“Erken öten horozun başı kesilirmiş,
Bitmez tükenmez ki başın kesile kesile”
Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı bu hafta, -bizim için değil, kendileri için- her şeyi bir kenara bıraksın ve “Ağzımdan Kaçtı” filmini izlesin. Bakanların işi ve sorumluluğu çok, hepsini bir araya getirmek zor. Zaten o nedenle de pek sinemaya gidemiyorlardır, bu hem bir fırsat olur hem de konu üzerinde konuşurlar. İki okula baskın yapıldı, birinde 8 öğrenci ile bir öğretmen öldürüldü. Sonra birkaç ilde daha benzer sıkıntılar baş gösterdiyse de engellendi. Bütün yetkililer hep bir ağızdan “güvenlik” sorunu diye zaten demir kapıların ardına gizlenen okulların iyiden iyiye “büyük gözaltı”na alınmasını istedi. Okulların kapısına polis yığıldı; üniversitelerin kapısında vardı, bir de ortaokulların kapısını tutmaları istendi. Her kapıya, her koridora, her dersliğe kamera konulması için görüşler ileri sürüldü. Devletin, sanki (hatırlayanlar vardır muhakkak, zamanın İçişleri Bakanı Faruk Sükan, “nefes alışlarınızı izliyoruz” demişti yıllar önce -o günden bugüne) izlediği yetmiyormuş gibi daha da zapturapt altına alınmamız konusunda herkes hemfikir.
Filme gelince… “Ağzımdan Kaçtı”, İskoçya’da, Tourette sendromu nedeniyle “deli” olarak nitelendirilip; önce evde anne babasının, sonra da okulda müdürün eziyete varan baskı ve dayaklarına maruz kalan John Davidson’un yaşamını anlatıyor. Sokaklarda denk gelmişsinizdir; Tourette, birden bağırıp çağıran, belki şiddet gösteren kişilerde görülen bir sağlık sorunu. Akran zorbalığının nasıl bir baskı olduğunu da bilirsiniz. İşte, Davidson, tiklerinin yanı sıra aklına geleni olduğu gibi söyleyen (çoğunlukla seksist küfürlerle) bir öğrenciyken toplum dışına itiliyor. Genç Davidson, büyüdükçe bu sorun iyiden iyiye çekilmez hal alıyor. Neden sonra, arkadaşının kanser teşhisi konmuş annesi çocuğa anlayışla yaklaşıyor ve onu sağaltıyor.
Film, gerçekten çok başarılı. Oyunculuklar harika. Gerilim ve mizah dozu tam kıvamında. Hem değil mi ki, “güleriz ağlanacak halimize”. Kimi zaman kendinizi Davidson’un yerine koyuyorsunuz ve ne(ler) yapılabileceğini düşünüyorsunuz. Kimi zaman da izleyici olduğunuzun farkına varıp, kahkahalar atıyorsunuz. Onların yaşadıklarını ta yüreğinizde hissedip paramparça olmanız işten bile değil. Kirk Jones tarafından yazılıp yönetilen “Ağzımdan Kaçtı” (I Swear), duygulu, etkili ve içten bir film.
Gelelim bizdeki soruna… Polis babasının silahlarını alan (burada ilk soru: babanın neden o kadar çok silahı var) öğrenci neden psikoloji muayenesine götürülmemiş ya da psikiyatr tedavisi uygulanmamış. Okullarımızda rehberlik yeterli değil, rehber öğretmenlere hiç önem verilmiyor. Haklısınız, eğitime önem verilmiyor ki, öğretmene verilsin diyorsunuz… Böylesi katliama varan olaylar çıkınca da bildiğimiz tek şey var: Ya (cennetten çıkma) dayak ya da polisiye tedbirler. Filmde polisin Davidson tarafından nasıl eğitildiği de gösteriliyor.
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirini başa koymamın nedeni, çocuğu suçlamanın gereksiz ve yersiz olduğunu vurgulamak, başka bir şey değil. Suçlular anne babalar ve yetkililer ile yeterince eğitilmemiş toplum. Şair, şiirce şöyle bitiriyor:
“Öt ki kara dağlar allana,
Aç eller tok tarlalara çullana.”
1 Mayıs’tan başlayarak gösterimde…












