Ekonomide döngüsel krizler

Kapitalizmin varoluşundan itibaren doğasından kaynaklanan döngüsel ekonomik krizler aynı zamanda kapitalist sistemin kendini devrimcileştirip ayakta kalmasına da hizmet ederler. Krizler sayesinde sıkılan kemerler esasında işçi sınıfının daha da yoksullaşıp kapitalist burjuva sınıfının daha da zenginleşmesinden başka bir şey değildir. Sermaye daha da çok tek ellerde yoğunlaşır ve toplaşır. Her kriz sonrası kapitalist sınıf içindeki çürük elmaları temizledikten sonra daha da varsıl hale gelir. 
 
Oxfam’ın raporları, birkaç yıldır bu eşitsizliğin arttığını ayrıntılarıyla anlatır. “2010’da 388 milyarder, dünya servetinin yarısına sahipti. 2014 yılı ‘Eşit Hale Getirin’ raporu, 2013 yılına kadar bu rakamın 85’e düştüğünü gösterdi. Şu anda altmış iki. Büyük harflerle yazacak olursak bu altmış iki kişi 3,600,000,000 kişi değerindedir.”
 
Çok zengin bu kulüp, şu anki gidişatta, 2020 yılında daha da azalacak gibi görünüyor, karınlarını doldurdukları daha fazla parayla. Hani sorabilirsiniz, bir kişi hangi sürede dünyanın yarısının servetine sahip olabilir?
 
2008 krizi sonrası artık hiçbir makroekonomik veri yanılmaz değildir. Dünyadaki tüm ekonomistlerin kabul ettiği “daima bir sonraki kriz vardır” gerçeğidir. Ve krizin olduğu her ülkede de kemer sıkma politikaları kaçınılmazdır. İster merkez ülkeler ister periferdeki ülkeler olsun emekçi kesimlere krizden çıkmanın faturası kemer sıkma paketleri olarak dayatılır. Süreç içinde hangi kesimden olursa olsun politikacılar ve partiler “toplumsal” olarak değil “sorumlu” olarak davranarak harcamak ve ister ekonomi çöksün ister batsın serveti aşağıdan yukarıya transfer etmek mecburiyetindedir.
Dünya savaşı sonrası yenilenen kapitalizm, yarattığı kimlik politikaları, bazı “sivil toplum kuruluşları”, yeni tüketim alışkanlıkları, hazcılık, serbestleşme, kuralsızlaştırma, özelleştirme ve 2000li yıllardan sonra ortaya çıkan “prekarya” denen bilişsel/teknoloji sektöründe çalışan yeni bir işçi sınıfıyla yeni pazarlar, yeni sermaye birikimleri, yeni pazarlama teknikleri, devasa şirketler ve tarihte eşi benzeri görülmemiş bir üretim ve tüketim çılgınlığına yol açtı. Tüm bunların toplamı neo-liberal küresel politikaları oluşturdu. Fakat 2008 krizi sonrasında kapitalist sermaye çıkış yolu olarak gördüğü karşılıksız ve sınırsız para basıp piyasalara sürmenin -diğer bir deyişle finans kapital canavarı yaratmanın- bir kurtuluş olmadığını deneyimlemesine rağmen politika yapıcılar hala karşılıksız para basıp çürük tahviller ihraç etmekten bir türlü vazgeçmiyorlar. Şu anda Corona virüs sebebiyle yaşanılan ekonomik krizden çıkmak için devasa miktarda karşılıksız para basılıp bankalara sevk edilmektedir. Aslında bu yöntem halkların daha da yoksullaşmasına yol açacaktır. Her bir sonraki kriz bir öncekinden çok daha sancılı ve acılı olacaktır.
 
Günümüzün mevcut politik ekonomisinin krizden çıkış olarak sarıldığı karşılıksız para basma yöntemi ile birlikte ekonominin gün geçtikçe daha çok finansallaştırılmış doğası hükümetleri düşürebilecek, istikrar ve büyümeyi bozabilecek olsa bile eninde sonunda ister mevcut ister yerine gelecek olan yeni yönetim olsun hükümetleri emekçilerin çıkarlarına düşman politikaları takip etmeye iter. Finansal piyasalar bunu talep ederler.
 
Finansal sermaye akımları, üretken sermayeden daha hızlı, daha az tahmin edilebilir ve piyasa odaklı bir dolaşıma sahiptir. Ve de bizim gibi piyasaları yeni ve gelişmekte olan ülkelerde spekülasyona açıktır. 9 Kasım 2020, piyasalarda gerçekleşen sermaye akımlarının ne kadar hızlı değiştiğine ve tahmin edilemez oluşuna güzel bir örnektir. Böyle olduğu için de belli kesimler tarafından büyük bir vurgun vurulmaktadır. Piyasalardaki günlük hatta saatlik yüzdesel değişimler inanılmaz boyutlara ulaşabilmektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus Türkiye’nin -ve tüm dünyanın- finans kapitale yani spekülatif ve manipülatif paraya mecbur ve tutsak edilmesidir. Finans kapital Türkiye’de -ve dünyada- istediği gibi at koşturmaktadır. Merkez Bankası başkanının görevden alınması ve ekonomi bakanının istifası gibi sansasyonel kararlar bu başıboşluğa fırsat ve ortam sağlar.
Ancak bu tip krizlerden sonsuza dek kurtulmanın bir yolu var. Ezilen halkların yanında saf tutarak, fikir özgürlüğü ve adil paylaşımın olduğu, demokratik ve sosyalist bir devrimi hep birlikte kucaklamak. Bu kadar basit…

Mustafa Kumanova
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x