Emin Şir, “Dünyanın Acemisi” adını verdiği kitabında topladığı şiirlerinde, ustalığın kibrinden uzak, acemiliğin alçak gönüllüğüne sığınarak kendisine uzatılan emaneti sahipleniyor. Her dizesi “ömrümüzün ağrılar yumağı” ile tanışmamıza işaret ediyor.
Boşuna değildir ağrının bir yalnızı seçmesi. Kendini taşıyacak olanı bilir ve seçimini yapar o. Çünkü bilir ki yalnız yaşadığı topraklardaki ağrıyı iyi tanır. Emaneti alır ve koyacağı yeri bilir;
“hep ağır bir yük gibi taşıdım yaşamayı” dizesiyle sarar onu…
Emin Şir, yalnızlığı bir giysi gibi kuşanırken, yaşadığı toprakların ağrılarını da kuşandığının farkındadır. “Dünyanın Acemisi” kitabıyla kuşandığı ağrıları bizlere emanet ediyor da diyebiliriz.
“…saklasın anıları bir deniz kabuğuna” dizesi, acemi bir yalnızın emaneti nere koyacağının habercisidir. İlerleyen sayfalarda bizi nelerin beklediğinin de…
Emin Şir, dizelerin anlamına ulaşması için okuru üç durakla sınıyor; çünkü, oysa, belki de… Durakta bekleyişin yarattığı huzursuzluğu yaşatmak istiyor olabilir. Bilmediğimiz denizin kıyılarıyla, dalgalarıyla çarpışmamızı istiyor da…
Her sayfa ülkeden, dünyadan ayrı sahneler sunuyor. Aşkın bıraktığı yükte yorgun hatıralar, çocuk çığlıklarında ülkenin kederi…
Emin Şir, nasıl yakıştırmışsa yalnızlığı, acemiliği de yakıştırıyor kendine;
“yaşadık bir ömür de ne olmuş, ola ola dünyanın acemisi olmuşuz” dizesiyle acemilikte ısrarı, öğrenmenin ve bilmenin sınırsızlığını, ustalığın bir durağanlık, acemiliğin ise hareket halinde olanı işaret ettiği için çizgiyi göz hizamıza taşıyor…
Zaten şiir de bunun için yok mu, ağrılarımızı, aşklarımızı, hatıralarımızı, dünya hallerimizi saklamak için kelimeler serpmek kağıtlara…
Emin Şir
Dünyanın Acemisi
Şiir
H20 Yayınevi







