ÇAĞIN DEVRİMCİLERİ

HomeManşet Yazarlar

ÇAĞIN DEVRİMCİLERİ

Beyaz emperyalizme karşı savaşıyorlardı. Aslında, onların savaşı, her şeyi göze alan özgürlüğü bulmak içindi. Bir vatana, bir devlete, bir bayrağa, bir dine, bir ideolojiye, bir partiye, bir mezhebe, bir soya, bir soyadına, bir ada, yani kendisi olmanın gururunu, onurunu, şerefini, aidiyetini, taşımak istemiyorlardı. Onları yerle bir etmek, hafızalardan silmek için savaşıyorlardı.

Bu sıralanan sıfatlar, ki buna vatanseverlik de dahil, genellikle bir egemenliğin, otoritenin ve varsayılan bütün üstünlüklerin balon gibi şişirilmiş ifadesidir. Bunlar kutsandığı sürece, varlıklarını daha da güçlenerek sürdüreceklerdir. Beyaz emperyalist dünyanın bir kopyası, ya da uydusu olarak yeni güne doğmamak için tüm bunlarla kıyasıya savaşmak gerekiyor. Sömürü ve itaat bu kavramlar üzerinden yapılmaktadır. Bunu iyice bellemek gerekir.

Devrim bir devlet olma yolunda yürümemeli. Devleti kim kurarsa kursun; pırıltısı ve ihtişamıyla devreye servet girecektir. İktidarın nefis tadını tadanlar, servet uğruna, sahne kurgusu içinde biçilmiş roller yoluyla kürsülerde söz düellosuna tutuşacaklar, ya da yumruk yumruğa dövüşeceklerdir. Karşıt gibi görünen düşünceler, servet etrafında toplanıp, örtülü ve açık bir biçimde ganimeti paylaşacaklardır. Çünkü servet, paylaşılan bir ganimettir. Savaş ve ganimet  yumurta ve tavuk gibidir. Biri olmazsa diğeri olmaz. Ganimetin paylaşımında herkes cürümü kadar sofrada yer kaplayacaktır.

Beyaz emperyalistlerin mavi, siyah, yeşil, kahverengi, gri, ela, gözleri nereye bakarsa baksın baktığı herşeyde yalnızca parayı görüyor. Gördükleri, tanıdıkları, tanıyacakları en büyük diktatör karşısında hep beraber, el ele, yürek yüreğe birlikte boyun eğiyorlar. Çünkü bu gezegenin kayalarında altın, kumlarında petrol, taşlarının oyuklarında elmas, sularında inci var. Bunlara sahip olmak için yeni düşmanlar yaratıp, yarattığı düşmanla savaşarak, savaşı günlük yaşamın bir parçası haline getiriyorlar. Bugünü, savaş ve düşman üzerinden servete çeviriyorlar. Ellerindeki en büyük kozu; din, toprak ve düşman üçlüsünü sürekli sahneye sürerek, bunlar üzerinden dünyanın yoksul insanlarını sindirdikçe sindiriyorlar.

Devletlerin gücü, servetten doğmaktadır. Servetsiz devlet düşlemek, olası değildir. Bütün devletler  servet ve yalan üzerine kuruludur. Yalan ve para insanın en büyük hırsı ve tutkusudur.  Tarihte şöyle bir gezintiye çıkın; hangi hanedan ya da imparatorluk asırlar süren saltanatını yalan, savaş ve ganimet üzerine kurmamıştır?.. Tutkuların ve hırsın tarihini anlaşılmadan, gücün, iktidarın, emeğin, paranın, yoksulluğun tarihi anlaşılamaz ve yalansız yazılamaz.

Çağın devrimcileri, beyaz emperyalist dünyaya gedikler, yarıklar, çukurlar açarak kendilerini, varlıklarını gösteriyorlardı. Eylemleri, hangi mevsimde ya da hangi zamanda gerçekleşirse gerçekleşsin, devletlerin çevrelerinde bir korku aylası oluşturuyordu.

Geleceğe doğru bir meydan okuma, bir direniş yolu kazıyorlardı. Hücrelere kapatılmış düşüncelerin kapıları açılıyor, kilit altına alınan belgeler, inatçı bir gerçeklik duygusuyla gün yüzüne çıkıyordu.

Devrim mücadelesi, devrimcilerin eylemleri üzerinde dalgalanan bir düşten daha da öteye gidiyordu. Öteye giden devrim yolu neşe doludur. Bir o kadar da hüzün. Çünkü devrimciler çoğu zaman genç ölürler. Kendi içlerinde yürekli, bir o kadar da yalnızdırlar. Uğruna öldükleri dünya, günlük yaşamına devam eder. Uyurlar, yerler, içerler, sevişirler, çocuk doğururlar, gülüp eğlenirler.  Hiçbir şey olmamış gibi. Dünya kendi içsel ve gizli kavgaları ve huzursuzluğuyla dönmeye devam eder.

Devrim yolu, tüm yaşamların en neşeli dönemidir. Bu yola ömür koyanlar, reddettikleri bu beyaz emperyalist  dünyayı ve onun çıkmaz sokaklarını tek tek silmek için bu zaman dilimi içinde düşünceden düşünceye, eylemden eyleme koşmaya devam ederler.

Tarih onlara, güç kimin elinde olursa olsun, eninde sonunda gücü elinde tutanı yozlaştıracağını öğretmiştir.

Ezilmiş, dövülmüş, işkence görmüş, yok sayılmış, sürülmüş, hadım edilmiş, önce tarihi, sonra efsaneleri çalışmış halklar, neden bugün bile sistemin içinde dönmeye devam ediyordu?.. Çağın devrimcileri, bu döngünün örgüsünü çözmeye çalışıyorlardı.

 

 

Devrim, bir devlete dönüşürse; ibadethaneleriyle, polisiyle, askeriyle, hapishaneleriyle, pezevekleriyle, orospularıyla, bürokratlarıyla, dalkavutlarıyla, hırsızlarıyla, beyaz emperyalist dünyanın üzerine kuracaktır.

Devrim, böyle bir dünyanın üzerine kurulamayacak kadar başkaldırıcıdır. Çünkü başkaldırı gençtir. Gençlik, geçmişin köhnemiş yüzünü değil, bugünün güneşini sever.

Devrimciler ölüme yakın yaşarlar. Ölüme yakın yaşamı seçenler, neşe dolu ve masumdurlar. Devrim yolunda yürümeyen, bu yolun masumiyet içerdiğini asla bilmez.

Bugünden itibaren, devrimciler artık bir özgürlük savaşçıları değil, masumiyet ve gençliğin birlikte anıldığı bir çağın adıdır. Otoriteye boyun eğmemek için ölüme boyun eğenlerin çağıdır.

Emine AYDOĞDU

 

 

 

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
fırat tamkoç

Harika bir yazı, devamini bekliyoruz yazilarinizin..🙏🙏