşi
Previous Post

Sur ’da Bir Akşamın Hüzün Üstü ve Sonra Yasemin

Next Post

Bir başımıza orman kalabalığımızla

Next Post
Bir başımıza orman kalabalığımızla

Bir başımıza orman kalabalığımızla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güncel Haberler

Ahmet Özkan Melaşvili ve Hayri Hayrioğlu’yu Andık (ANI)
Manşet Haberler

Ahmet Özkan Melaşvili ve Hayri Hayrioğlu’yu Andık (ANI)

13/03/2026
İran’dan açıklama: “Yeni lider Mücteba Hamaney yaralı ama durumu iyi”
Manşet Haberler

İran’dan açıklama: “Yeni lider Mücteba Hamaney yaralı ama durumu iyi”

13/03/2026
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel gözaltına alındı: Üç ilde eş zamanlı operasyon
Manşet Haberler

Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel gözaltına alındı: Üç ilde eş zamanlı operasyon

13/03/2026
Trump’ın Küba hamlesine Senato kalkanı: Askeri operasyon için Kongre şartı
Dünya

Trump’ın Küba hamlesine Senato kalkanı: Askeri operasyon için Kongre şartı

13/03/2026
Meclis’te yeni süreç hazırlığı: Silah bırakma teyidi “kritik eşik” olarak görülüyor
Manşet Haberler

Meclis’te yeni süreç hazırlığı: Silah bırakma teyidi “kritik eşik” olarak görülüyor

13/03/2026

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik