Beş Soruda Şiir ve 2020 ”İsmail Cem Doğru”

Sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlarla birlikte 2021 yılına girdik. Ama geçen yılın asıl sorunu evlere hepimizi hapseden koronavirüs idi. Günlük vaka sayıları ile yatıp günlük vaka sayıları ile uyandık, maskeli bir yıl bitse de durum devam ediyor…

 Yoksulluk gibi hayatın genel kurgusu içinde bugünün kurulu sistemini sürdürebilmek için üretilmiş bir dinamiğin savaşımında hangi tarafta olunacağı meselesi her şeyin yanıtı olacaktır.

Şair sadece şiir yazan kişiyse aslında yapay zekâ yüklenmiş kalemden, daktilodan, bilgisayar klavyesinden bir farkı kalmıyor, diyen

 Şair İsmail Cem Doğru gözüyle; 2020

2020 yılı için şiire gidersek Şair İsmail Cem Doğru’ya göre şiirin neresindeyiz?

Şiiri bireysel ve toplumsal kirlenmeden, yenilgi ve yozlaşmadan bağımsız, kutsal bir tapınma alanı olarak ele alan bir yaklaşım var. Böyle yapınca şiire bir kutsiyet payesi verildiğini ve böyle olunca kendi avuçlarına birkaç dize verilip yüzlerine çalındığında vaftiz edildiklerini sanıyorlar. İşin daha da garibi buna sıkı sıkı sarılıyorlar. Şiiri bugüne dek onlarca şair farklı yöntemle tanımlayıp anlatmaya çalıştı. Pek çok şair sıkıldı bu işten haklı olarak. Ben yeterince tanımlamamış olacağım ki henüz sıkılmadım.  Yağmur yağdığında o suların bir kısmı toprağa kavuşamadan yok olur. Toprağa kavuşan sular sırasıyla çeşitli katmanları dolaşır. O suların çok az bir bölümü toprağın tüm katmanlarının tadına bakıp insanın henüz elinin değmediği bir yerde birikir. Günün birinde o kaynağı keşfeden büyük bir hazine bulduğunun farkına varır. Ama o kaynağı keşfedene dek gündelik yaşam içinde insanın elinin ulaştığı suları tüketiyor insan. O sular da yağmur suları beraber dolaşırken yolda terk ettikleri arkadaşlarıdır. Biz her gün yağmur sularının en özel demlenme alanlarına ulaşacakları yolu tamamlayamayıp takılıp kalan suları tüketiyoruz. Şiir ise henüz o insan elinin ulaşamadığı suyun kendisidir. Biz şiirin 2020 yılında da, yağmur sularının beraber dolaşırken terk ettiği, yolda bıraktıkları arkadaşlarıyla beraber olduğumuz yerindeyiz. Birbirimize kaynak yalanları anlatıp duruyoruz sadece.

Kapalı kaldığımız Mart 2020’dan bu yana, “sosyal medyayı” da göz önünde bulundurarak; şiir hayatın ve insanın neresindedir?

Hayat insanlara 2020 yılında da geçmiş yüz yılın insanlara vaat etmediği kadar izlek armağan etti. Ama gel gelelim değişen işletim koşullarıyla şiir arasında önemli bir bütünleşme sorunu yaşanıyor. Şiir her şeyin hızlı elde edilmek zorunda olduğu, içi boşaltılmış görsellere indirgendiği bir yaşam alanıyla uyumu henüz yakalayamadı. Bu yüzden şu an elindeki çiçekleri tokuşturup ne düşündüğünü anlatmaktan imtina eden şairi bulunduğu yerden izlemeye devam ediyor. İnsanı ve hayatı terk etme ihtimali yok. Çünkü gidecek bir yeri yok. Fark edilmeyi bekliyor. Yaşadığı toplumu iyi tanıyor çünkü iyi bir hafızası var.

Birçok şiir kitabı yayımlandı 2020 yılında da. Bize, okumamızı önereceğiniz ya da sizin dikkatinizden kaçmayan on kitabı sorsaydık, yine izlediğiniz ve özgün bulduğunuz dergi(ler) oldu mu deseydik 2020 yılında, ne derdiniz?

İnternet kullanımı yaygınlaştıkça elektronik ortamın mesafeleri kısaltacağını düşünmüştüm. Ama dünyada mesafeler kısaldıkça hayatı izlemek daha zor bir hâl alıyor sanki. On şiir kitabı seçmek kolay olmayabilir. Kimi bunu o kadar kitap seçemediğini belirtmiş olmak için söyler kimi de çok daha fazla kitap saymak gerektiğini anlatmaya çalışır. Ben daha fazla sayıda iyi kitap yayımlandığını söylemek isteyen taraftayım. Betik Yayınevi olarak bizim yayımladığımız kitapların yanı sıra Aksisanat ve Yıldız Tozu dergilerinden bağımsız cevaplamak isterim bu soruyu. Şiir her şeye rağmen kendine alan bulmaya devam ediyor. Bu çok önemli… Bu her zaman böyle olmaya devam eder umarım. Edebi Şeyler, İthaki Poetik, Mühür, Yazılı Kâğıt, Hayal gibi şiir yayımlamaktan hiç vazgeçmeyen yayınevleri var. Oğulcan Kütük’ün Oğlan Çıkmazı, Kaan Koç’un Ağız, Onur Akyıl’ın Komün, Gülçin Sahilli’nin Masumiyet Cambazı, Koray Feyiz‘in Fora, Mis ve Mağlup üçlemesi, Gülce Başer’in Gözde Bir Kordon, Alphan Akgül’ün Bir Uçurumun Haritası, Ali Özgür Özkarcı’nın Sonu Yoktur kitaplarının üzerinde durduğumu söylemeliyim. Ayrıca 2020 yılında Mesut Aşkın’ın toplu şiirlerini içeren İki Ülke Arasında Kalan Kış kitabı fikir olarak çok önemli geldi bana. Ayrıca Dağ Suskunluğu da 2020 yılının şiir perspektifini ortaya koymak isteyenin altını çizmesi gereken bir kitap. Şairlerin erişilemeyen kitapları için toplu şiirler projelerinin artmasını diliyorum. Bir de usta şairlerin elektronik ortamda şiir kitaplarıyla ilgili değerlendirmeler yapmalarının bu dönem çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Eşi benzeri görülmemiş bir karmaşanın içinde buna ihtiyacımız var. Enver Topaloğlu’nun yazıları 2020 yılında Meltem Ahıska’nın Yad kitabını atlamama engel oldu. Her kitaba erişmek çok zor… Erişilmesi gereken kitapları işaret eden referanslar daha fazla önem taşıyor bu açıdan. Bir diğer referans noktası dergiler ve bu dönem dergiler için oldukça zorlu geçiyor. Her şeye rağmen direnerek yoluna devam eden dergiler görmek çok güzel. 2020 yılı daha fazla derginin kapandığı ya da elektronik ortamda yayın hayatına devam ettiği bir yıl oldu. Ama her şeye rağmen sermaye dergilerinin dışında Varlık, Hayal, Edebiyat Nöbeti, Sincan İstasyonu, Mavi Yeşil, Patika, Deliler Teknesi, Eliz gibi dergileri izleme çalışıyorum. Zaman zaman fanzinlerle kesilen iletişimim yeniden kurulduğunda mutlu olduğumu bu vesileyle belirtmiş olayım. Elektronik dergilerin çağın gereği olduğunun farkındayım. Ama hâlâ çok sıcak bakmadığımı söylemek isterim.

Yıllarca yalnızlık ve şiir hep ilişkilendirilmişti şairlerce, 2020 yılı için “yalnızlık ve şiir” ilişkisine dair ne dersiniz?

 Yalnızlığın şiire iyi geldiğini düşünmüyorum. Şiir kendi içinde bir yalnızlık üretirken bir de nesnel bir yalnızlığa gereksinim olduğunu düşünmüyorum. Şiirin ürettiği yalnızlığı dilersen bir dosyada tartışabiliriz. Çünkü şiir yalnızlaştırmaz. Ama nasıl bir şiire ulaşmak istediğine dair bir düşünceyle içine dönen şairin oradan geri dönmesi çok kolay olmuyor. Orası yalnızlık yüklüdür işte. Oradan dönüp dışarı çıkanın da içeri girmekte zorlanacağını herkes söyleyecektir. Bir de günü birlik girip çıktığını sananlar var. O öyle bir şey değil. Yani girdiği şeyin şiirle ilişkisi olduğunu sanabilir ama bu sadece şiiri bilmediğini gösterir.

Ödüller, çıkarılan gürültü, yoksulluk, birey olma çabası, özgürlükler vd. kavramlardan da baktığımızda; Şair, şiirin dışında nedir?

 Şiiriyle kendine hayat içinde bir alan açmaya çalışan, şiirin içinde bulunma sebebini kendine bu şekilde açıklayan, söylediği her sözü bu amaçla söyleyen bir şairin fırsatını bulunca şiiri terk etmesi kaçınılmaz. Ödüller ve bu konuda çıkarılan gürültü dediğin şey kendine hayat içinde yer açma çabasıyla ilgili olduğunda şairin hayat içindeki hiçlik iklimiyle ilişkisini pekiştiriyor sadece. Yoksulluk gibi hayatın genel kurgusu içinde bugünün kurulu sistemini sürdürebilmek için üretilmiş bir dinamiğin savaşımında hangi tarafta olunacağı meselesi her şeyin yanıtı olacaktır. Yoksulluğun varlığıyla anlamını bulan sömürü mekanizması kendini meşru hale getirebilmek için işbirlikçilere ihtiyaç duyar. Ne yazık ki bazen parlak vaatler neticesinde o işbirliği içinde gördüğümüz bir yelpaze içinde varlık mücadelesi veriyor şair. Bunun içinde diğer şairlerin emeklerini çalmak, hak etmeyenin belli çıkarlar için önünü açmak, ülkenin kaynaklarından sanatsal üretime ayrılan payın gasp edildiği mekanizmanın işlevini etkinleştiren birim unsurlardan birine dönüşmek gibi rollerden de söz etmek mümkün. Şair dediğin, bu sözcüğün içini sözcük anlamından farklı bir içerikle dolduramadığı sürece sadece hiçtir. Şair sadece şiir yazan kişiyse aslında yapay zekâ yüklenmiş kalemden, daktilodan, bilgisayar klavyesinden bir farkı kalmıyor.

 

İsmail Cem Doğru kimdir

1975 yılında doğdu. İlk ve orta dereceli öğrenimini Hatay’da tamamladı. Elektrik Mühendisliği eğitimi aldı. Şiirleri ve yazıları çeşitli dergilerde, gazetelerde ve kitap eklerinde yayımlanmakta…

2014 yılında Aksisanat Edebiyat Dergisi ve aynı isimi taşıyan edebiyat portalını yayına hazırladı. Şiirin yanı sıra incelemesi ve eleştiri yazıları, poetik metinler ve söyleşiler üzerine çalışmaya devam ediyor. 2005 yılında Rıfat Ilgaz Şiir yarışmasında başarı ödülünü aldı.

Kitapları:

 

– Antoloji Şairleri Seçkisi – Varlık Yayınları / Cep Kitapları – 2004 (Şiir Antolojisi)

– ARA – Mühür Yayınları – 2016 (Şiir)

– Orhan Veli / Unutabilmek Maviler İçinde – İndie Yayıncılık – 2017(Biyografik Roman)

– Bay Aksi – Mühür Yayınları – 2019 (mizah)

Yazar Profili

Mazlum Çetinkaya
Mazlum Çetinkaya
1969 Malatya, Yeşilyurt doğumlu.

Burdur Eğitim Yüksekokulunda ve Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gördü.

Dört yıl boyunca (2007 ile 2011) Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi editörlüğünü yaptı.

1990’larda Newroz Gazetesi’nde Serkan İnan adıyla taşlama yazıları yazdı.

Günlük Gazetesi’nde Mezopotamya’da kültür sanat sayfasında, kitap tanıtımları yaptı. Ötekilerin Gündemi’nde bir dönem deneme yazıları ile yer aldı. Ayrıca birçok edebiyat dergisinde şiir ve yazıları yayımlandı. Yayımlanmış beş şiir kitabı: “Zevebân”, “Taşta Uyuyan Zaman”, “Hecesini Onaran Çocuk” “Repesa”, “Dağ Suskunluğu” ve çocuklar için yazdığım altı hikâye kitabı var.

İstanbul 2 Nolu Eğitim-Sen üyesiyim, 23 yıllık öğretmen olan Mazlum Cetinkaya 675 sayılı KHK ile ihraç edildi.

Son zamanlarda Artı Gerçek Kültür Sanat ve Forum sayfalarına yazılar yazmakta.

Gaziantep yurthaberleri.net gazetesine haberler ve köşe yazıları yazmakta.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x