Covit Belası ve Masal Bu Ya…

Muktedirlerimizin yazdığı/uydurduğu bir masal dünyasında yaşıyoruz bu aralar. Dinleyenlere inanması güç gelse de, yaşamaya başlayınca inanılmaz olan yaşamın sabrını sınamaya başlıyor. Masal bu ya; dana kuyruğuna bakınca görmüş koptuğunu, kıyametin geldiğini anlayınca feryadı figan eylemiş cümle aleme. Alemin de ondan pek farkı yokmuş. Dönenip dururmuş covit belasına. Belanın başına ve yamacına geldiğini anlayan insan, kapanmış evine; filim izlemeye koyulmuş ya da kendi filmini yazıp telefonuyla sinemalaştırınca; herkesin bir hikâyesi olduğu anlaşıvermiş birden. Hikâyesine dalan birey gömülü vermiş kendi hapishanesine. Duvarlar örmüş etrafına, gevrek gevrek gülüyormuş bunu gören egemen.

 

“Bu gönüllü kullar oldukça bize ölüm yok.” Deyivermiş kahkahayla.

 

Kahkahaları yedi tepeden duyuluyormuş. Gece uykusundan uyanıyormuş insanlar kahkahanın sesine. Ezan sesleri duyuluyormuş mahallelerden. Müezzin namaza çağırıyormuş müminleri. Müminler giderek azalıyormuş, namaz vakitleri ıssız, ayakkabılara yanaşan yok. Hutbede sadece birkaç kişi dinliyormuş cuma namazlarında hocanın nasihatlerini. Hoca bile sıkılır olmuş bazı camilerde; 1 Mayıs’ı okuyormuş Cem Karaca şerefeden. Birinden Enternasyonal Marşı, diğerinde Ciao Bella şarkıları geliyormuş.

 

Reis kızgın; “Rize’den gelen bu ses ne? Cami kadrosu tez değişe!”

İnsanlar lal olsun istiyor, tufeyliler. Sokaklarda saçlarından sürükleyerek gözaltına alıyorlar, genç öğrenci kızları. Ölüm orucundaki iki genç avukat; adil yargılama isteğiyle 300 gündür yemek yemiyorlar. Anneler ağlıyor, yoldaşlar eylemde, adli tıp endişeli ve barolar ayakta. 

 

Lira pul olmuş bu mahallede, dolar ve euro koşuyor; “nereye payidar nereye?” Millette para biterken küçük evlat sermaye artırımına giderek filolarına yeni gemiler ekliyor. Değirmenin suyundan para akıyor evladın kasasına. Şu Anadolu’nun bağrından denizlere, oradan genç evladın filolarına akan bereketli bir coğrafyanın, bitti bitecek hale düşen bu kaynak; emeklinin kursağından, çalışanın nafakasından taa ki kefen parasına kadar harcanan değerin, yoksulun cebinden yürüyüş eyleyerek filolara, vekil ticaretine kaymaklı, ballı/börekli bir yolculuğun hikâyesine dönüşüyor, masal bu ya!

 

Yolculuk demişken; ateş pahası, İzmir’e paralı yoldan 300 küsur liran yoksa HGS’nde gidemezsin. Benzinin yoksa hiç çıkma zaten yola. Pazara, manava ayırmaya bak parayı, bol bol ekmek al eve, hatta bir çuval un al da, sen yap ekmeğini, pazara akşam çık daha ucuz. Yani benim güzel yurdum insanı dar/zor zamanlardan geçiyoruz. Adımları ona göre atmak ve safları sıklaştırmak lazım. Para bitti, herşeye zam geliyor; önceden aldığın hiç bir şeyi zamsız alamazsın artık. Yemek çok pahalı, boşaltmak da bedava değil. “Hava/su/otomobillerin dışı/ sinemaların kapısı” artık bedava değil. Sadece “camekânlar bedava” ona da garsonlar/valeler izin vermiyor. Kovalıyorlar insanı zabıta gibi. Bir de bekçi/polis adam dövüyor sokak ortasında. Kızları saçından sürüyerek sokaklarda dövüyorlar ülkemde. Yurdumu tanıyamıyorum artık, denizleri kirlenmiş, ormanları yakılmış yandaşların binaları yükseliyor göğe doğru. Bina tarlasına döndü şehirler, dağ başları büyük şehir oluyor İstanbul’da. Ama yol aynı, altyapı aynı, sadece nüfus artıyor. Nereye gidecek bu kadar insan; her yer kalabalık ve günün/gecenin her saatinde trafik. İstanbul “yaşanmaz oldu, her gün bir başka zehir.” Başka şehirlere kaçsan da kurtulamıyorsun. Her yer İstanbul, her yer Ankara/İzmir olmuş. Diyelim ki paran var; sakın tatile gitme tatil günlerinde. Bayramda insan yığınları her yerde, her yer vıcık vıcık insan ve her yer kuyruk. Gitmek bir mesele, dönmek bin. Otur evinde, git işine, bayramdan sonra gidersin. Mesai günlerini ayır tatile ve herkesin tersine. Kışın tatil yap mesela ya da kimse tatil yapmazken…

 

İnsanlar ölüyor her gün deprem yeri bu coğrafya. Ve canlar ölüyor eksik bırakarak ardındakileri. 

 

Bir yandan ekmeğin peşine düşüp aslanın karnına sokma çaresizliği yaşayan milyonlar, diğer yandan bu masalı yazıp milyonları bin bir yöntem kullanarak inandırmayı başaran ses olmaya çalışan asiyi uydurma delillerle susturan bir avuç tufeyli yazdı bu senaryoyu. Okumak ve anlamak da bize düştü…

 

Levent Kaçar 2020

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x