Son günlerde, barış üzerine tartışmalar “entelektüel” olmak üzerinden yapılıyor. Kimdir entelektüel? Entelektüel, anlamak kökünden gelen, tabii ki çok okuyup, çok araştıran ama yalnızca çok okuyan veya çok bilen değil, öğrendiği bilgileri içselleştiren ve eleştirel bir süzgeçten geçiren kimsedir. Bilgi üreten, yayan ve olayları çok boyutlu analiz eden, bunlara da bağlı olarak hazır kalıpları ve ezberleri kabul etmeyendir.
Solcular, ağırlıklı olarak entelektüel olarak kabul edilir; ama onların da (bir yelpaze gibi sağdan sola geniş bir alanda bulunanları var) “ezber bozacağız” diye yaptıkları hatalardan sıyrılabilmek için çok çaba harcamak gerekir.
Okuman gerek evlat!
Nâzım Hikmet, sadece ülkemizin değil, dünyanın da kabul ettiği büyük bir şair. Yaşadıkları, “putları kırması”, idealleri uğruna hapislerde, sürgünlerde yıllarını geçirmesi, o çok sevdiği ülkesinden ayrı kalınca da “karşı yaka memleket” diye haykıran bir şair. Sezai Sarıoğlu’nun, şiirce “bunca okumamaya nasıl vakit buluyorsunuz” dediği kadar var. Bırakın okumayı, düşünmemize bile izin verilmiyor, fırsat tanınmıyor, en başta da devlet yasakları ve sansürüyle engelliyor gelişmeleri…
Çok uluslu büyük şirketlerin “haber” adı altında sadece halkla ilişkiler yaptığı; buna bağlı olarak da kadın erkek, yaşlı genç herkesin aynı pencereden aynı gözlükle baktığı bir sürecin içindeyiz. Tekdüze baktığımızdandır ki, ayrıksı ses(ler) çıkmıyor ya da çok cılız kalıyor. Buna bir de kendilerini solcu olarak ilan edenlerin haksız, hadsiz, hatalı yaklaşımları eklenince işler iyiden iyiye bağlamından koparılıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Folkart işbirliğiyle, Nazım Hikmet’in en kapsamlı sergisini açıyor. Sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel sorunlar yumağında çözümsüz yaşayanlar için sanat, bir uyarıcı, yol gösterici, hedef belirleyici ve yaşamı güçlendiren en önemli kanaldır. “Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi”, şairin yaşamını, üretimini ve günümüzde devam eden etkisini, Türkiye ve yurtdışındaki önemli arşiv ve koleksiyonlardan bir araya getirilen belgeler, elyazmaları, kişisel eşyalar ve görsel-işitsel kayıtlar aracılığıyla ele alıyor. Nazım Hikmet üzerine Türkiye’de bugüne kadar açılmış en büyük ve kapsamlı sergi projesi olan “Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi” Yüksek Mimar ve Nâzım Hikmet Araştırmacısı M. Melih Güneş’in küratörlüğünde hazırlandı ve sergi tasarımını Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ömer Durmaz üstlendi. Yine M. Melih Güneş’in, Küçükçekmece Belediyesi işbirliğiyle hazırladığı “Ellerinin İzinde” sergisi de geniş kapsamlı ve çok önemliydi, ama bu kez edebiyat, resim, heykel, fotoğraf, film ve tasarım gibi farklı disiplinleri buluşturuldu.
Ziyaretçilerin Nâzım Hikmet’in dünyasında çok katmanlı bir yolculuğa çıkacağı “Romantika”, 5 Eylül’de açılıyor, şairin doğum günü 15 Ocak 2027’ye kadar sürecek.
Bizlerin, “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” olarak okuduğu romanın ilk adı “Romantika” bu serginin adı olmuş… Neler yok ki, bu sergide… Bilinmeyen (sahi, dünya çapında tanınan, sevilen şairin bilinmeyen nesi kaldı diye düşünmeden edemiyor insan) fotoğraflarından el yazması belgelere, eşi Vera Tulyakova’nın Melih Güneş’e verdiği yazı, mektup, fotoğraflardan; arşivlerden bu sergi için özel çıkarılan belgelere kadar her şey var. Ek olarak; Ara Güler imzalı, özel baskılı fotoğraflarla Sedat Girgin’in, bu sergi için “Kuvayı Milliye Destanı”ndan esinlenerek hazırladığı bir eser de…
Daha güzel bir dünya umudu
Nazım Hikmet, eşitlik ve demokrasi içinde mutlu, müreffeh yaşamayı arzu eden, herkesin de o yaşamın inşası için herkesin birlik ve dayanışma içerisinde olmayı isteyen biriydi. Şiirleri de kanıtı.
Yaşanası bir dünyayı kurmak için kendi hayatlarını hiçe sayanlar çok da iyi bilirler ki, “bir gün mutlaka” ulaşacaklardır bu emellerine…
Bugün, yoksulluk, yoksunluk, yağma, toprakların peşkeş çekilmesi gibi birçok olumsuzluğu bir arada yaşıyoruz. Umudumuzu üzmüyoruz ama. Biliyoruz ki, bize sanat ışık tutacaktır.
Peki, nereden çıktı, bu tepki(ler)?
Sanat kimsenin tekelinde değil(miş) ve böylesi bir “komünist” şairin sergisini ancak kendileri açabilirmiş. Hele İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Folkart işbirliği olacak şey değil(miş). Folkart beton ormanına dönüştürüyormuş özellikle İzmir ve yöresini, buna da bağlı olarak bu sergiyi protesto ediyorlarmış. Biz de çevreciyiz, ama sanata desteği niye istemeyelim, hem sanatla gönenince onlara da yaptıklarının yanlışını anlatabileceğiz (daha doğrusu kendimizi dinletebileceğiz). Unutmayın, üç Bakan birden arabulucu oldu, ama madencilerin hak edilmiş maaşlarını ödemeyen işadamı için yüzlerce polis haksız gözaltı ile gözdağı veriyor bizim ülkemizde hâlâ… Güçlenmemiz barışla olacak, sanatla olacak.
Arkadaşlar, birincisi, siz yapın o zaman, biz de siz(ler)i alkışlayalım. İkincisi, bu tür kapsamlı sergilerin prodüksiyonu çok meşakkatli ve pahalıdır. Kim, elindeki belge ve bilgileri size verir? Nasıl ve neyinize güvenecek de yatırım yapacak? Bir üçüncüsü de, bırakın sanat, bildiği yolda, kendi gücüyle etkilesin insanları ve insanlar kendi yollarını (hedeflerini) bulsunlar. Belki aşkları büyüyecek, belki okuldaki başarıları artacak, belki de yeni bir buluşla yaşamı daha bir güzelleştirecekler? Ha, sahi, bir tarafta barış, bir tarafta ekonomik sorunlar, bir tarafta siyasal bilinmezlikler içinde debelenmemizi istiyorsanız, varın protesto edin.
Önemli bir not:
Duyduk ki, bu serginin kataloğu yapılmıyormuş. Sponsor olan Folkart, destek olan İzmir Büyükşehir Belediyesi bir serginin tek ve biricik belgesi olan kataloğu neden hazırla(t)mıyor? Örneğin, ben gidip gezemeyeceğim, ancak kataloğu olsa hem gezmiş kadar (tabii ki o tadı vermez ama) olacağım. Bir de sonraki kuşaklara kalacak bu sergi gelecek kuşaklar için de bir hazine başvuru kaynağı olmasın mı?
Serginin asıl sorumlusu, küratörü Melih Güneş ne diyor bu konuda? Neden gelecek kuşakları da, bir kez daha o güzellikleri, belge ve fotoğrafları görmek isteyenleri de engeller? Nasıl izin verir buna?
Herkesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Folkart başta olmak üzere diğer yetkili ve etkilileri, bu önemli, önemli olduğu kadar da gerekli serginin kalıcılaştırılması için uyarmaya çağırıyorum.
Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi, Nazım Hikmet
Küratör M. Melih Güneş
Sergi Tasarımı Ömer Durmaz
Sergi Yeri: Atlas Pavyonu, Kültür Park, 5 Eylül 2026 – 15 Ocak 2027













Ben de geleceğe kalabilmesi, belgesel nitelikli kazanabilmesi icin serginin katalogunun yapılması ve tüm isteyecekler ulaştirilabilecek kadar çok basilmasini isterim. Korkut Akın’ın bu önerisini destekliyorum.