Pazartesi, Haziran 15, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Büyüme değil, büyümeme [küçülme…]

Fikret Başkaya by Fikret Başkaya
06/03/2024
in Manşet Haberler, Yaşam, Yazarlar
A A
0
Büyüme değil, büyümeme [küçülme…]
0
SHARES
474
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Fikret Başkaya

 

“Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümenin mümkün olduğuna inanan, deli değilse iktisatçıdır”

                                                                                                                                       Kenneth Boulding

 

Ekonomik büyüme, burjuva iktisatçılarının, burjuva politikacılarının, yüksek devlet ricalinin ‘amentüsü’ haline gelmiş bulunuyor… Slogan şöyle: ‘ekonomi büyüyecek, tüm sorunlar çözülecek…’ Ekonomi yüz yıldır büyüyor lâkin bütün gösterge ışıkları kırmızıda, değilse sarıya dönmüş bulunuyor… Bir ekonomi yılda ortalama %3 büyürse 23 yılda, %5 oranında büyürse 14 yılda milli gelir ikiye katlanır… Dönemin sonunda aynı oranda bir ‘refah artışı’ olur mu? Olmazsa neden olmaz? Türkiye ekonomisi geride kalan yüz yılda ortalama %5 civarında büyüdü… Bu zaman zarfında ortalama refahın yaklaşık 7 kat arttı, demeye geliyor mu?

Aslında sorunu hangi zemin üzerinde tartıştığınız önemlidir… Zira, kapitalizm dahilinde ekonomik büyümeyle toplumsal refah arasında doğru yönde bir ilişki yoktur… Orada söz konusu olan sermayenin büyümesidir… Sermaye de işsizliği arttırmadan, sosyal eşitsizleri derinleştirmeden, ekolojik yıkım (doğa tahribatı) yaratmadan büyüyemez… Şimdilerde durum ortada olduğuna göre…

Büyümenin ölçüşü sayılan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), (İngilizce GDP, Fransızca PIB) 1930’ların “Büyük Buhran” yıllarında iktisatçı Simon Kuznets tarafından ortaya atıldı. Kuznets, krizden çıkış için ekonomik faaliyetin nasıl olması gerektiğine odaklanmıştı. Hangi faaliyetlerin toplumsal refah yarattığını anlamaya çalışmıştı… İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında da ABD, yaptığı ekonomik yardımların sonuçlarını ölçmek için GSYH artışını bir ölçü saymıştı…

Gerçi Simon Kuznets, 1962 de ‘büyümenin otomatik olarak ‘refah artışı’ demeye gelmediği konusunda uyarmıştı, ama GSYH hala tüm sorunların çözümünün anahtarı sayılıyor… Büyüme retoriği sömürüyü, yağma ve talanı meşrulaştırma, kabullendirme işlevi görüyor…  Aslında İktisatçı Joseph Stiglist, GSYH’nin bir fetiş haline geldiğini söylerken gerçek dünyada yaşanana gönderme yapıyordu…

Neyin, nasıl, ne pahasına üretildiği, üretilenin nasıl bölüşüldüğü de son derecede önemlidir… Bir yere kurulan bir kapitalist işletme, toprağı suyu, havayı kirletir, kâr eder, sermayesini büyütür…  O yörede yaşayan insanlar ‘hastalanır’… Başka bir kapitalist de onları tedavi ederek kâr eder ve sermayesini büyütür, Tabii bu arada ekonomi büyümüş, GSYH’ da artmış olur…

Tabii Kişi başına düşmeyen milli gelir de artar… Esasen aritmetik ortalamanın hiçbir değeri yoktur… Toplam gelirin %90’ına nüfusun %5’’i el koyuyorsa, kişi başına düşen milli gelir denilenin bir karşılığı olur mu? Nitekim 2023 yılında kişi başına düştüğü söylenen (ama düşmeyen) gelirin 13 bin 110 dolar olduğu söylendi. Bu, 4 kişilik bir aileye yılda 52 bin 440 TL dolar düşüyor demektir … Bu günkü dolar kuruna göre 1 milyon 625 bin 640 T.L. Türkiye’de bu kadar yıllık geliri olan kaç aile var? Bugün emeklilerin çoğunluğunun aylığı 10 bin TL, [322 dolar…] Yılda 3.864 dolar… Dolayısıyla kişi başına düştüğü rivayet edilen gelir asla bir refah ölçüsü değildir… Şili’li şair, matematikçi, fizikçi Nicanor Parra… Kişi başına düştüğü rivayet edilen gelirle ilgili olarak şöyle demişti: “İki ekmek var. İkisini de siz yediniz, ben hiç. Ortalama tüketim her birimize bir ekmek”… Velhasıl neden söz ettiğini bilmek önemlidir denecektir…

Kapitalizm dahilinde büyüme paranın izini sürer… Para her el değiştirdiğinde milli gelir (GSYH) büyümüş görünür… Mesela bir adam ‘hizmetçisiyle evlenirse’ GSYH büyümez… Artık yeni eşine ücret ödemeyeceğine göre… GSYH aile içinde gerçekleşen etkinliği hesaba dahil etmez… Neyin ne pahasına üretildiği, insana ve doğaya (ekosisteme) verilen zarar, üretimin kimin için ne anlama geldiği sorun edilmez… Mesela uyuşturucu üretimi/kullanımı üç kat, zehirli gaz üretimi beş kat, kimyasal silah üretimi on kat, siyanür üretimi,  insanları alıklaştıran/ahmaklaştıran reklam harcamaları 15 kat artsa, GSYH de o oranda artar…

GSYH hesapları bedava sunulan mal ve hizmetleri içermez… Üretim ve tüketimin neden olduğu doğal çevre tahribatını, işte biyolojik çeşitliliğin, canlı türlerinin yok olmasını, havanın, suyun ve toprağın kirlenmesini, atmosferin ısınmasını, gürültü kirliliğini dikkate almaz… Trafik sıkışıklığı ne kadar büyükse GSYH’de o oranda büyümüş olur… Fuhuş sektörü ne kadar büyükse GSYH de büyüktür… Öğrenciler yaşadıkları yere yakın okula yürüyerek giderse, milli gelir artmaz ama 30 kilometre uzaklıktaki okula servis aracıyla veya özel arabayla gider-gelirse milli gelir (GSYH) büyür… Aslında örnekleri çoğaltmak mümkündür…

Durum böyleyken, GSYH büyülüğünün, metalaşma düzeyinin, ithalat ve ihracatın çok yüksek olduğu, karbon gazı salınımının birinci sırada olduğu, gelirin aşırı adaletsiz dağıtıldığı, ulusal gelirin %90’ına nüfusun % 5’inin el koyduğu, evsizlerin, kira ödemekte zorlananların sayısının sürekli olarak arttığı, egzoz gazından zehirlenmeden sokaklarda yürümenin mümkün olmadığı, sokakların ve kaldırımların arabalar tarafından ‘işgal edildiği’, hava karardığında sokağa çıkmanın cesaret istediği, her türden şiddetin istisna değil, kural olduğu, artık insanlar arasındaki ilişkinin bütünüyle meta ilişkisine dönüştüğü, paradan, mal-mülkten başka hiçbir şeyin muteber sayılmadığı, müştereklerin (ortak yaşam alanları ve kaynakları) yok olduğu, başta kadın cinayetleri olmak üzere cinayetlerin, iş kazası denilip geçiştirilen işçi katliamının vaka-i adiyeden sayıldığı, her şeyin paralı hale geldiği, kamu hizmeti kavramının defterden silindiği, yabancı düşmanlığının arttığı “zengin bir ülkede mi”, yoksa mütevazı bir milli geliri (GSYH) olan, metalaşma/şeyleşme/paralılaşma düzeyinin düşük olduğu, üretim ve tüketim etkinliğinin doğal çevreye, insanlara ve öteki canlılara olabildiğince az zarar verecek şekilde örgütlendiği, ithalat ve ihracatın düşük, ortak kullanım alanlarının ve kaynaklarının [müştereklerin] geniş, dayanışma ve yardımlaşma duygusunun derin, sokaklarında rahatça yürünebilen ve karşılaşılan insanlarla selamlaşılan, yaşlılara saygı, sakatlara ihtimam, çocuklara sevgi gösterilen, başına bir iş geldiğinde yalnız olmadığı bilinci taşıyan, sosyal risklere ve “doğal felaket” denilenlere topluca karşılık vermesini bilen, işsiz, aç, evsiz ve gelirsiz kalma, muhtaç duruma düşme korkusu taşımadan yaşayan, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının olmadığı, uyuşturucu kullanımının istisna, toplumsal eşitsizliğin ‘tolere edilebilir” düzeyde olduğu, yenilen ve içilenle zehirlenilmediği, temiz hava soluyup, temiz su içen, hırsızlığın istisna olduğu, evlerin kapısında  üç-dört kilit, pencerelerinde demir parmaklık olmadığı, [benim çocukluğumda bizim evin kapısında kilit yoktu], bölüşmeyi, paylaşmayı bilen, “farklı bir zenginlik ve refah anlayışına sahip”, asıl zenginliğin maddi olanın ötesinde olduğunu bilen, yöneticilerin bir ‘koruma duvarının arkasına gizlenmeden’ insanlar arasında rahatça dolaşabildiği… pazarların, panayırların, parkların, kermeslerin yaygın birer sosyal-kültürel etkinlik alanları olduğu, sanatın, edebiyatın, estetik yaratıcılığın ve etkinliğin önemsendiği, “fakir bir ülkede” mi yaşamak isterdiniz? Ya da bu iki ülkenin hangisi ‘daha zengindir’?

Aslında yapılması gereken bir sır değil. Planlı büyümemeyi (küçülmeyi) vakitlice hayata geçirmek…  Onca zararlı değilse insan yaşamı için gerekli olmayan şeylerin üretimine son vermek… Gerekli olanı, gerektiği kadar üretmek ve tüketmek… Kapitalizm dahilinde asla bir gelecek olmadığını, eğer vakitlice bu sefil duruma müdahale edilemez ise, sonucun hüsran olacağını bilmek… İyi de bu saçmalığa, bu akılsızlığa, bu kepazeliğe müdahale etmeye bir engel var mı? Eller daha ne zamana kadar armut toplamaya devam edecek?

 

 

 

 

 

 

                                                                                                         

Tags: Ekonomiekonomik büyümeFikret Başkayakapitalizmmilli gelir
Previous Post

Avrupa, Dünya Savaşı İstiyor mu?

Next Post

Dionysos: Aşk, Şarap ve Başkaldırı

Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005). 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi. Fikret Başkaya 2007 yılı itibarıyla Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Ekonomide gerçekler ve büyüklere masallar
Ekonomi

Ekonomide gerçekler ve büyüklere masallar

10/06/2026
Politik İslamcı son hamle…
Manşet Haberler

Politik İslamcı son hamle…

02/06/2026
“Terazi Bozuk”
Manşet Haberler

“Terazi Bozuk”

09/05/2026
Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor
Manşet Haberler

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor

30/04/2026
Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok…
Manşet Haberler

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok…

17/04/2026
“İç Cepheden” Sevgilerle…
Manşet Haberler

“İç Cepheden” Sevgilerle…

01/04/2026
Next Post
Dionysos: Aşk, Şarap ve Başkaldırı

Dionysos: Aşk, Şarap ve Başkaldırı

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

by Mehmet Murat Yıldırım
15/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım İsviçre’de 14 Haziran, otuz yılı aşkın bir süredir kadınların eşitlik mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olarak görülüyor....

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

by Fulya Çağlar
15/06/2026
0

Türkiye işçi sınıfının hafızasında özel bir yere sahip olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 1970 yılında...

Bulanmadan, donmadan akmak…

Bulanmadan, donmadan akmak…

by Korkut Akın
15/06/2026
0

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey birbirine girmiş, kördüğüm olmuş, bir ipucu bile yok ucundan tutacağımız. Sosyal, siyasal, ekonomik,...

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

by Sonhaber
15/06/2026
0

İsviçre’de sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin nüfusu 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırmayı hedefleyen girişimi referandumda kabul görmedi. Henüz...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik