Bosch Türkiye’nin 2026 Anneler Günü için hazırladığı ve büyük tepki çeken reklam filmi, anne kavramını evcil hayvan sahipliğiyle eşdeğer tuttuğu gerekçesiyle RTÜK incelemesine takıldı ve yayından kaldırıldı ve aslında tam da reklamcıların en büyük sloganı “ Reklamın iyisi kötüsü olmaz” bir kez daha yeni bir örnek verdi.
Neydi Reklamın Konusu?
“Tam Bi’ Anne Hikayesi” başlıklı reklam filmi, bir mağaza ortamında geçiyordu. Reklamda, bir kadının evcil hayvanıyla (köpek) olan ilişkisi, anne-çocuk ilişkisiyle benzer bir dil ve vurguyla anlatılıyordu. İzleyicide çocuk anlatısı izlenimi verildikten sonra final sahnesinde evcil hayvanın gösterilmesi, annelik kavramının basitleştirildiği eleştirilerine yol açtı.
Kamuoyunda yani aslında sosyal medya denilen herkesin kendi uzmanlık alanı olsun olmasın, hatta değil o konuda herhangi bir konuda eğitim, bilgi ve tecrübesi olmasa da fikrini gayet kaba bir dille yazıya dökmesi, hatta yazım kurallarını da basitleştirerek, belki de çabuk yazayım derdi ile bir kez bile okumadan, genellikle sosyal medyanın herkesi sürüklediği bir çok tapaj hatalarına, olmayan dilbilgisi kurallarına ve gayet açıkça anlaşıldığı üzere son derece kabaca, okuyan herkese zorla kabul ettirmeye çalıştırmasına alışmaya başladık, bir kişiye katılmayan birden çok kişinin bir kişiye yüklenerek “ linçlenmek” tabirini ortaya çıkarması da normalleştirilmeye başladı.
Psikoloji eğitimi almamış, herkes senli benli hiçbir nezaket ve görgü kuralını göz önünde bulundurmadan bir başkasına hakarete varacak derecede yorum yapmaktan çekinmiyor. Benim fikrim doğrudur ama sizinkine de saygı duymam gerekir demiyor.
Bence reklam oldukça hassas; kadınların, çocukların ve hayvanların en fazla zarar gördüğü ülkemizde birkaç sevgiye birden dokunuyor, şirketin reklamını savunmasını duymak isterim ama hem anne hem hayvan sevgisini bir arada yaşayan biri olarak okuyucularla, farklı düşünen yada benimle anı fikirde olanlarla paylaşmak istediğim
düşüncelerimi yazıya dökmek istedim.
Pazar günü anneler günü ve benim annem hayatta, doksan iki yaşında ve yaşlı ama sağlıklı sayılır. Yaşamı devam eden iki evladını evde dünyaya getirmiş, çünkü ilk evladını Fransız Hastanesinde ve Kraliçe Elizabet’in doğumunda bulunmuş tanınmış bir doktorun nezaretinde yapmış olmasına rağmen ilk bebekleri hayata tutunamayınca evde doğum yapmaya karar vermiş.Sonra ağabeyim ve ters gelen bebek olarak benim evde doğumumsa çok zor olarak gerçekleşmiş.
O gün bugündür çok az sürelerle, çalışma hayatım sebebi ile ve kısa süren Amerika evliliğimde annemden ayrıldım, hatta annemin annesi anneannemiz de bizimle yaşadı. Onu da doksan üç yaşında kaybettik. Dünyanın ve ülkenin neresine gidersem gideyim iyi günde kötü günde hep annemleyim. Anneyi sevmek, anneye bakmak, yaşlanıp ameliyat olunca yoğun bakımda kapıdan 7/24 ayrılmamak, ilk yardım eğitimlerim ve merakım sebebi ile her tür bakımını üstlenmek nedir bilirim.
Annemi başka kardeşlere ki benim on tane ağabeye bedel bir ağabeyim olmasına rağmen, kuzenlere, gelinlere, damatlara, başaklarına bırakan yada bırakmak zorunda kaldığına kendini inandırmak zorunda olan evlatlar bilirim. Malını bölüşmek, maaşını almak, evini sattırmak için uğraşanlar da evlattır, onlardan da çok var. Huzur evlerinde kendi isteği ile değil gelini, damadı istemedi diye kalanlar da annedir. Cefalı bir yaşamı olsun olmasın annemize vefa göstermeliyiz diye düşünmeyen evlatlar gördüm; kız / erkek fark etmez, ara sıra yemeğe götürüp hediye alarak evlat olunmayacağını da iyi bilirim.
Tatile çıkmamayı, sayfiye de bahçeli evlerde yaşarken, annemle tatillere gidip gelirken, “o” artık yaşlandı, ameliyat oldu diye mecburen apartman katına sıkışmayı da bilirim. Daire büyük olsa ne olur, şehirlerde yaşam belli. Zordur evlat olmak ve her şartta hayatta olanın yanında olabilmek hele kendin de yaş alırken. Anne dokuz ay taşımıştır karnında ve bizi dünyaya getirmiştir, büyütmüştür.
Kültürlü, bilgili, yetenekli, yabanı diller bilen, muhteşem yemekler yapan, benzersiz dikişler dikebilen de annedir, ama hiç birini yapmayanlar da annedir.
Televizyonlarda uzun yıllardır gündüz kuşaklarında çeşitli programlar seyrediyoruz, ben de son zamanlarda iki programı daimi olarak seyrediyorum.
Anneler var, en az üç dört çocukları var, biri yada bir kaçı engelli, ruhsal yada bedensel sıkıntıları var ama anneler ellerindeki cep telefonlarından başka erkeklerle bir sürü ilişki kurup hem eşlerini em evlatlarını terk edip gitmişler. Utananı, özür dileyeni az çıkıyor, genelde pişman değiller, bunlar da anne !
Hangi anne kavramını basite indirgiyor reklam, hangi anneler kutsal hangi anneler değil, bunun ayrımını yapmak kime düşer, annesini yada eşini ekranda arayanlara.
Peki evladı sokaklarda katledilen anneler için neler yapıyoruz, ülkemizde sosyologların ve psikologların birlikte yaptıkları çalışmalar nelerdir? Çok çocuk sahibi olan ailelerin evlatları spor yapamazsa, sanatla ilgilenemezse,
hobileri olmazsa, ailelerini geçindirmek için dilendirilmeye, hırsızlık yapmaya zorlanırlarsa, okuyamazlarsa kötü yollara, sorunlu arkadaşlara sahip olurlarsa hangi anneleri suçlayacağız. Babaların da emekleri yok sayılamaz ama çocuğu anne yetiştirir kuralları gereği kötü çocukları, sorunlu çocukları, katil yavruların yetişememesindeki faturaları kime keseceğiz? Hepsini bir kadın doğuruyor ve anne sıfatını kazanıyor ama ne kadar yetiştiriyor, katil çocuğun annesi mi daha üzgün oluyor ölen çocukların mı ? Anneler ve dünyaya getirdikleri insan evladı çocukları.
Bir de anne olamayanlar var yada benim gibi kısa evlilik yaşayıp, çocuk doğurma şansı olmadan çok çalışıp herkese çocuğu gibi davranan çok çocuk seven ve sakat olarak bir yere sığınmış yavru köpeği sahiplenip, ülkede çip takma konusu daha yeni gündeme gelirken sahiplendiği köpeği için bir yılda üç ev değiştiren… Ben de ona
yavrum diyorum, belki kendi insan çocuğum olsa beni üzerdi, kızdırırdı oysa köpeğim hiç üzmedi. Sakin, sağlıklı, bakımlı, bana bir çok çocuktan daha fazla annelik duygusu hissettiriyor. Karşıma geçip bakıyor, o bakışlarda vefa hissediyorum, giderken biraz hüzünleniyor ama benim köpeğim ağlayıp, havlayıp kimseyi, konu komşuyu rahatsız etmiyor. Bir çok çocuktan uslu ve sakin; köpek olarak da sakin, o da benim evladım. Evlatlar büyüyüp gidiyor, evleniyor, bazen acı bir şekilde evlat acısına boğuyor bizi ölüyorlar, köpekler de öyle, kediler de evlerde beslenen tüm hayvanlar da. Onlara ev hayvanı ,evcil hayvan, patili dostlar denmesine karşı çıkıp “it” onlar diyenlere biz başka anaların evladının canını alan, onları hunharca öldüren, yakan, ölen yok edenlere ne diyeceğiz, “it” desek evdeki hatta sokaktaki hayvanlara hakaret olmuyor mu?
Köpekler ve kediler kimsenin evladına tecavüz edip, öldürmüyor, yemek verirsen yiyor, çalmıyor; kıskandıkları sevgi, sahip olamadıkları şeyler değil. Sert huylu hayvanları bile onları besleyip büyütemeyen yada sıkılınca eski bir eşya gibi bırakan annelere, babalara ve onların vefasız evlatlarına borçluyuz.
Annelik nasıl kadın duygusu ise, iyi kadınların doğurup büyüttükleri evlatlar ve iyi kadınların baktıkları sahiplendikleri köpekler de kedilerde iyi huylu oluyor, onlar da kimseyi öldürmüyor, ısırmıyor, tırmalamıyor.











