Ümit Özdemir
Kayyum atandıktan sonra kolu bacağı kırılan, bölümleri, kütüphanesi, laboratuvarları kapatılan, akademisyenlerinin önemli bir kısmı rektörlük – yeni adı kayyumluk- binası önünde 1000 günden fazladır direnişe geçen üniversiteye son kötülük, kulüp binalarının boşaltılması için TOMA destekli polis saldırısıydı.
Bu saldırıya, burjuva basındaki gibi “polisin sertçe müdahalesi” demek istemeyiz çünkü polis, kayyum emriyle kapatılmak istenen kulüplerini korumak isteyen öğrencilere açıkça saldırıyor. Saldırıyı durdurmak için kampüs dışından gelen öğrencilerin kampüs içine girmemeleri için kapının kapatılması ve sonrasında yaşanan saldırı, esasen Boğaziçi Üniversitesi’nin arazisinin yağmaya açılmasıyla yakından ilgili.
Melih Uslu ile başlayan kayyum saldırılarının, bezdirme operasyonlarının, içten fethetme kötülüklerinin tamamında gizlenen niyet, Boğaziçi Üniversitesi’nin başka bir yere taşınması ve boşalan arazinin inşaat baronları tarafından yağmalanmasıdır. Boğaziçi Üniversitesi’nin Etiler sırtlarındaki değerli arazisi, saray rejiminin yağmacılarının iştahını kabartıyor. Boğaziçi Üniversitesi kentin içinde kalan ve çevresindeki eko sistemi ayakta tutan bir yapıya sahip.
Naci İnci ile devam eden ‘Boğaziçi Üniversitesi’nin yok edilmesi planı’, kimi apolitik öğrencilerin isimlerini saydığı pop yıldızlarının Boğaziçi Üniversitesi mezunu olmasından kaynaklı bir popülariteden çok, öğrenci kulüplerinin Boğaziçi Üniversitesi kimliğini bütünleyen önemli bir işleve sahip olmasıdır.
Kuruluş ve öğrenci yapısı itibariyle liberal bir çizgiye oturan Boğaziçi Üniversitesi, model aldığı Amerikan üniversitelerinin bir benzerini yani öğrenci kulüplerinin hayata geçirirken, kurucuların tamamı, kulüplerle öğrencilerin aktif siyasetle ilgilenmesinin önüne geçmeye çalıştı.
Bildiğiniz üzere devletin ideolojik aygıtlarından biri olarak tasarlanan üniversiteler, ne zaman bu işlevini kaybetse, gerçek kimliğini mücadele içinde kazanmışlardır. Boğaziçi Üniversitesi’nin bütün unsurları ne yazık ki ülke ve akademi sorunlarına taraf olma konusunda bugüne kadar oldukça pasif bir çizgi izlediler.
Boğaziçi üniversite öğrencilerinin maruz kaldıkları saldırı, yarı sömürgeci inşaat baronlarının partisi AKP ve yedeğindeki güçlerin üniversitenin varlığına kast eden uygulamaları, Boğaziçi Üniversitesi’nin bütün unsurlarını hızla politikleştirdi. Bu mecburi politikleşme çizgisi, akademinin sadece üniversite duvarları içine hapsolmaması, ülke ve üniversite sorunlarına da taraf olması sol fikrine doğru evrilirse bundan hem Boğaziçi üniversiteliler hem de memleket büyük bir kazanım elde edecektir. Böylece belki de üniversite, öğrencilerin ironik isimlendirmesiyle “paraşüt akademisyenlerden” yani saray tarafından atanarak, üniversiteyi tanınmaz hale getirenlerden kurtulmanın önü açılabilir. Üniversitelerin kendi idari ve mali özerkliğinin garantisi, 12 Eylül artığı YÖK gibi kurumların tasfiye edilmesi belki o zaman bilince çıkarılabilir. Bütün bu demokratik koşulların gerçekleşmesiyle üniversiteler sadece sınav, araştırma ve sermaye sınıfının neoliberal projecilerin cirit attığı mekanlar olmaktan çıkarak, gerçek anlamını bulabilir. Üniversitelerin serbet düşüşten kurtulması, hayata ve insanlara dokunan birer eğitim kurumuna dönüşmesi için yapılması gerekenlerin neler olduğu konusunda fikir sahibi olmak isteyenler 68’lilerin siyasal ve kültürel pratiklerine bakabilirler.
“Seçkin” bir üniversitede okuduğu zannıyla bugüne kadar olan bitene sessiz kalan öğrenci kitlesi de dahil bütün Boğaziçi üniversiteliler, olumlu bir örnek görmek istiyorlarsa önlerinde iyi bir örnek var: 19 Mart günü istibdata karşı polis barikatlarını yıkan İstanbul üniversiteliler mücadele geleneklerini kanıtladılar ve bu mücadelenin yarattığı solcu-halkçı geleneğe katkı sunmak isteyenlere kapıları açtılar. İstibdat rejiminin hayat şartlarını günden güne ağırlaştığırdığı ülkemizde, çoğu yarı proleter öğrencilerin emekçi sınıflarla mücadelenin ortaklaşması, her türlü sorunun aşılması için geçilmesi gereken eşiklerden biri olabilir. Mahmut Hoca ruhuyla okulunu sattırmayan öğrencilere, projeci bir tüccarlığı değil, bilimsel ahlakı savunan akademisyenlere ve bütün bunların toplamından neşet eden yeni özgür, özerk bir üniversiteye her zamakinden daha fazla ihtiyacımız var.
Direnirken başka bir kimlik kazanan Boğaziçi üniversitelilere selam, çünkü siz de biliyorsunuz, okumuş insan halkının yanındadır.







