Başak Sayan’ın dördüncü romanı Nigâhdar İnkilap Kitabevi tarafından yayımlandı. Sayan bu kez okurunu bambaşka bir kurguya götürüyor. Yazar romanında, Hallac-ı Mansur’un hikâyesinden günümüze, tasavvufun dinler üstü bir kavram olduğunu anlatırken, felsefe ve mistik öğelerin yanı sıra bilimsel ve tarih bilgileriyle de okurun hafızasını tazeliyor.
Günümüzdeki pek çok tarihi roman, tarihsel kurgularla karşımıza çıktı… Kimi romanlar hakkını vermiş, kimileri de yazılmasa da olurmuş dedirtti. Yine önümde tarihsel kurgularla yazılmış bir roman duruyor: Nigâhdar…
Başak Sayan bu kez okuyucularının karşısına farklı bir kurguyla çıkıyor. Bizi geçmişin karanlığında, aydınlanmanın mümkün olduğunu anlatan bir dönemden günümüze bir sırrın peşinden, iz sürdürüyor. Üstelik büyük cümleleri var yazarın: Sen Ne Doğdun Ne De Öleceksin! Bir Beden Olmadığını Anladığında En Büyük Hakikati Keşfedeceksin!
Kitap MS 922 ile başlıyor. Bağdat’tan… Hallac-ı Mansur’un hikâyesinden. Dönemin karanlığında En-El Hak diyen bir dervişten… Hallac-ı Mansur’un kayıp risalelerin peşinden günümüze odaklanan romanda güç odakları risaleleri koruyan Nigâhdarların peşindedir. Bu Nigâhdarlardan biri de İstanbul’da yaşamaktadır. New York merkezli güç odakları Nigâhdar için harekete geçer; kimileri için artık hayat normal olmayacaktır.
Columbia Üniversitesi’nde atom fiziği okuyan Şirin kendi hayatına dair sır perdesini kaldırmak için İstanbul’a gelir… Bütün hayatının bir yalan üzerine kurulduğunu öğrendiğinde kendini ölüm kalım savaşının içinde bulur; yalnız değildir bu yolda, Prof. Algan Ataman’la kesişir yolları. Kendilerini kayıp risalelerin peşinde bulurlar.
Şirin ve Algan gerçekleri ortaya çıkartmak için geçmişten günümüze dinleri derinden etkileyecek o büyük sırrın gizemine kapılmış, çözmek için de büyük bir mücadeleye girmişlerdir. Bu mücadelede sadece görünen güçlerle değil, küresel gücün oyunlarıyla da baş etmek zorunda kalacaklardır…
Asırlardır gün yüzüne çıkmayan bu kayıp risalelerdeki sır hem güç odaklarının dengesini bozacak hem de egemen dinlerin yüzlerce yıldır süren saltanatını sarsacaktır. Peki, sırlar bulunacak mı? Egemen güçler ve dinler dünyaya hâkim olmak için sırrı ele geçirecekler mi? Bu sırrın günümüze yansıması nasıl olacak?
Roman geçmişteki dinlerin varlığından, Hallac-ı Mansur’u ipe götüren gücün aslında günümüzde de farklı tezahürleri olduğunu, iyiliğin ve kötülüğün mutlak olmadığını karakterler üzerinden ince dokunuşlarla anlatıyor…
Nigâhdar, İstanbul, Bağdat, New York üçgeninde zaman zaman felsefe ve bilimle, zaman zaman da tasavvuf ve dinle yoğrulmuş, polisiye roman heyecanıyla “evet hakkını vermiş bir roman” dedirtti…
Hem Hallac-ı Mansur’u bir roman içinde bilmek isteyenlere hem de dinleri ve bilimi tartıştıracak kadar cesur cümlelerin altını çizmek için Nigâhdar Başak Sayan’ın güçlü romanlarından biri…











