Ciğerimizi yaktınız

Son aylarda memleketin ekolojik açıdan en zengin toprakları yangın yeri gibiydi. Çarpıcı olanı ise doğu coğrafyasının Kürt kimliği nedeniyle üvey evlat muamelesine tabi tutulmasıydı ki; yıllardan beri devletin böl/yönet refleksinin olumsuz anlamda öteki sayılması nedeniyle kör ve sağır kalması bu bölgelerdeki yerel yönetimlerin bütün çabalarının önüne Berlin Duvarı örmesi durumun hassasiyetini tokat gibi yüzümüze vuruyor.

Ahlakın ve bürokrasinin, çürümenin dibini gördüğü bir zamandan geçiyoruz. Bu çürümenin insanlığın kalbine kadar nüfuz etmesi ise bir başka trajediyi film tadında izlemeyle baş başa bırakıyor bizi. Bu memleketlerin öyküsü derin bir kadim geçmişin mazlum hikayelerini anlatır geçmişi bilene. Dersim bu öykünün başat aktörüdür. Çıban başıdır Dersim. Asilik tarihinin ilk adresidir. Darbe bile boyun eğdirememiştir. Bu yüzden egemenlerin ağrıyan yerinin adresi neresidir diye sorarsanız adresler Dersim’i gösterir. Ne yazık Dersim insanları bu kadim itirazın genellikle yüzeysel resmiyle ilgilenir.

Öykü hazin hikayelere gebedir. Bir halk düşünün boyun eğmeden yoldaşlığın her alanına aynı duygularla lojistik, maddi-manevi destek versin, hem de yıllardır. Ve bu halk bunun karşılığında devletin bütün ötekileştirme ve izolasyon politikalarının hedefinde bir numaralı çıban başı olarak nişangah tahtasına oturtulsun. Bu reva görülen kader; Dersim yangınlarında da aynı makus talihsizliği yaşasın. Memleketin Ege, Akdeniz ve Karadeniz’inin başına felaket geldiğinde sanatçılar dahil ayağa kalkıp seferberlik ilan ederken, kamuoyu bu yangınlara karşı ikiyüzlü bir sağırlığın içinde; yetmezmiş gibi sivil ve yerel halkın/yönetimin müdahalesine sorun çıkarmaktan geri durmuyor. Bir avuç insan kendi imkanları ve belediyenin olanaklarıyla yangını söndürmeye çalışırken, politikacısından, sanatçısına, sivil toplum örgütlerinden, basına nereye gizlendiler merak ve hayret içindeyim. Yanan Dersim ve Kürdistan olunca nutku tutulanları o yörenin halkı nasıl karşılayacak gelecekte bu da ayrı bir garabet. Günlerdir yanan Dersim ve Kürt illeri sizin ciğeriniz değil mi efendiler? Oradaki tabiat ve canlılar da mı Kürt yoksa? Bu kadim coğrafyanın on bin yıllara uzanan kültüründen nasiplenirken, halk oyunlarıyla halaylar çekerken, türkülerini, qılamlarını dinlerken yüreğiniz hiç mi sızlamadı? Bu ırkçı, kafatasçı davranışınıza kürdün öfkesi taş gibi oturduğunda yerinizden hiç mi sarsılmadınız?

Yanan canlar bu kadim toprakları ilk talan ettiğinizde sizin karnınızı hiç mi doyurmadı? Kültüründen nasiplenirken hiç mi kız alıp vermediniz(mecazdır(!))? Bu toprakların çok dilli/dinli renkli mozaiğini ırkçı/gerici emellerinize alet ederken, topraklarını ve köylerini yakıp harabeye çevirirken, ormanlarını, tarlalarını ve hayvanlarını yakıp, insanlarına dışkı yedirirken size gülümsemelerini, devletinizi devletleri bellemelerini isterken hiç mi utanmıyorsunuz. Biat eden koyun sürüsü tabanınızla bu yörenin asiliğini nasıl bir tutarsınız? Sizi başlarına taç mı yapsalardı? Öfkelerini yüreklerine gömüp alkış mı tutmalarını bekliyorsunuz? Bu kadar safa yatmayın; iyi tanıyor bu halk sizi. Kıyımdan geçirip cesetleri ırmaklara attığınızı, yaktığınız köyleri, işkenceden geçirdiğiniz genç/yaşlı ve çocukları, öldürüp kimsesizler meçhulünde kaybettiğiniz insanları nasıl unutsunlar? Şimdi de bir biçimde küle çevirdiniz bu coğrafyayı. En azından görmezden geldiniz bağrı yanan Mezopotamya’yı.

Ektiğiniz nefret tohumlarını gün gelince biçeceksiniz. Ağlaşmak yok o zaman. Öfkelenemeyeceksiniz bu halk gibi; yüzünüz yok çünkü. Yanmak da kurtaramayacak mağduriyetinizi; bu halk yargılayacak sizi. Öyle taraflı da değil; en geniş adalet duygularıyla. İnsan gibi; demeye gönlüm el vermiyor ama ne yapayım ki bağışlayıcı ve şefkatli bir halkı var bu kadim toprakların. Evinde misafir olun vicdanınız varsa anlarsınız. Ben hoşgörülü olamayacağım çünkü; o kadar değerimi, kardelenimi ve genç kızlarımı yitirdim ki öfkem dağları deler…

Levent Kaçar
Yangın yerindeydi ağustos böcekleri 2021

Yazar Profili

Levent Kaçar
Levent Kaçar
Sivas’ın Zara’sında Bağlama isimli, 48 yaşına kadar hiç bilmediğim bir köyde doğurmuş anam beni.
Küçük yaşlarda ve erken büyüdüm İstanbul’da. İçeri düşene değin, çoğu derneklerde geçti çocukluğumun. Oralarda aldım ilk eğitimimi diyebilirim. Hapse düştüğümde de çocuktum hala. On altı, on yediye değmemişti daha. Yarım kalan lise eğitimini, hapisten sonra dışardan tamamladım. Sonrası sinema, ille de sinema. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi SinemaTV Bölümü’nü bitirdim (1995-1999) birincilikle (inek bir öğrenciydim anlayacağınız). Sonrası, yüksek lisans(2003-2005) ve aynı bölümde öğretmenlik (2003-2006). Üç beş kısa film, üç beş klip, bir uzun metraj (Şellale) film, piyasa dönemi epey bir reklam filminde asistanlık, en son Onur Barış’ın yönettiği Benden Hikayesi isimli Sait Faik Belgesel ’inde senaryo danışmanlığı.
Yazılar, çiziler, projeler, değişik dergilerde yayınlanan çalışmalar halen devam eden olgun eğitim dönemi. Bir de Simurg News var (ilk düzenli yazarlık ve yazı kurulu deneyimi). Bir bitmiş film senaryosu; “AlGözüm Seyreyle” Yılmaz Güney kurmaca belgesel proje, kaynak aranıyor. Bir film projesi (Görülmüştür Kimlikli Çocuklar) yazıldı, hazırlıklar ve görüşmeler devam ediyor. Sinema ile ilgili akademik çalışma (Sinema ve Gelecek Toplum Tasarımı ve PPT sunumu, iki adet sosyal sorumluluk projesi (Çocuk Oyunları Festivali ve Çerçi).
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x