Son zamanlarda dilimize sinsice sızan bir cümle var:
“Bunu hak ettim.”
Bu cümle hayatımıza hızla yayılıyor.
Sıradan şeylerde bile bir hak ediş arıyoruz. Sanki bu dünyaya yaşamak için değil, hayatı hak etmeye gelmişiz.
“Güzel bir kahveyi hak ettim.” diyoruz mesela.
Durup düşününce bana tuhaf geliyor bu cümle.
Kahve içmek istiyorum değil de neden kahveyi hak ettim, diyoruz?
Kahve içmenin abartılacak bir yanı yok elbette. Eskiden kimse bunun bir hak ediş olup olmadığını düşünmezdi. Artık düşünüyoruz. Parası olanlarla olmayanlar arasındaki uçurum derinleştikçe tüketim üzerinden bir eşitlik algısıyla yönetiliyoruz.
Düzen, bizi bir yandan “Sen değerlisin. Her şeye sahip olmaya hakkın var.” diye motive ederken diğer yandan bu değeri, kendisine koşulsuzca hizmet etmeye bağlıyor. Üstelik karşılığını vermeye yanaşmadan.
Biz de çok çalışıp çabalayıp gereğinde borçlanarak düzen içindeki yerimizi, değerimizi korumaya çalışıyoruz. Dinlenirken, harcarken, tatile giderken… farkında olmadan aslında hiç de doğal olmayan, düzenin ideolojisini yansıtan bu dili kullanıyoruz:
“Hak ediyorum.”
Dünyada da haksız gelir dağılımının yarattığı derin uçurumun sorumluluğunu düzen, hiçbir zaman üstlenmez. Bizde de üstlenmiyor. Bunun yerine hak ettiği yaşamı elde edememeyi bireyin kişisel başarısızlığı olarak görüyor. Olmadıysa yeterince çalışmamış, çabalamamış, ya da dayanmamışsındır.
Birey de kendini iyi hissedebilmek için çareyi böyle küçük ödüllere tutunmakta buluyor.
Kahve, sıradan bir içecek olmaktan çıkıp “Ben hâlâ kendime bir şey yapabiliyorum.” diyebilmenin sembolü oluyor. İçildiği yer, bardağı, termosu… Hepsi statü ve varoluş göstergesine dönüşüyor.
Bizi yönetenler de “Sizi o kadar ezdik ama bakın hâlâ ayaktasınız, hâlâ dayanabiliyorsunuz. Demek ki bir yolunu buluyorsunuz. Eviniz, arabanız yoksa, karnınız doymuyorsa da telefonunuz var. Bugün kahve içmişsiniz, şükrettiniz mi?” demeye utanmıyorlar. Utanmadıklarını ekranlarda gözlerimizin içine bakıp söylüyorlar.
Oysa insan kimi zaman canı istediği, o gün öyle hissettiği ya da sırf yaşadığı için arzu ettiklerini gerçekleştirebilmeli.
Hak edişlerle ödüllere tutunmak yerine kendimize hiç sebepsiz hediyeler verebilmeliyiz.







