Adı Mesut olup da bahtiyar olamayanlara
Benim adım Mesut! Adımı babam koymuş. Adımı Mesut koyarak mutlu-mesut bir hayat yaşayacağımı düşünmüş olmalı. Hiç sormadım hayattayken kendisine. Sorsam da benzer bir cevap verecekti nasıl olsa.
Belli ki babam ismimi koyarken, ismimden bir şefaat ummuş. Gerçi onun zamanında yoktu ama günümüz dünyasında psikoloji, nörobilim ve numeroloji alanlarında bu tür ezoterik görüşleri savunanlar arada bir kulağıma çalınıyor. Bana hiç inandırıcı gelmedi ömrümce bu inanış. Ne yani, ismi Satılmış koyulan birisi isminin yükü altında ezilip utanarak mı yaşayacak ömrü billâh?
Ben hayatımda babamın düşlediği derecede mesut olamadıysam da temiz bir hayat yaşadım. Gençliğimde kanım kaynarken üniversiteli yıllarımda mazlumdan, mağdurdan, madundan yana oldum hep. Köken olarak devlete eleman yetiştiren fakülteden mezun olunca bir kez girdiğim ve kazandığım sınavın sağladığı görevden emekli olana dek çalıştım küçük bir ilde.
Hayatımı kazanıp, sürdürmek için girdiğim bu işte devletin iç yüzünü gençliğimde derneklerdeki seminerlerde anlatılanlardan daha net gördüm. Ondan sonra benim adımın bana hiç uymadığını süreç içinde idrak ettim. Bir insana kırk gün deli denilirse deli olur, sözü var dilimizde ama ben kırk yıl devlet hizmetinde adımın tam tersi oldum. O cendereye girdikten sonra elimden bir şey gelmeyeceğini de bildiğimden hep attım içime. Böyle bir hayatta beni ayakta tutan; üniversite yıllarımdaki kitaplardan hiç kopmamam ve sol düşüncenin uzaktan da olsa iyi bir takipçisi olmamdır.
İsmimden medet uman babamın hayalini gerçekleştiremedim ama emekli olurken söz verdim kendime. Şimdi artık geçim, kira derdim yok. Sakin bir hayatım var. O nedenle kendime verdiğim sözü yerine getirmek için elimden geleni yapmaya karar verdim. Zaten bu ülkede bu yaşından sonra kaç yıl ömrü kalmıştır ki benim gibi birinin? Bugüne dek ismime lâyık bir hayatım olmadı ama bundan sonra yaşamımla, uğraşımla ismime yaraşır yaşayıp ölebilirim.
Ben borçlu olmayı sevmedim hiç. Parasal anlamda hiç kimseye borcum yok. Ama bu ismimden dolayı topluma ve özellikle çocuklara borçlu hissediyorum kendimi. O nedenle babama, topluma ve çocuklara borcumu ödemek için uğraşacağım.
Bu nedenle yeni bir çalışmanın içindeyim. Ömrümüzün son çeyreğindeyiz kuşakdaşlarımla. Bir çoğumuz ideallerimiz için yaşayıp, şahsımız için bir şey istemedik. Bizdeki bu virüs gençliğimizde girdi içimize, ölünce çıkar ancak.
Yenile yenile şamar oğlanına döndük. Günler son zamanlarda çok ağır. Zoruna gidiyor insanın. Saçma sapan, ehliyetsiz, formasyonsuz, cahil bir zümre mekanizmaları ele geçirmiş; bırak bizleri, doğacak kuşakların hakkını şimdiden iç ediyor… Koca bir ülke, koca bir insan topluluğu seyrediyor. Bu ülkede, yenilmiş olsalar da faşizmle, gericilikle mücadele etmiş, bu işleri bilen binlerce insan var. Binlerce akademisyen, entelektüel, aydın var. Binlerce asker emeklisi var devleti yıllarca korumuş olan. Sınıfsal olarak işçi sınıfını, köylü sınıfını saymıyorum bile. Bunlar bir araya gelseler; hırsızlar, yetimin hakkını yiyenler ülkeyi terk ederler. Bir şey eksik, bir şey lâzım. Bunca insan kendi hakkını, hukukunu korumak için nasıl oluyor da bir araya gelemiyor. Büyü mü yapılmış bunlara, nazar mı değmiş? Bir ülkeye bu kadar kör, bu kadar sağır, bu kadar vurdumduymaz çok değil mi?
Gençlerden biraz öğrendim yapay zekâ işlerini. Böyle şeyler düşünürken yapay zekâya sordum: ne olacak bu memleketin hâli, diye. Bana biraz bir şeyler söyledi. Şaşırdım ve onunla dertleşmeye, bilgi alışverişinde bulunmaya karar verdim. Nasıl olsa bizim devrim âlimlerinden bir fayda yok. Tek başına yapacak hâlim de yok. Bilgisayar ve iktisat mezunu iki gençle buluşup, bölüm bölüm ülke sorunlarını tasnif edip, topladığımız verileri yapay zekâya yükleyeceğiz. Sonunda, bu sorunlar karşısında, mevcut imkânlarla ne yapılabilir, çare var mı diye soracağız.
Şunu anladım zaten: yapay zekâ daha objektif; verilere göre doğru ne ise onu söylüyor. Ülkedeki şartlarda mümkün olanı anlatıyor. Devrim âlimi geçinen birine bir şey sorunca, o dahil olduğu yapının zihin çerçevesinden çıkıp objektif bir cevap veremiyor.
İki aya kadar bu çalışmanın sonucunu alırız. Olursa olur. Bir sonuç çıkmazsa başka bir şey var aklımda, ona sıra gelecek o zaman. Fazla yok dünyada artık ama sanırım Küba’dan olur, bir de Rusya’da eski komünistlerden kalan olduysa onlardan danışmanlık alacağım. Biraz kredi çekip veririm paralarını, sonra yavaş yavaş öderim bankaya. Hiç olmazsa, elimden geleni yaptım, derim.
Şimdi, bu söylediklerim bazılarının garibine gidebilir. Akıl akıldan üstündür; daha iyi bir çözüm önerisi olan varsa buyursun; saygı duyarım.
Çevremde âlim geçinenler, kendini tekrarlayan önyargılarını fazlasıyla abartır ve somut tespit zanneder. Oysa yapay zekâ, kendine yüklenen verileri gözeterek tespitte bulunur ve buna göre çözüm üretir. İşte o yüzden, yapay zekânın yanılma payı, âlim geçinenlerin yanılma payından daha azdır.
Daha az yanılan, doğruya ve gerçeğe yakın bir yol izler ve mutluluğa daha çok yaklaşır. İnsan mutluluğa yaklaştıkça, kendini daha mesut hissedebilir.
Doğruyu mu söylüyorum, yoksa kendimi böyle mi avutuyorum; ömrüm bu ikilem arasında geçti. Ama hiçbir şey, boşu boşuna değildi.
Benim adıma yaraşır bir hayatım olmadı bu güne dek. Başarılı olamasam da bu beni mutlu edecek ve ömrümün son deminde adıma uygun yaşayacağım. Adım Mesut, mesut bir hayat sürmek beni bahtiyar kılacak.







