Danimarka Pen üyesi şair ve yazar Hüseyin Duygu gözüyle; 2020 yılı ve edebiyat üzerine

Sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlarla birlikte 2021 yılına girdik. Ama geçen yılın asıl sorunu evlere hepimizi hapseden Korona virüs idi. Günlük vaka sayıları ile yatıp günlük vaka sayıları ile uyandık, maskeli bir yıl bitse de durum devam ediyor.

Sizler Danimarka’da yaşayan PEN üyesi bir yazar ve şair olarak, 2020 yılı için biraz da Danimarka’dan bakınca Türkiye’ye, şiirin neresindeyiz?

Sorunun kısa yanıtı şöyle: Yirminci yüzyıl Danimarka yazının en önemli şairleri gerçek yaşamı ironiyle anlatıyor. Modern Türk şiiri şairleri ise, Türkçeyi son derece güzel kullanıyor. Dilin tüm imkânlarından yararlanarak ”anlaşılır ve yalın” bir dil kullanımını tercih etmişlerdir. Şiirdeki kalıplar yıkılarak özgürleşme yoluna gidilmiş ve toplumsal sorunları da içeren şiir popüler olmuştur. Aşağıda Danimarka edebiyatının gelişimi üstüne uzunca bir yazım var. Okuyucu yazıyı okuyunca iki şiir arasındaki ortak ve farklı yanları kendisi görecektir…

Son 28 yıldır Danimarkalı ve Türk şairlerin katılımıyla Kopenhag’da ve Türkiye’de her yıl Danca-Türkçe Şiir Akşamları düzenlenmesine öncülük ettim. Aziz Nesin, Orhan Pamuk, Dursun Akçam, Osman Bolulu, Erdal Atabek, Kemal Özer gibi yazarlarla Kopenhag’da edebiyat sohbetleri yaptık. Can Yücel, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Kemal Özer, Sezai Sarıoğlu, Özkan Mert, A. Kadir Bilgin, Aynur Uluç gibi şairleri Kopenhag Şiir Akşamlarında dinledik. Bu etkinliklerin sağladığı atmosfer sayesinde Nazım Hikmet, Orhan Veli Kanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday, Kemal Özer ve Yunus Emre, Mevlana Celaleddin Rumi gibi şairlerimizin şiirlerini Danca diline kitap olarak kazandırdık. Danimarka’da 36 yıldır yaşıyorum ve orada yüksek eğitim aldım. Danimarka ve Türkiye PEN üyesiyim ve çok sayıda Danimarkalı yazarı şahsen tanıyorum. Danimarka edebiyatı hakkındaki bugüne kadar edindiğim bilgimi sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Vikingler, yaklaşık binyüz yıl önce (882) Finlandiya ve Rusya üzerinden İstanbul’a gelmiş, bu kente Miklagaard (Büyük Çiftlik) adını vermişti. Danimarka ile Anadolu arasında bilinen en eski ilişki budur. Küçük Deniz Kızı, Çirkin Ördek Yavrusu, Uçan Bavul gibi severek okuduğumuz masalların yazarı dünyaca ünlü Danimarkalı Hans Christian Andersen 1841 yılında İstanbul’a gelir ve bu gezisini ayrıntılı bir şekilde ‘Bir Şairin Çarşısı’ adlı kitabında anlatır. Aynı günlerde İstanbul’da bulunan Danimarka’nın çok tanınmış ressamı Martinus Roerbye, Boğaz’ın iki yakasında da masal yazarı Hans Christian Andersen’i çizer. Bu eserleri Danimarka’nın kraliyet müzelerinde bugün de sergilenmektedir. Kimi Danimarkalı eğitimcilerinin ve sanat adamlarının 19. yüzyıl sonralarında İzmir ve İstanbul’da yıllarca kaldıkları biliniyor. Dilimizde kullanılan ‘daniska’ sözcüğünün bu dönemde gösteri yapmak için İstanbul’a gelen Danimarkalı kızların güzelliğini anlatmak için türetildiği söylenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında kimi Danimarkalı bilim adamları Türkiye’ye çağrılmıştır. Benim de yakından tanıdığım Danimarkalı Lars Thorkild Björn (D.1934) Türkiye’ye ilk kez 1962 yılında otobüslerle kültürel amaçlı gezi düzenlemiştir. 1960’lı yılların sonunda Türkiyeli işçilerin Danimarka’ya gelmeleri, iki ülke arasındaki ilişkileri pek çok yönden geliştirmiştir.

Kuğuların, tilkilerin, geyiklerin günümüzde özgürce dolaşabildiği Kuzey’in 5,8 milyonluk ülkesi Danimarka, çok sayıda bilim ve kültür insanı yetiştirmiştir. İskandinav bilimine, kültürüne katkı sağlayan ve demokrasi savaşımı veren çok sayıda Danimarkalı aydına benzer aydınları, ülkemizdeki demokrasi savaşımı içinde de görmek olasıdır.

Gittikçe demokratikleşen, toplumsallaşan ülkelerin insanları, başka halkların insanlarını, kültürel değerlerini tanımaya çalışarak, evrensel kültürlü bir dünya vatandaşı olmayı amaçlıyor. Sanatçılar, yazarlar da öyle. Evrenselleştikçe aydınlanacak dünya.

Danimarka edebiyatının gelişimi ve önemli temsilcileri ile ilgili bize neler söylemek istersiniz?

 Bilinen en eski Danimarka yazını Rune yazıtlarıdır. Rune yazıtları, ölülerin anısına dikilmiş taşlardan oluşmaktadır. Bu yazıtlar aşağı yukarı 800 yılından 1150 yılına kadar geçen sürede gerçekleştirilmiştir. Avrupa’nın başka yerlerinde olduğu gibi, hem şiir hem düz deyiş ile söylenmiş sözlü bir efsanenin de olduğu sanılmaktadır. Ama bu efsaneden geriye fazla bir şey kalmamıştır. Ortaçağ’da Danimarka Başpiskoposu Absolon’nun (1128-1201) yazmanı Saxo Grammaticus, Danimarka büyüklerinin becerilerini Latince olarak yazıya geçmiştir. Saxo’nun yapıtı, hepsi Danimarka kökenli olmayan efsaneleri de içermektedir. Saxo, tarihçiden çok bir şairdi. Üstelik o günün öteki bilginleri gibi, Avrupa ve Roma Katolik Kilisesinin ortak dili Latince aracılığıyla, öteki Avrupa ülkelerinin yazını konusunda da küçümsenmeyecek bir düzeyde bilgisi vardı.

Danimarka dilinde yazılmış en eski kitap Uyaklı Şiirler Kitabı’dır. Bu kitapta Danimarka kralları, yaşamlarını ve yaptıkları işleri şiir biçiminde anlatmaktadır. Kitap 1495 yılında basılmıştır. Danimarka atasözlerini 14. yüzyılda Latince olarak yazılan bir okul kitabında bulmaktayız. 12. yüzyıldaki gezgin ozanların halk türküleri, soyluların çiftliklerinde verilen danslı şölenler 16. ve 17. yüzyılda yazıya geçirilmiştir.

1536 yılında Luther’in görüşleri Danimarka’da kabul edilince, Katolik Kilisesinin yerini Protestan Kilisesi almıştır. Bu dönemde Danimarka dili de yavaş yavaş yazı dili olarak yerleşmeye başlamıştır. İncil Danca’ya çevrilmiş, kiliselerde Danca vaazlar verilmeye başlanmış ve Latince ilahiler Danimarkalı şairlerce Danca olarak söylenmiştir. Danimarkalı tarihçi yazar Anders Sörensen Vedel, 1575’te Saxo’nun kitabını Latinceden Danca’ya çevirmiştir ve 1591’de halk türkülerinden bir güldeste yayımlamıştır. İlkin papazlık, sonra piskoposluk yapan Thomas Kingo (1634-1703) yazdığı ilahilerde Danimarka şiir sanatının çarpıcı örneklerini vermiştir. 17. yüzyılın en çok tanınan düzyazı yapıtı, kral kızı Leonora Christina’nın 1663-1685 yılları arasında politik tutuklu olarak bulunduğu süredeki anılarıdır. Bu kitabın müsveddesi 1869’da Avusturya’da bulunmuştur.

  1. yüzyılda, öbür Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, yeni bir düşünce biçimi kendini göstermeye başlamıştır. Düşünce ve sağduyu ön plana çıkarken, din de doğaüstü inançlardan temizlenmeye çalışılmaktadır. Okumuşlara göre, tansıkların bir bir açıklaması olmalıydı ve din, her şeyden önce, ahlaksal değerleri yönlendirmeliydi. O günlerde Danimarka Krallığı içinde olan Norveç’te doğmuş yazar Ludvig Holberg (1684-1754), bu düşünceleri krallık sınırları içinde yayan ilk kişi olmakla kalmayıp yazdığı yerici eserleriyle Danimarka tiyatrosunun temelini oluşturmuştur. Holberg, toplumun her kesiminden insanların yaşamlarına ilgi duymuştur. Eserlerindeki karakterlerde, genellikle onların kendi aptallıklarını, kendi züppeliklerini, boş inançlarını ve bağımlılıklarını işlemiş, onların kendilerini görmelerini istemiş, eğlendirirken öğretmeyi amaçlamıştır.

Holberg, Kopenhag Üniversitesi’nde profesör olduktan ve Danimarka Kraliyet ailesi de Luther kilisesinin çok dindar katı düşünce akımı Pietizm’e kendini kaptırdıktan sonra, tiyatro oyunları yazmaktan vazgeçmiştir. Dans ve tiyatro, Hristiyanlık karşıtı işler kabul edilip, Kopenhag’daki Holberg tiyatrosu kralın emriyle kapatılmıştır. Ama Holberg yazmaya devam etmiş, ahlaki konuları ele alan düşüncelerini ve Mektuplar’ını kaleme almıştır. Mektuplar’da bilinçlenme ve bilinçlendirmenin yılmaz sözcüsü olurken, insanlar ve ülkeler arasındaki ilişkilerin temelini oluşturan her mantıksal düşünceyi ve sağduyuyu işlemiştir.

Başka bir Norveçli, Johan Herman Wessel (1742-1785) de, çok beğenilen şiirsel düzyazılarıyla Danimarka mizah anlayışına katkıda bulunmuştur. Örneğin Demirci ile Ekmekçi ve trajikomik Çorapsız Aşk. Bunlardan ikincisi hem kurgusu hem sahneye konuş biçimiyle Fransız tarzı klasik bir trajediydi. Ama oyunun kahramanları, Fransız trajedilerinde olduğu gibi klasik ortaçağdan değil, Kopenhag’ın günlük tiplerinden seçilmişti. Terzi çırağı olan erkek kahraman, çorabı olmaması yüzünden, Kopenhag burjuvazisinden oyuncu Grete ile evlenemiyor ve sonunda, oyundaki kişilerin hepsi, bu mutsuz aşk nedeniyle intihar ediyordu.

Pietist düşüncenin en önemli ozanı Hans Adolf Brorson (1694-1764), bu dünyadan uzak bir yaşamı özlemesine karşın, bu dünyayı çok güzel dile getirmiştir. Dönemin büyük ozanlarından biri de Ambrosius Stub (1705-1758) idi. Yaşamını yazarak ve büyük çiftliklerde öğretmenlik yaparak sürdürmüştür. Şiirlerinden kimileri bestelenmiş ve günümüze dek söylenegelmiştir.

  1. yüzyılın son çeyreğinde, Johannes Ewald (1743-1781) ve Jens Baggesen (1764-1826) gibi ozanlar etkili olmuşlardır. Fransa’daki klasik akımdan kopmuşlar, mantıksal idealizmi kendilerine yeterli görmeyerek, hem duygu hem hayal gücünün izlerini taşıyan şiirler yazmışlardır. Ewald, müzikli tiyatro oyunlarında, Fransız trajedisinin Alexandriner ölçüsü yerine, Danca konuşma diline daha uygun düşen Shakespeare’inkine benzer özgür koşuğu kullanmıştır. Onun müzikli oyunu Balıkçılar’da, kahramanlar yoksul, çok çalışan Danimarka halkıdır. Jens Baggesen ise, önce Fransız Devrimi’ni, sonra Almanya ve öteki ülkelerdeki devrimci hareketleri yaşamış ve Danimarka ozanları bu büyük siyasi gelişmelerden ve değişimden etkilenmişlerdir.

Bu değişiklikler Danimarka’yı hem gurur duyulacak kadar olaysız, hem biraz utanılacak kadar yavaş etkilemiştir. Danimarka, büyük güçlerin Napolyon’a karşı savaşa bulaştırılmış ve savaşı kaybetmiştir. 1813’te Danimarka Krallığı iflas ettiğini açıklamak zorunda kalmış, bir yıl sonra da Norveç ve İsveç krallıktan ayrılmıştır.

Ulusal başarısızlıkların arkasından, romantik şiirler çok güçlü şekilde yazın yaşamına girecektir. Aralarında yıllarca süren düşmanlık ve savaşlardan sonra, Kuzey ülkeleri de kendi ortak sanat varlıklarını ve geçmişlerini ortaya koymak için işbirliğine gitmişlerdir. Danimarka’da bu yazın dönemi, (Alman yazınından etkilenmiş olsa da) romantizm olarak adlandırılır. Çünkü Altın Çağ’dan etkilenen çok yetenekli ve değişik şairlerin yaşadığı bir dönemdir.

Adını yıllar önce Marmara depremi dayanışmasında duyduğum Niels Hav, günümüzde yaşayan Danimarkalı bir şair olarak, Danimarka edebiyatı ve şiiri konusunda en çok dayanışma ve birlikte çalışmalarımın olduğu bir dostumuzdur, ayrıca ona da buradan sevgilerimi, selamlarımı iletmek istiyorum.

Bütün diller değerlidir, sizi Danca- Türkçe şiir etkinlikleriyle biliyoruz, şiir üzerinden bakarsak iki dili de bilen biri olarak şiiri hangi dile yaslasak sırtı daha rahat eder. Bu konuda ne dersiniz bizlere?

Bu konuda yanıtım yok ama düşüncem var. Danimarka dili İngilizceden daha eski bir dil! Vikinglerin dili. Türkiye’de gündem demokrasi, geçim sıkıntısı, gençlerin geleceğini Türkiye’de görmemesi vs. Danimarka’da gündem yalnızlık, kaliteli beraberlik, kaliteli yaşam vs… Acaba hangi dile yaslansak?

Birçok şiir kitabı yayımlandı 2020 yılında da. Bize, Türkiye üzerinden okumamızı önereceğiniz ya da sizin dikkatinizden kaçmayan kitaplar diye sorsaydık, yine izlediğiniz ve özgün bulduğunuz dergi(ler) oldu mu deseydik 2020 yılında, ne derdiniz?

Türkiye yazın gündemini çok iyi takip ettiğimi söyleyemem. Çok sayıda çok iyi dergi kitaplar yayımlanıyor. Çok sayıda şiir dergisi yayınlanıyor, Danimarka’da şiir dergisi pek yayımlanmıyor. ‘Metastaz 2: Cendere Barış Terkoğlu – Barış Pehlivan’ iyi bir kitap. Geçen yıl ‘Roman Kahramanları adlı bir dergiyi ilk defa okudum, oldukça iyi bir dergi.

Yıllarca yalnızlık ve şiir hep ilişkilendirilmişti şairlerce, 2020 yılı için “yalnızlık ve şiir” ilişkisine dair ne dersiniz?

Peter Poulsen

Hüzünlü olmak değildir hüzünlü olmak,

hüzünlü olmak yabancı olmaktır,

yabancı olmak demek yalnız olmak,

yalnız olmak demekse hüzünlü olmaktır.

 

Hüzünlü olmak eskimiş sayılsa da bugün,

yalnız olmak az görünen bir şey değil.

Son olarak bize, Meriç Nehrinden Kopenhag’a UZUN BİR YOL desek neler söylerdiniz yol ve gurbeti de unutmadan.

Bizi Meriç’e getirdi yaşayabilmek sevdası, yaşamaya göz kırptı Meriç’in karşı yakası. Kimimiz çiğneyip geçtik Meriç’i, kimimizi de o sürükledi.

Hüseyin Duygu kimdir,

Edebiyat, şiir kategorilerinde eserler yazmış Hüseyin Duygu Danimarka Pen üyesidir.

Başlıca kitapları;

Danimarkalı ve Türk Şairler / Danske og Tyrkiske Digtere,

Meriç Nehrinden Kopenag’a Uzun Bir Yol olarak sayılabilir.

 

Söyleşi: Mazlum Çetinkaya

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x