Celal İnal ile hayat ve şiir üzerine

Mazlum Çetinkaya

 

Daha adil ve yaşanılabilir dünya tasavvuru olmadan, eşitsiz güç ve iktidar ilişkileriyle hesaplaşmadan özgün yapıtların kaleme alınabileceğine inanmıyorum, diyen  Şair Celal İnal ile söyleştik.

 

Gece kitaplığında ve başkaca yayınevlerinde de yayımlanan şiir ağırlıklı birçok kitabınız okuyucuya ulaştı. Ayrıca araştırma inceleme içerikli ortak imzalı kitaplarınıza da rastlıyoruz. Bu kadar bereketli üretimin üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Yazma serüvenim şiirle başladı. Her ne kadar yaşamımın odağında şiir olsa da bir süre sonra şiirin her şeye yetmediğini fark ediyor insan. Düz yazıya ihtiyaç buradan kaynaklandı. Yaşadığımız coğrafyada zenginliğe dönüştürülmesi gereken çeşitlilik ve farklılık ne yazık ki hep bir tehdit olarak algılandı. Gerek uzun yıllar gerçekleştirdiğim radyo/tv programları, gerekse de bir parçası olmaktan muazzam heyecan duyduğum demokrasi bilincinin yaygınlaşması amacına hizmet eden sivil toplum faaliyetlerinin çıktılarını yayına dönüştürmek bir tür toplumsal belleğe katkı sunmak anlamına geliyordu benim için.

Yazma ve yaratma süreçlerine ilgi duyanların hayata daha bütüncül bir pencereden bakabilmek için sanatın/edebiyatın farklı disiplinlerinden haberdar olması gerektiğine inanırım. Bu yaklaşım şiir evrenimi ve yazma süreçlerimi büyük ölçüde belirlemektedir.

Daha adil ve yaşanılabilir dünya tasavvuru olmadan, eşitsiz güç ve iktidar ilişkileriyle hesaplaşmadan özgün yapıtların kaleme alınabileceğine inanmıyorum.

 

TBMM’nde danışmanlık da yapıyorsunuz, insana siyasetin yüzünü giydirsek kimse pek hoşnut olmaz ancak siyasetin de şiirce bir yüzü var mıdır, varsa şiirin biraz bu yüzünden bahseder misiniz?

Erken politikleşmiş bir kuşağın temsilcilerinden biri olarak siyasetin soylu bir eylem olduğu inancındayım. Ancak bunun öncelikli koşulu etnik, dinsel, cinsel bütün verili eşitsizliklere karşı çıkmayı ve ötekileştirilen bütün toplum kesimlerini kuşatıcı bir eylemlilik süreçlerinden geçmektedir.

Eğer iktidar talebinden mevcut ilişkileri ters yüz etmeyi anlamıyorsak, yaşamı yeniden kurabilmenin yolunun yeni bir dil ve yaklaşımdan beslenen yeni bir siyaset yapma tarzından geçtiğini bilmek zorundayız.

Oscal Wild’ın “hayatın sanatı taklit ettiğine dair beyanını tersinden okuduğumuzda sanatın da hayatın ve olup bitenlerin yansıtıldığı önemli bir enstrüman olduğunu fark ederiz. Yazmak konusundaki ihtiyaç da bu karşılıklı etkileşimin ürünüdür.

Şiirin olmadığı bir evrende yaşamak istemem. Şiiri içermeyen bir siyasetin de yavan bir çabadan öteye gitmediğini düşünürüm.

 

Güne ve Güneşe Doğru çok güzel bir isim, şiir dünyanız içinde bu kitabınızı, Güne ve Güneşe Doğru’yu nereye koyuyorsunuz?

“Güne ve Güneşe Doğru” lirik olanla düz yazının kesiştiği bir yerden bakıyor hayata. “Güne ve Güneşe Doğru” düz yazının olanaklarını şiirin hizmetine sunduğum bir kitap olarak bütün şiir serüvenim içinde farklı bir yerde duruyor.

“Güne ve Güneşe Doğru”, sadece itiraz etmenin yeterli olmadığını, hayatı dönüştürmek için küçük de olsa anlamlı değişikleri yaratma cesaretini kendinde görenlerin, daha adil bir dünyanın kurulabileceğinden umudunu kesmeyenlerin, yüzünü dağlara dönen gençlerin ve kadınların dağ başlarında yaktıkları çoban ateşlerine dönenlerin şiiridir.

 

“Şiir, aşk, arkadaş, nehir ve insan” diye beş kavramla okurlarımıza kendiniz anlatın desek, nasıl tarif edersiniz bu kavramlar içindeki Celal İnal’ı.

Suat Vardal’ın “…korkuyorum ömrümün aşkımdan uzun olmasından” dizesi aşk ve hayat kavramının hep sorgulanmasına vesile oldu benim için. Su ve nehir hayatı ve varılacak yeri, menzili hep anımsatır benim için. Heraklitos’un “aynı suda ikinci kez yıkanılmaz” sözü yaşamımın düsturu oldu hep. Arkadaş hep uzun bir yolculukla birlikte anlamlıdır benim için. Yolculuk boyunca gönül rahatlığıyla sırtımızı dönebildiğimiz kişidir arkadaş.

 

Güne ve Güneşe Doğru’nun sayfalarında yolculuk ederken “ölümden çok hayata daha yakın olanların öyküsüydü bu…” ve “Mezopotamya’nın gizemini de…” derken şiirinizdeki iç duyarlılığı gördüm. Öte yandan “suların adaletine” de inanıyorsunuz. Ses, su ve Güneş’i insan ve şiirle yakınlaştıran Şair Celal İnal iç duyarlılık ve şiirimize dair ne derdi?

Yazmak eylemi duyarlılıklar ve tanıklıklarının toplamıdır. Bizden önce ve günümüzde söylenenlerin toplamıdır yazılanlar. Zamana direnen metinlerdir geleceğe kalacak olanlar. Derdi ve gelecek tasavvuru olanların çabasının ürünüdür kurulan her dize.

Batı her ne kadar aklın diliyse Doğu kalbin ve duyarlılıkları dilidir. Aynı metafordan hareketle Batı eğer yükseklikse, Doğu hep bir derinliktir. Sadece bizde değil, dünyanın doğusunda da görkemli bir şiir yazılmaktadır. Bunun bir parçası olmak beni onurlandırmaktadır.

   

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x