Distopik kurgularda, hayal ettiğimiz mutlu gelecek yerine karanlık bir dünya karşılar bizi. Duyguların olmadığı, değerlerin yok edildiği, özgür iradenin sıfırlandığı, egemen gücün korku saldığı bir dünyadır bu.
Ne yazık ki distopik kurgularda anlatılanların çoğunu yaşadığımız bir dönemdeyiz. İnsanı kişilikli bir birey yapan bütün değerlerin yıkıldığı, toplumsal yozlaşmanın had safhada yaşandığı; sömürünün, adaletsizliğin korkunç boyutlara ulaştığı bir düzenin tutsağıyız.
Asla içinde olmak istemediğimiz bu düzende sokak ortasında bir kadını bıçaklayan adam tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken adalet yolunda yürüyen öğrenciler uydurma gerekçelerle tutuklanıp kötü muameleye maruz kalabiliyor. Düzenden yanaysanız ettiğiniz hakaret, küfür yanınıza kâr kalırken düzene karşı söylediğiniz her söz gözaltı nedeni olabiliyor. İnsanların hukuksuz olarak içeri alındığı yetmiyormuş gibi avukatın avukatı gözaltına alınabiliyor.
Kurgusal bir alıntı bile yeni adalet anlayışında tehdit unsuru olarak görülüp tutuklanmaya yol açabiliyor. Durum böyleyken yarın öbür gün söylediğimiz şarkı, izlediğimiz film yüzünden başımıza bir şey gelse hakkımızda adil bir karar verileceğine güvenebilir miyiz?
Ne düşünüp düşünmeyeceğimizi, neyi söyleyip söyleyemeyeceğimizi baskı altında tutup sürekli uyumamızı isteyen iktidar, uyanıp da hak aramaya kalkışanın sırtından sopayı eksik etmediği gibi şimdi de kadının karnından sıpayı eksik etmek istemiyor.
Önce erkek futbolcular aracılığıyla kadınların normal- vajinal demeye korkuyorlar- doğum yapması gerektiğini buyurup sonra da bu hadsiz yaklaşımın normalliğini savunan iktidar, kadın bedeni üzerinden elini çekmiyor. Bir yandan çocuğu olmayanın aile değil, anca karı koca olacağı yönünde ahkâm keserken öte yandan çocuğa bakma yeterliliği olmayanlara üçer beşer çocuk yapmalarını salık veriyor. Çocuk yapmak üremekten ibaretmiş gibi.
Daha doğar doğmaz çetelerin kurbanı olan, bir kereden bir şey olmaz deyip görmezden gelinen, acımasızca katledilen, hukuksuzluğa mahkûm edilen, geleceği çalınan çocukların olduğu bir ülkede çocuk sahibi olmak, onu en iyi şekilde yetiştirmek sanki çok kolay.
Kaynakları hızla tüketilen, ekonomisi kötü bir ülkede işsizlik yaygınken, her dört gençten biri eğitimde ve istihdamda yer almazken, iş bulamayıp intihar edenler varken birilerinin çıkıp da aile üzerine konuşması gündemi bulandırmaktan başka bir niyet taşımıyor.
Bu arada Kanal İstanbul güzergâhında, Sazlıdere’ de devam eden TOKİ inşaatının durması için tebligat gönderen İSKİ Genel Müdürü başta olmak üzere 47 kişi gözaltına alınıveriyor. Ranta karşı durmak bir kez daha cezalandırılıyor.
Böyle bir ülkede var olma savaşı verirken distopya okumaya gerek yok. Distopyanın âlâsını yaşıyoruz.












