Cumartesi, Eylül 5, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

BİR AĞIT HALAYA DÖNÜSTÜREBİLİNİR Mİ?

Sarya Özgür by Sarya Özgür
20/08/2026
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
BİR AĞIT HALAYA DÖNÜSTÜREBİLİNİR Mİ?
0
SHARES
423
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Sevgili okurlar, merhaba.

Bu hafta biraz Kürt müziğinin hayatımızdaki yerinden, biraz da müziğin taşıdığı hafızadan söz etmek istiyorum.

Çünkü bizim için müzik yalnızca kulağa gelen bir ses değil. Bazen bir evin önünde kalan annenin çığlığı, bazen toprağını terk etmek zorunda kalan bir ailenin ardından söylenen birkaç dize, bazen de yıllar geçse bile unutulmayan bir acının kendisi.

Kürt müziğine baktığımızda bunun sayısız örneğini görüyoruz.

Yıllar önce Bingöl ve çevresinde yaşanan acıların ardından yakılan ağıtlar vardı. İnsanların evlerini, topraklarını, yakınlarını kaybettiği dönemlerin içinden çıkan bu eserler zamanla yalnızca birer türkü olarak kalmadı. Bir kuşağın yaşadıklarını diğerine taşıdı.

“Bingöl Şewitî” de bunlardan biriydi.

Yıllar boyunca evlerde, toplantılarda, konserlerde söylendi. Dinleyen bazen eşlik etti, bazen sustu, bazen gözyaşını tutamadı. Fakat zaman içinde bu eser de doğduğu acının içinden çıkarılıp folklorik bir havaya taşındı. Bir zamanlar bir yarayı taşıyan eser, başka bir duyguyla söylenmeye başladı.

Tam da burada bugün “Hoy hoy Memo”yu dinlerken biraz durup düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.

Daha düne kadar bir acının dili olan bazı eserlerin bugün çepîkler eşliğinde halayların arasında söylendiğini görüyoruz.

Ben bir sanatçının sesine, yorumuna, sahnedeki tarzına karışmıyorum. Sanat zaten yorumla var olan bir alan. Aynı eser farklı bir sanatçının elinde başka bir duyguya bürünebilir. Ses değişir, düzenleme değişir, enstrüman değişir. Bunların hiçbirine itirazım yok.

Ama eserin nereden geldiğini unutmamak gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü her şarkı aynı yere ait değil.

Bazı şarkılar insanı oynatır, güldürür, bir araya getirir. Bazıları ise insanı geçmişiyle karşı karşıya bırakır. Bazıları bir annenin kaybettiği evladının ardından ağzından çıkan sözlerden doğar.

“Hoy hoy Memo” benim için böyle bir eser.

Bu ağıtı yıllar içinde farklı seslerden dinledik. Bazı yorumlarda eserin taşıdığı duyguya dokunulmadan, hikâyesine sadık kalındığını hissediyorsunuz. Dinlerken yalnızca ezgiyi değil, o ezginin arkasındaki acıyı da duyuyorsunuz.

Ben de eserin hikâyesini ve yaşanmışlığını dinledikçe şunu düşünmeye başladım:

Bir ağıtın hikâyesini bilmeden onu yalnızca güzel bir ezgi olarak dinlemek mümkün mü?

Elbette mümkün.

Ama hikâyesini bildikten sonra aynı şekilde dinleyebilir misiniz?

İşte benim kafamı kurcalayan mesele tam olarak bu.

Bugün sevgili müzisyen Murad Demir’in “Hoy hoy Memo” yorumunu dinlerken de bunu düşündüm. Bunu kişisel bir eleştiri olarak söylemiyorum. Yıllardır severek dinlediğim bir müzisyenin yorumuna duyduğum hayranlığı da inkâr etmiyorum.

Ama sanatçıyı seviyor olmak, yaptığı şey üzerine soru sormamıza engel olmamalı.

İnsanların acısından doğmuş bir eseri daha fazla dikkat çeksin, daha çok izlensin, daha çok alkışlansın diye hareketli bir forma soktuğumuzda gerçekten ne yapmış oluyoruz?

Acının kendisini mi görünür kılıyoruz, yoksa acıdan başka bir şey mi çıkarıyoruz?

Bunu düşünmek bana ağır geliyor.

Çünkü ortada gerçek insanların hayatları var.

Bir annenin evladını kaybetmesi, bir ailenin dağılması, insanların evlerinden ve topraklarından koparılması var.

Bunlar yalnızca güzel bir ezginin arkasındaki hikâyeler değil.

O zaman kendi kendimize sormamız gerekmiyor mu?

İnsanların acısından bu kadar kolay faydalanmak bize ne söylüyor?

Daha fazla izlenmek, daha çok alkış almak, kalabalığı ayağa kaldırmak uğruna bir ağıtın yasını değiştirdiğimizde, aslında neyi korumuş oluyoruz?

Tam burada Halepçe’yi hatırlamak gerekiyor.

Sevgili Şivan Perwer’in yıllar önce Halepçe için söylediği eseri düşünün. Yıllar geçti, kuşaklar değişti, sahneler değişti ama o eserin taşıdığı duygu değişmedi. İnsanlar o eseri söylerken Halepçe’nin ne olduğunu, orada insanların nasıl katledildiğini ve o şarkının hangi acının içinden çıktığını biliyordu.

Eser farklı yerlerde, farklı zamanlarda söylendi ama hafızasından koparılmadı.

Şimdi soruyorum:

Halepçe söz konusu olduğunda gösterdiğimiz bu hassasiyeti neden başka ağıtlara göstermiyoruz?

Halepçe’nin acısını taşıyan bir eseri folklorik bir havaya dönüştürüp hep birlikte oynayalım mı?

Diyemiyoruz.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki bazı acıların karşısında insanın içinden oynamak değil, susmak geliyor.

O zaman aynı hassasiyeti başka ağıtlar için de göstermemiz gerekmiyor mu?

Bir annenin evladının ardından yaktığı ağıt Halepçe’den daha mı az acıdır?

Bir ailenin yaşadığı kayıp, bir halkın yaşadığı büyük bir katliam kadar toplumsal hafıza yaratamaz mı?

Ben burada acıları yarıştırmıyorum. Tam tersine, her acının kendi hikâyesiyle hatırlanması gerektiğini söylüyorum.

Bingöl Şewitî’nde yaşanan dönüşüm bize yeterince şey anlatmıyor mu?

Aynı şeyi yeniden yapmamak gerekmiyor mu?

Çünkü kültürel hafıza yalnızca herkesin bildiği büyük acılardan oluşmuyor. Bir annenin evladının ardından yaktığı ağıt da bu hafızanın parçası. Bir ailenin yıllarca taşıdığı yas da, bir köyün yaşadığı kayıp da bizim tarihimizin bir parçası.

Kürt müziği yüzyıllardır yazılı tarihin söylemediği birçok şeyi bize taşıdı. Yasaklanan dilin içinde kelimeleri sakladı. Göç edenlerin arkasından gitti. Evinden edilenlerin yanında kaldı. Bir annenin söyleyemediğini söyledi, bir babanın suskunluğuna ses oldu.

Bu yüzden bazı eserleri yalnızca “şarkı” olarak dinleyemiyorum.

Bazıları bizim aile albümümüz gibidir.

Bazıları bir mezar taşıdır.

Bazıları da hâlâ kapanmamış bir yaranın sesidir.

Asimilasyon yalnızca bir dilin yasaklanmasıyla olmaz.

Bazen bir kelimenin anlamını unutturmakla olur.

Bazen bir türkünün neden yakıldığını unutturmakla…

Bazen de yasın içinden çıkan bir eseri yasından koparıp yalnızca eğlencenin parçası hâline getirmekle.

Biz kendi kültürümüzü yaşatırken onun hafızasını da korumak zorundayız.

Başkalarının kültürümüze zarar vermesinden söz ederken, kendi ellerimizle bazı değerlerin içini boşaltıyorsak dönüp kendimize de bakmamız gerekir.

Ben müziğin değişmesine karşı değilim. Her kuşak kendi sesini bulur. Sanatçı esere kendi yorumunu katabilir. Buna itirazım yok.

Mesele müziği dondurmak değil.

Mesele hafızayı kaybetmemek.

Sanatçının daha büyük sahnelere çıkmak, daha çok insana ulaşmak, daha fazla dinlenmek istemesini anlayabilirim. Bunların hepsi onun hakkı.

Ama alkışın çoğalması, eserin hikâyesini geride bırakmamalı.

Çünkü sahnede söylediğiniz eserin arkasında yalnızca bir melodi yoktur. Orada insanların hayatları, kayıpları, acıları ve hatıraları vardır.

Bugün söylediğiniz bir eser, yarın bir çocuğun geçmişini öğrenme biçimi olabilir.

O çocuk belki o ağıdın neden yakıldığını bilmeyecek. Sadece herkesin oynadığı bir parça olarak duyacak.

İşte beni asıl düşündüren taraf bu.

Benim derdim kimseyi susturmak değil.

Kimsenin müziğine müdahale etmek de değil.

Sadece şunu hatırlatmak istiyorum:

Her türkü halay için değildir.

Bazı türküler vardır; karşısında ayağa kalkılmaz.

Susulur.

Dinlenir.

Ve kimin acısından doğduysa, onun hatırasına saygıyla söylenir.

Belki de bugün Kürt müziğinin ihtiyacı yeni eserlerden önce, elimizdeki eserlerin hikâyelerini yeniden hatırlamaktır.

Çünkü bir müzik hafızasından koparıldığında geriye yalnızca güzel bir ses kalabilir.

Oysa bizim ihtiyacımız olan, sesi yaşatırken onun neden çıktığını da unutmamak.

Şimdi sözü size bırakıyorum:

Bir ağıdı söylerken onun acısını da taşımak zorunda mıyız?

Yoksa bir eser zaman içinde kendi hikâyesinden bağımsızlaşıp herkesin istediği biçimde yorumlanabilir mi?

Belki de asıl mesele bir ağıdın halaya dönüşüp dönüşemeyeceğinden çok daha başka bir yerde duruyor:

Biz bir eseri değiştirirken, onun hikâyesini de değiştirmeye hakkımız var mı?

Tags: Sarya Özgür
Previous Post

İsrail Suriye’deki hava üssünü vurdu: Ankara’dan sert tepki

Next Post

İnsani yardımın ağır bilançosu: Bir yılda 907 görevli saldırıların hedefi oldu

Sarya Özgür

Sarya Özgür

Sarya Özgür (1981, İstanbul) — Diyarbakırlı, Kürt bir ailenin onuncu çocuğu olarak İstanbul'da doğdu. Eğitimine ara verdiği dönemler olsa da Atatürk Üniversitesi Gazetecilik Bölümü öğrencisi olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Makyaj tasarımı ve heykel/plastik makyaj alanlarında uzmanlaşan Sarya, 2009’dan itibaren televizyon ve dizi projelerinde protez, yara/kan efektleri ve karakter makyajları tasarlayıp uyguladı. Coğrafyasının savaş ve toplumsal travmalarını heykel ve plastik dökümlerle işlerken dört karma ve bir kişisel sergi gerçekleştirdi; eserleri toplumsal hafızayı canlı tutmayı amaçlıyor. Toplumsal adalet ve belgesel çalışmalarına da ilgi duyan Sarya, 2024’te Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in cinayetinden derin biçimde etkilendi; bu olayın araştırılması ve anlatılması amacıyla hazırladığı çalışma, 2026’da “Rojin Kabaiş” belgeseline dönüştü. Belgeselde Sarya, yardımcı yönetmenlik ve moderatörlük görevlerini üstlenerek adalet arayışına katkı sağladı. Aynı zamanda şair ve seslendirme sanatçısı olan Sarya’nın şiirleri sahne ve dijital mecralarda ilgi gördü; Kürtçe kültür-sanat yayınlarında seslendirme ve sunuculuk yaptı. 2025’te toplumsal temalı şiirleri BEN U SEN adıyla yayımlandı.

Yazarın Diğer Yazıları

BİR KİTABI İKİNCİ KEZ OKUTAN DOST
Manşet Haberler

BİR KİTABI İKİNCİ KEZ OKUTAN DOST

03/09/2026
Faşizm Bir Hastalıktır, Tedavi Edilmediğinde Toplumu Çürütür
Manşet Haberler

Faşizm Bir Hastalıktır, Tedavi Edilmediğinde Toplumu Çürütür

28/08/2026
BİR DİLİ ÖĞRENMEK, BİR DÜNYAYLA KARŞILAŞMAKTIR
Manşet Haberler

BİR DİLİ ÖĞRENMEK, BİR DÜNYAYLA KARŞILAŞMAKTIR

16/08/2026
ANA DİLİMİ ÖĞRENİRKEN KENDİMİ ÖĞRENDİM
Manşet Haberler

ANA DİLİMİ ÖĞRENİRKEN KENDİMİ ÖĞRENDİM

13/08/2026
İçsel Yolculuk
Manşet Haberler

İçsel Yolculuk

08/08/2026
Aşkın Disiplini Olur mu?
Manşet Haberler

Aşkın Disiplini Olur mu?

31/07/2026
Next Post
İnsani yardımın ağır bilançosu: Bir yılda 907 görevli saldırıların hedefi oldu

İnsani yardımın ağır bilançosu: Bir yılda 907 görevli saldırıların hedefi oldu

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

AĞUSTOS ENFLASYONU: GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY VAR!

AĞUSTOS ENFLASYONU: GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY VAR!

by Mustafa Durmuş
05/09/2026
0

TÜİK, ENAG ve İTO tarafından hesaplanan ağustos ayına ilişkin aylık ve yıllık enflasyon oranları arasındaki farklılıklar sürüyor: TÜİK’in yıllık enflasyonu...

10 Ekim Barış Derneği’nden Savaş Yıldız çağrısı: 25 Eylül’de mahkemeye getirilsin

10 Ekim Barış Derneği’nden Savaş Yıldız çağrısı: 25 Eylül’de mahkemeye getirilsin

by Sonhaber
05/09/2026
0

10 Ekim Barış Derneği, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıklarından Savaş Yıldız’ın Türkiye’ye getirildiğine ilişkin haberlerin ardından...

ODTÜ’de yol projesine karşı nöbet yeniden başladı

ODTÜ’de yol projesine karşı nöbet yeniden başladı

by Sonhaber
05/09/2026
0

Ankara Büyükşehir Belediyesine (ABB) ait iş makinelerinin Orta Doğu Teknik Üniversitesi arazisindeki yol çalışmalarını yeniden başlatması, öğrenciler ile kent ve...

Özelleştirme hız kesmiyor: Boğaz köprüleri ve otoyollar için 30 yıllık özelleştirme kararı

Özelleştirme hız kesmiyor: Boğaz köprüleri ve otoyollar için 30 yıllık özelleştirme kararı

by Sonhaber
05/09/2026
0

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı 11750 sayılı karar, 5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararla Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (KGM)...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik