Geçenlerde bir dost meclisinde sohbet ederken “Yapacak bir şey yok.” cümlesinin sık sık kullanıldığını fark ettim. Bu cümledeki kabullenişten rahatsız oldum. Sonra dikkat ettim, bu cümle söylendiği bağlamı çoktan aşıp gündelik konuşmaların bir parçası olmuş.
Trafikte de söyleniyor, ekonomiyi konuşurken de, adaletsizlikten söz ederken de…
Beni rahatsız eden bu cümle değil. Toplumun psikolojisinin yüklediği yeni anlam. Eskiden, tüketilmiş çabanın ardından söylenirdi. Uğraştık, didindik ama bir yere kadar. Yani “Yapacak bir şey yok.” Bugünse çoğu zaman en başta söyleniyor. Henüz çözüm yolları denenmeden… Çaba olmaksızın yaşanan çaresizlik hissini yansıtıyor daha çok.
Sık kullanılanlara eklediğim bir cümle daha var. Artık yanıtını öğrenmekten korktuğumuz bir soru cümlesi bu: Daha kötüsü ne olabilir?
Bir zamanlar, yaşanan olumsuzluklara bir sınır çizerdik bu soruyla. “Bu, zaten yeterince kötü ya da ağır.” derdik. Daha kötüsünün olamayacağına inanmak isterdik. Oysa şimdi o sınır ortadan kalktı. Sorunun yanıtı dehşet saçıyor. Her gün hayal bile edemeyeceğimiz kötülüklere tanık oluyoruz.
Öyle kötülükler yaşanıyor ki artık “Bize bir şey olmaz.” demekten çok uzağız. Bize, çok şey oluyor çünkü. Bu cümle, sorunu görmezden gelip sorumluluk almak istemeyenler tarafından söylenen “Bize radyasyon madyasyon işlemez.” cümlesinden evrilmiştir. İronik şekilde her türlü olumsuzlukta kullanılır olmuştur. Umursamazlıkta sınır tanımayanların yaşanan dehşetli bir olayı önemsizleştirmek için söylediği “Bir kereden bir şey olmaz.” ise aynı zihniyetin farklı yansımasıdır. Felaketin üzerine tüy dikmiştir ve her defasında bize çok şey olmuştur.
Günlük konuşmalarda giderek daha fazla yer bulan bu cümleler, toplum psikolojisinin değil; bu psikolojiyi yıllar içinde inşa eden siyasal iklimin sonucudur. İnsanlar hak aradıklarında karşılarında duvar buldukça, itiraz ettiklerinde susturuldukça, yanlışa boyun eğmediklerinde ödedikleri bedel ağırlaştıkça dile sızan duygunun çaresizlik, korku ya da umursamazlık olması kaçınılmazdır.












