Türkiye’de ekonomik kriz derinleşirken iktidar ve ona yakın medya yine semboller üzerinden toplumu kutuplaştırmaya çalışıyor. Öküz altında buzağı aramayı gazetecilik sananlar iş başında.
Hayvanları toplayıp hunharca katletmekten başka çözüm yolu üretmeyen bir iktidarla hayvan düşmanlığını körükleyenler el ele verip annelik kavramını korumaya(!) aldılar. Malum reklamın bir algı operasyonu olduğunu söyleyen mi ararsın, kutsal değerlere saldırı olduğunu yazan mı, doğurganlık oranı düştüğü için bunu Türkiye’nin beka sorunu olarak ele alan mı?
Reklam, kadınları güya çocuk sahibi olmak yerine köpek sahibi olmaya yönlendiriyormuş.
Kadınların çocuk sahibi olup olmama kararını birkaç dakikalık reklam filminin belirleyebileceğini düşünmek, hem gerçekleri görmezden gelmek hem de kadının aklını küçümsemektir. Bir kadın, hangi koşullarda çocuk sahibi olacağına kendi karar verir. Çocuk sahibi olmaya karar veren bir kadına da bunun yerine “Köpek al.” derseniz ancak “deli” olduğunuzu düşünebilir.
Asıl mesele ekonomiktir. Çocuğu dünyaya getirmek değil, ona en iyi şekilde bakabilmek esastır. Çocuk, sadece sevgiyle büyümüyor. Ona iyi bir gelecek hazırlamak, ekonomik olanaklar çerçevesinde şekilleniyor. İktidar, kadınları üç beş çocuk yapmaya teşvik ederken bu çocukların bakımıyla ilgili ihtiyaç duyulan hiçbir altyapıyı gereği gibi desteklemiyor. Bunun yerine “Çalışıyorsanız işinizi bırakıp evde çocuğunuza bakın.” diyerek kadını eve hapsetmeye çalışıyor.
Diyelim ki çocuğunuzu tüm zorluklara rağmen büyütüp okul çağına getirdiniz. Bu kez eğitim hayatı başlıyor. Sadece okul masraflarını, servisi, etüdü, yemeği mi düşünüyorsunuz? Hayır. Güvenlik, güvenilirlik, temiz çevre de düşünmeniz gerekenler arasında. Bu konuda ne kadar seçici olur, ince ayar yaparsanız mali yükümlülüğünüz o kadar artıyor.
Çocuğun yaşı büyüdükçe ihtiyaçları da artıyor. Bugün kaç aile çocuğunun ihtiyaçlarını, beklentilerini kaygı duymadan karşılayacak ekonomik güce sahip? Kaç aile ruhsal ve bedensel gelişimine destek olması için çocuğunu spora ya da sanata yönlendirebiliyor?
Açlık sınırının altında bir gelirle yaşamaya mahkûm olan pek çok aile bırakın eğitimi çocuğunun temel beslenme ihtiyacını bile karşılayamıyor. Ekonomik yetersizlik nedeniyle düzenli protein, süt ürünleri, taze sebze ve meyveye ulaşamayan çocukların sayısı her geçen gün artıyor. OECD verilerine göre Türkiye, ekonomik nedenlerle öğün atlayan öğrenciler konusunda en kötü ülkeler arasında yer alıyor. Çocuklar yeterince beslenemezken, gençler geleceğe umutla bakamazken toplumun dikkatini reklamlar ve sembolik tartışmalarla meşgul edenler, gerçek sorunlar üzerinde düşünmüyor bile. Sadece BOSH yapıyor.












