Suriye’de Şam yönetimine bağlı güçlerin ve ordu bünyesindeki silahlı grupların saldırıları sürerken, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, daha önce kontrol ettikleri alanların yaklaşık yüzde 60’ını kaybetti. Çatışmaların yol açtığı göç, sivil kayıplar ve hak ihlalleri, Kürtlerin Suriye’deki statüsünün hâlâ güvence altına alınmamasını uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı.
Batı basınında yer alan değerlendirmelerde, ABD başta olmak üzere bazı ülkeler, Kürtlerin IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadelede “kadim müttefik” olarak görüldükleri halde bugün yalnız bırakılmakla eleştiriliyor. Özellikle Washington’un, geçmişte cihatçı gruplarla bağlantılı olduğu öne sürülen yeni Şam yönetimiyle yakınlaşması, sert tepkilere neden oldu.
DSG Basın Merkezi’ne göre, Suriye Arap Ordusu ve ona bağlı gruplar Halep’teki Kürt mahalleleri ile DSG kontrolündeki diğer bölgelere yönelik saldırılarını sürdürüyor. ABD ve bazı Batılı ülkeler, Kürtlerin korunması gerektiğini ve Suriye ordusunun bu bölgelere yönelik operasyonlardan kaçınması gerektiğini dile getirse de, sahadaki çatışmaların devam ettiği bildiriliyor. Taraflar ise karşılıklı olarak “ateşkes ihlali” suçlamasında bulunuyor.
ABD Suriye Temsilcisi Tom Barrack ve bazı ABD’li yetkililer, DSG’nin kuruluş amacının IŞİD’i yenmek olduğunu, bu görevin büyük ölçüde tamamlandığını savunarak, Kürt güçlerinin Suriye hükümeti ve ordusu bünyesine entegre edilmesi gerektiğini öne sürüyor. Buna karşılık Senatör Lindsey Graham gibi bazı siyasetçiler ise bu yaklaşımın Kürtlere sırt çevirmek anlamına geldiğini belirterek itiraz ediyor.
Amerikan Wall Street Journal gazetesi, ABD yönetiminin Suriye’den tamamen asker çekmeyi tartıştığını ve bunun DSG’den “bir anda vazgeçmek” olarak algılandığını yazdı. Gazeteye göre, bu adımı eleştiren çevreler, olası çekilmeyi “ahlaki ve stratejik bir başarısızlık” olarak nitelendiriyor.
Fransa’da yayımlanan Le Monde gazetesi ise Batı’nın, Şam’daki yeni siyasi dengeler karşısında Rojava’yı giderek izole ettiğini, Avrupa ülkelerinin Kürt yönetimine verdikleri diplomatik desteği geri çektiğini aktardı. Gazete, bu süreci Batı’nın çıkarları doğrultusunda Kürtlerle yapılan ittifakın feda edilmesi olarak tanımladı.
İngiliz UnHerd gazetesi, Batılı ülkelerin Kürtleri IŞİD’e karşı mücadelede kullandıktan sonra desteklerini çekmesini “öngörülebilir bir ihanet” olarak niteledi. Haberde, bu tutumun Batı ile kurulan ittifakların kalıcılığına dair ciddi soru işaretleri yarattığı vurgulandı.
Finlandiya merkezli Helsinki Times ise DSG’nin El-Hol kampı ve bazı hapishanelerden çekilmesinin uluslararası desteğin yetersizliğinden kaynaklandığını belirtti. Gazete, bu durumun yalnızca bölge için değil, Avrupa güvenliği açısından da riskler barındırdığına dikkat çekti.
İsveç’te yayımlanan Global Bar dergisi de Avrupa’nın Kürtlere yönelik şiddet karşısındaki sessizliğini “demokratik değerlere ihanet” olarak değerlendirdi. Dergi, ABD desteğinin çekilmesine alternatif bir yaklaşım geliştirilememesinin Kürtlerin marjinalleştirilmesine zemin hazırladığını yazdı.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan bir raporda ise çözümün askeri değil siyasi bir uzlaşmadan geçtiği vurgulandı. Raporda, Kürt çoğunluklu bölgelere yerel yönetim, eğitim ve kaynaklar konusunda geniş yetkiler tanıyan bir ademi merkeziyetçilik modeli önerilirken, DSG’nin mezhepçilikten uzak, ulusal bir ordu yapısı içinde yeniden yapılandırılması ve Kürtlerin anayasal olarak tanınmasının Suriye’nin yeniden inşası için kritik olduğu ifade edildi.












