Bu, bir görünmeyen kavgadır.
Bu, bir bitmeyen kavgadır.
Bu, “mum ışığına karşı safağın aydınlığının kavgasıdır”.
Bu, “ekmek için hayatlarını satanlarla, altın için ruhlarını satanların” kavgasıdır.
Bu, bir emek kavgası,
bu, bir ekmek kavgasıdır.
Bu kavgada havai fişek fabrikalarında hayatını kaybetmek vardır.
Bu kavgada maden ocaklarında grizu patlamaları sonucu yerin metrelerce altında kalmak vardır.
Bu kavgada inşaatlarda güvensiz çalışma koşullarının, tersanelerde ihmallerin ve denetimsizliğin bedelini canıyla ödemek vardır.
Bu kavgada çocuk yaşta, kayıt dışı ve kaçak çalıştırılan işçilerin ölümü vardır.
Bütün bunlar toplumun, siyasetçilerin, karar vericilerin, hukukçuların, sendikaların ve siyasi partilerin dikkatini çekmiyor mu?
Ne yazık ki birçok kişi ve kurum, emekçinin yaşam hakkından çok kendi ikbalinin, siyasi hesaplarının ve rantın peşine düşmüş görünüyor.
Toplumun içine sürüklendiği bu cendere, işçinin alın teriyle birlikte canını da öğütüyor.
Siyasal iktidar, güvenlik politikaları adına milyarlar harcarken, en küçük itirazı gözaltılar ve tutuklamalarla bastırmaya çalışırken; neden iş güvenliği önlemlerini almayan, ihmalleri nedeniyle insanların ölümüne yol açan şirketlere karşı aynı kararlılığı göstermiyor?
Neden iş cinayetlerinin önüne geçecek denetimler yeterince yapılmıyor?
Neden her yeni facianın ardından birkaç açıklama ve birkaç taziye mesajıyla hayatlar unutulup gidiyor?
Ancak tarih göstermiştir ki emek ve ekmek mücadelesi kolay kolay susmaz.
Bir gün bu ekmek kavgasının tarafı olanlar, bu zulme, bu haksızlığa, bu adaletsizliğe ve hukuksuzluğa son vereceklerdir.
Çünkü hiçbir tiranlık sonsuza kadar sürmez.
Ve sonunda ekmek kavgası kazanacaktır.












