Röportaj/Gülsüm Güller
Üç çocuklu bir ailenin ikiz kızlarından biri olarak dünyaya gelen Dileda Girban 1981 Eskişehir doğumlu. Ailede hakim olan güzel sanatlar sevdası onu çocukluk yaşlarında seramik ve renklerin dünyasıyla tanıştırdı ve ilkokuldan itibaren resim çalışmaları hız kesmeden devam etti. Eskişehir Güzel Sanatlar Lisesi’nin ardından üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen Girban, burada Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünü bitirdi. Ardından Alametifarika, Üç Hüreller, Brandit, gibi reklam ajanslarında çalıştı.
Resme ve edebiyata özel ilgisi olduğunu fark ettiğinde çalışmalarına bu yönde ağırlık veren Dileda Girban ile illüstrasyonları, tasarım ürünleri ve motivasyonları üzerine konuştuk.
-Merhaba Dileda, meşhur sanatçıların yaşam öykülerine baktığımızda kiminin ailelerinin desteğiyle kiminin de onlara rağmen tutkularının peşinden gittiğini gözlemliyoruz. Sen desteklenen taraftasın. Engellenme yahut yönlendirilme ise çocukluğun şaşmaz tecrübelerinden. Senin yolculuğunun seyri nasıldı?
-Çocukluğum, tam bir özgürlük serüveni gibiydi. Dilediğim duvara, kağıtlara resim yapabilmek, koşmak gülmek eğlenmek… İç dünyamı renklerle keşfedebilme şansına sahiptim. Muhtemelen bu doğal bir yönlendirmeydi benim için. Üretmenin ve her zaman çalışmanın insan için en iyi motivasyon olduğunu öğretti. Yetenek doğuştan gelen bir olgu mu bilmiyorum ama doğru yönde yetiştirilebilmek bir şanstı. Her zaman söylediğim; ben dünyanın her yerinde yaşayabilirim. Çünkü nereye gidersem gideyim kendi iç dünyama dönebildiğim, çocukluğumu bulduğum, her zaman mutlu olduğum bir dünyam zaten var.

-Çocuk yönü ve bakışı baskın olan yetişkinlerden olduğunu düşünüyorum. Resimlerinin bir kısmı bunu oldukça net yansıtıyor. Rengarenk ormanlar içinde gerçek üstü büyüklükte hayvanların arkadaşlığına sığınanlar bazen çocuklar oluyor, bazen de çocukluğuna kaçmak isteyen büyük insanlar. Orada başka bir dünyan var senin, bunu nasıl sağlıyorsun?
-Çocuk yönüm oldukça güçlü evet. Kendi çocuklarımla çocuk olmak, onlarla resim yapmak, gülmek, eğlenmek. Çoğu zaman onların iç dünyalarından esinlendiğim de oluyor. Geceleri onları uykuya yatırırken uydurduğum hikayelerin illüstrasyonlarını yapmayı çok seviyorum. Fakat bir yandan duygusal bir derinliği de olmasına çalışıyorum. İnsanların kaçmak istediği o iç dünyalarına bir yolculuk gibi. Kendim nasıl oralara kaçabiliyorsam insanları da bir yerlere kaçırabilmeyi istiyorum.
-Çalışmaların ülkemizdeki ekseri çocuk kitapları piyasasının çok çok üstünde. Ayrıca çizimlerin de yer aldığı edebi öyküler hayli yaygınlaşmaya başladı. Hedefinde ya da hali hazırda bu tarz projelerin var mı?
-Türkiye’de çok iyi çizerlerin olduğunu görüyorum. Bu sadece benim serüvenim. İnsanlar baktıklarında kendi dünyalarından bir şeyler hissedebiliyorlarsa tam olarak istediğimi yapmış olurum. Çocuk kitabı yapabilmek çizim yeteneğinin ötesinde bir şey bence. Kısa öyküler ile çocukların eğlenebilecekleri ama aynı zamanda kendi yaratıcılıklarını da tetikleyebilecek kitaplar tasarlamayı çok istiyorum. Bir hikaye ya da resimde, çocuğun da hikayeye dahil olabilmesi için kendi yaratıcılığını katabileceği bir eser olması gerektiğine inanıyorum. Bunu hayata taşımaya çabaladığım, şekillenmekte olan bazı çalışmalarım var.

-Haklısın. Çok iyi çocuk kitabı yazar ve çizerlerimiz var. Umalım ki daha da çok olsunlar. Peki, Mavi’nin senin için en vazgeçilmez renk olduğunu söyleyebilir miyiz? Kullandığın renklerin birlikteliği iç açıcı ve genellikle neşeli bir his yaratıyor ve mavi her tablonda bir şekilde yer buluveriyor. Ancak son zamanlarda pandeminin de etkisiyle resmin daha içe kapanık bir boyut kazandı dersek doğru olur mu? Bu konuda ne söylemek istersin.?
-Mavi bir tutku benim için, denize gökyüzüne bakmadan yaşayamam. İçinde gerçek bir huzur ve hüzün taşır mavi. Bir müzik gibi uzaklardan gelen… Resimlerimde bunu yansıtmaktan çok mutlu oluyorum. Öte yandan, her sanatçı çevresinden ve yaşanılan olumsuz olaylardan elbette etkilenir. Başkalarının acıları sizin acınız, kederleri sizin kederiniz olmaya başladığında, özellikle bu pandemi döneminde renkler de çizim karakterleri de bundan etkileniyor. Duygular çok çabuk şekil alabiliyor. Bu zorlu dönem geçtiğinde belki de daha farklı bir geçiş görebiliriz.
-Farklı nesneleri boyuyorsun. Aynı zamanda kıyafet tasarlıyorum da demiştin. Bir marka oluşturma sürecinde olduğunu biliyorum. Süreç nasıl ilerliyor?
-Her şeyi boyamak, yeni bir şey ortaya koymak içgüdüsel bir duygu sanırım. Deniyorsunuz, arıyorsunuz ve sonunda buluyorsunuz gibi. İnsanlar için giymeyi isteyecekleri tasarımlar yapmaya çalışıyorum. Üzerindeki desen ile kendilerinden bir parça bulabilmelerini sağlamak. Benim için kıyafetler sanatın ya da yarattığım eserlerin günlük hayata yansıtılmasının en temel yolu, bu sebeple çalışmalarımın tamamlayıcı son unsuru olduğunu düşünüyorum. Üretim için çalışmalarımız sürüyor, bu alanda en büyük zorluk, eserin ruhunu kaybetmeden kumaşa, kıyafete yansıması. Bunu başarmaya çalışıyorum.

–Ben de kolaylıklar diliyor, bu keyifli sohbet için teşekkür ediyorum. Üretken ve neşeli günlere diyelim.
-Teşekkür ederim, benim için de çok keyifliydi.
(Dileda Girban’ın daha fazla çalışmasını görmek ve iletişime geçmek için dileda_art instagram hesabını takip edebilirsiniz.)













keşke üzerine tıklayınca resimleri daha ayrıntılı görebilsek.çok keyifli hoş muhabbetli bir söyleşi olmuş?
Tesekkur ederim. Dilerseniz instagramdan iletisime gecebilirsiniz.