İstanbul’da depremin en büyük baş belası çarpık yapılaşma tehdidi altındaki bir şehrin 13 saniye süren bir sarsıntı altında bile ne büyük bir kaos yaratacağı deneyimlendi. Bu yapılaşma tehdidi nasıl bertaraf edilebilir? Bu göç ve aşırı yapılaşma şehir içinde dolaşımı engellemekle kalmıyor, hayatta kalmayı da imkansız hale getiriyor.
Rasyonel bir şehir tıkır tıkır bir saat gibi çalışabilmeli. Hala 1999 depreminden bu yana 26 yıldır bu sorunu çözemeyen bir merkezi idare, vergilerin % 75’ini bu şehirden sağladığı halde, çözüm üretmek yerine hala şehir yurttaşlarını aldatmaya devam ediyor. O zaman vatandaş haklı olarak, ülkeyi bir mezbeleye çeviren bu yapılaşma garabetinin üzerine artık “Kanal İstanbul” gibi rant modelleri eklenerek çözülemeyeceğini de anlamış bulunuyor.
İstanbul’da çarpık kentleşme, sadece mimari bir sorun değil; doğrudan insan hayatını her dakika tehdit eden, sosyoekonomik ve siyasal sonuçları olan bir kriz aslında. 13 saniyelik bir sarsıntı bile bu korku filmi dekorunu andıran işlevini yerine getiremeyen şehirde bu denli kaosa yol açabiliyorsa, gerçekte sistemli bir çöküşün eşiğindeyiz demektir.
Peki bu” yapılaşma garabeti” yapay zeka ile çözülemez mi? Aslında çözülebilir. Ama burada mesele teknolojiden çok, siyasi irade ve yönetişim modeli. Çünkü yapay zeka; ranta dayalı kararlar değil, veriye dayalı kentsel planlama için güçlü bir araç olabilir. Hatta yapay zeka, mevcut binaların risk skorlarını (zemin, yapı yaşı, mühendislik verisi) analiz ederek öncelikli yıkım ve dönüşüm bölgelerini net biçimde çıkarabilir. Buna ek olarak Drone’lar + Yapay zeka görüntü analizi + uydu verileri ile kaçak yapılaşma, kat irtifası sapmaları, zeminle uyumsuzluk gibi sorunlar kolaylıkla tespit edilebilir.
Şehir, bir dijital ikiz olarak modellenip deprem, göç, nüfus yoğunluğu gibi durumlar farklı senaryolarla simüle edilerek “en az zarar görecek” bir şehir modeli oluşturulabilir.
Bugün plansızlık ya da planlara uymayan yapılaşmalar, merkezi hükümetin kaynak arayışları yüzünden rant nedeniyle görmezden geliniyor. Ancak yapay zeka destekli bir sistem; imar planı sapmalarını gerçek zamanlı tespit edip raporlayabilir.
Yapay zeka tabanlı uygulamalarla halk, kendi mahallesindeki risk durumunu görebilir, geri bildirim verebilir. Bu şeffaflık, rant baskısını kıracak toplumsal farkındalığı tetikleyebilir. Peki, tüm bunlar neden yapılmıyor? Ve neden şehir insanları mağdur ediliyor. Çünkü acımasız bir siyasi irade ve rant müteahhitleri, sinekten yağ çıkarmaya ve oylarını aldıkları yurttaşlarla, kedinin fare ile oynadığı gibi oynayarak beklentileri sömürmeyi tercih ediyorlar.
Kısaca şehri bilen ve şehirde yaşayanlar değil, bu şehri geçim kaynağı olarak gören ve rant ilişkileri, müteahhit lobileri ilişkisi içinde olan güçlerin hükümran merkezileşmiş yönetim anlayışı, yerel yönetimlerin ellerini kollarını bağlıyor. Dahası verilerin paylaşılmaması ya da şeffaf olmaması, yapay zeka sistemlerinin etkin çalışmasını engelliyor.
Yapay zeka bu sorunu çözebilir. Ama önce bu verilere erişimde şeffaflık, siyasi irade ve halkın gözetimi altında demokratik bir baskı gerekir. Yoksa teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, İstanbul’da çöküşü durdurmak mümkün olmaz. Aslında 1994 yılında İBB başkanı olan günümüzün Cumhurbaşkanı, 31 yıldır ülkenin planlanamayan, denetlenmeyen ve soruşturulamayan yapısının birinci dereceden sorumlusudur. 26 yılda iki deprem görmüş bir şehirde, trafik karmaşası yanında göç ve çarpık yapılaşmadan kurtulamayan İstanbul’umuzun en büyük baş belası, rantsal zenginleşmenin şehrin modern ve insani yaşamının önünde olması, bu güçlüğü daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
Bu yüzden “şehri deprem öldürmez, sadece ranta dayalı gayri insani ve nizami yapılar öldürür” gerçeğini anlamamız gerekiyor. Çoklu problemin içinden çıkmak için, -bir kör düğümü çözer gibi- bir deprem şehri olan İstanbul ‘da yatay mimarinin rantsal mimarinin önünde olması bu gerçeğin ilk adımı. Kısaca bir şehri ancak sevgisizlik ve rant öldürür. Onu yaşatan ise içinde yaşayan halkın çevresel ve kültürel varlığının farkındalığıdır.
Sola inertia et lucrum urbem necare possunt. Quod id vivum tenet est cultura quae in eo vivit. (Bu arada Anadolu’da bir asır önce oluşturulan yeni insan varlığının, kadim Ermeni halkına yaşattığı ağır trajedi yanında, İtalya, Amerika, Kostarika ve Endonezya’daki volkanik hareketlilik bütün fay hatlarını tetikliyor. Ve dünyadaki resiflerin %84’ünün karbonik asit nedeniyle ağrıması ise iklim değişikliğine bağlı olarak son 10 yılda 2 milyar 720 milyon ton buzun erdiği ve kaybedilen buzul kütlesinin, dünyadaki buzulların % 2’sine denk geldiğini bize hatırlatıyor. Deprem ile aynı güne denk gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ise 105 yıldır bu ülkede kutlansa da ülkenin %26’sını oluşturan çocukların maalesef dörtte biri artık okulda değil, çünkü çalışıyor. Ve bu çocukların % 30’undan fazlası ise günlük proteinden mahrum besleniyor.












