Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı

Erdoğan’ın belli maliyetleri göze alarak bir “bahar” aralığı yaratmaya çalıştığı ve bu aralıkta bir baskın seçim yaparak ihtiyacı olan seçmen güvenini almayı amaçladığı anlaşılıyor.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası ile Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuklarına yeni isimleri oturtması, su alan iktidar gemisinin batmasını önleme ve erken seçime taşıyabilme amaçlı.

Daha 16 ay önce Merkez Bankası başkanlık koltuğuna oturttuğu ve sözünden çıkmayacağından emin olduğu Murat Uysal’ı makul bir gerekçe göstermeden koltuğundan alan Erdoğan, buraya hiçbir bankacılık deneyimi olmayan ama Erdoğan’a sadakati yüksek eski maliye bakanlarından Naci Ağbal’ı oturttu.

Damat Berat Albayrak ise Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan devlet geleneğinden uzak, arabesk bir üslupla ayrıldı. O sosyal medya üstünden “İstifa ettim” derken Saray istifa değil, görevden af talebinin kabul edilmesi şeklinde yine arabesk bir karşılık verdi. Bu koltuğa da bir başka sadakati yüksek AKP’li, eski Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan getirildi.

Kadro değişimleriyle kolayca dengelenemeyecek sert bir türbülans yaşayan Türkiye ekonomisi, birikmiş yapısal sorunlara kurumsal devlet aklı yerine “tek adam aklı” ile çözüm ararken gemiyi kayalara bindirmek üzere.

İlk 10 yılda dışarıdan bol dış kaynak kullanmanın rehaveti izleyen yıllarda bulunamazken, bunun yol açtığı iki haneli enflasyonu, Erdoğan’ın faizleri düşük tutarak düşürme ısrarı, sorunları içinden çıkılmaz hale getiriyor. Tek adam rejimine geçiş tarihi olan 24 Haziran 2018 sonrasında büyüyen sorunlar karşısında iktidar hata üstüne hata yaptı. Yabancı yatırımcılar ürkütüldü, sermaye kaçışı hızlandı. Yaratılan ağır işsizlik ve yoksulluk, iktidara 2019’da yapılan yerel seçimlerde büyük kayıplar verdirdi. Şimdi Erdoğan’ın tek amacı, seçmen tabanındaki bu erimeyi durdurmak, seçmeni konsolide etmek. Ekonomi de iç ve dış politika da AKP’deki seçmen erozyonunu durdurma amaçlı şekillendiriliyor. Hedefin bir baskın seçimle seçmen güvenini yeniden kazanmak olduğu görülüyor.

Erdoğan öteden beri amaçladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne kavuştu. Ancak, “tek adama” olağanüstü yetkiler tanıyan sistem ile hükümet etmek beklendiği gibi kolay olmuyor. Sistemin rasyonelliğinden kuşku duyan yabancı finans çevreleri zaten cazibesini birkaç yıldır yitirmiş olan Türkiye ekonomisine yatırımı durdurup hatta içerideki yatırımlarını sonlandırmaya başladılar. ABD ile rahip Brunson krizinin eklediği sert döviz türbülansı da yeni sistemi daha ilk aylarında bir kriz konjonktürüne soktu. Ekonomide daralma, seçmen memnuniyetsizliği yarattı ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde AKP, İstanbul ve başkent Ankara olmak üzere büyük kentlerde yerel iktidarı kaybetti.

Bu moral bozukluğunu aşmak hedefiyle Erdoğan ekonomide yeniden bir büyüme patikası yaratmak için faizleri ucuzlatarak iç pazarı canlandırmak istedi. Faizlere ayak bağı olarak gördüğü Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı Temmuz 2019’da görevden uzaklaştırarak uyumlu bir isim olarak gördüğü Murat Uysal’ı bu koltuğa oturtan Erdoğan, izleyen aylarda dilediği gibi bir para, hatta kur politikasını uygulattı. Faizler hızla düşürülürken döviz kurları da Merkez Bankası rezervleri kamu bankaları üstünden piyasaya verilerek bastırıldı. Dolar fiyatının 7 TL’ye çıkmaması için piyasaya verilen döviz tutarının 120 milyar doları aştığı, bu açığın da swap anlaşmalarıyla, yani kiralık tahta bacaklarla kapatılmaya çalışıldığı görüldü.

Sürdürülmesi pek mümkün olmayan bu politika, iki çeyrek yıl büyüme sağladıysa da pandemi şartlarında, 2020’nin ikinci çeyreğinde milli gelirde yüzde 10’a yakın daralma ile kesintiye uğradı. Mart-mayıs kapanma döneminin ardından karar verilen erken açılma, hem pandeminin yeniden tırmanışına hem de ekonomide kısa bir canlanmanın ardından yeni türbülanslara yol açtı.

Erdoğan, özellikle ekim ayında hızlanan döviz tırmanışı karşısında çaresiz kaldı ve toplumsal homurtuları, dinci ve milliyetçi hamlelerle de yatıştıramayınca kadro değişiminde umut aradı. Ürkerek faizlerin artırılması gerektiğini ima eden Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal günah keçisi seçildi ve 7 Kasım Cumartesi günü görevden alındı, yerine eski maliye bakanlarından Naci Ağbal getirildi.

Erdoğan’ın yeni sisteminde Strateji ve Bütçe Başkanlığı görevini yürüten Ağbal’ın hiçbir bankacılık deneyimi olmaması, “liyakatten uzak bir atama daha” şeklinde eleştirilere hedef oldu. Kulislere göre Erdoğan’ın yeni sisteminde en önemli koltuklardan Hazine ve Maliye Bakanlığı’na oturtulmuş damadı Berat Albayrak, Ağbal’ın atamasını onaylamadı ve istifasını verdi. Devlet geleneğine uymayan, daha çok bir aile içi kavgayı andıran bu ayrılığa Erdoğan karşı çıkmadı ve yerine eski Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan’ı getirdi.

Erdoğan rejimine, iç ve dış ekonomik aktörlerce duyulan güvensizliğin aşılmasına bu atamalar yardımcı olacak mı bilinmez ama bu, Erdoğan’ın beklentilerinin başında. Atamalar sonrasında bile Türkiye’nin risk primi (CDS) 460 idi. Aynı kümede yer alan ülkelerden Meksika’nınki 102, Brezilya’nınki 167, Endonezya’nınki 171. Yine atamalardan sonra döviz kuru belli inişler yaşasa da anlamlı gerilemeler göstermedi.

Yeni Merkez Bankası Başkanı Ağbal 19 Kasım’daki para kurulu toplantısına kadar faizlere dokunulmayacağını söyledi. Bu, bazı kesimlerce bir faiz artış taahhüdü gibi algılansa da anlamlı bir faiz artışının gerçekleşmemesi daha muhtemel ve bunun döviz fiyatlarına etkisinin ne olacağı merakla bekleniyor.

Tahminler o ki Erdoğan kurumsal devlet aklını kullanacak bir sistemi dışladığı için atamalar pek bir şeyi değiştirmeyecek ve Saray aklı, “tek akıl” yine hâkim olacak, yanlışlarda ısrar sorunları büyütecek ve geminin kayalara bindirmesi riskini artıracak.

Tüketici enflasyonu yüzde 12’de seyrederken, dar tanımlısı yüzde 13,2, geniş tanımlısı (gerçeği) yüzde 30’u bulan işsizlik azalmak yerine tırmanışta. Merkez Bankası brüt rezervleri, önümüzdeki 12 ayda çevrilmesi gereken 181 milyar dolarlık dış borcun ancak yüzde 46’sına yetiyor. Ocak-eylül dönemi cari açığı 28 milyar doları buldu ve çıkan sermayeye ek olarak kayıt dışı sermaye çıkışlarının Merkez Bankası rezervlerini 43 milyar dolar erittiği anlaşıldı. Dövizde tırmanışın yerini gerilemeye bırakması çok zor. Pandemide yükselen ikinci dalganın Erdoğan rejimine hiç de yardımcı olmayacağı çok açık. ABD’de iş başına gelecek Biden yönetiminin Erdoğan’a ne sürprizler hazırladığı ise henüz bilinmiyor.

Göz önündeki bu katı gerçeklere karşılık Erdoğan’ın belli maliyetleri göze alarak bir “bahar” aralığı yaratmaya çalıştığı ve bu aralıkta bir baskın seçim yaparak ihtiyacı olan seçmen güvenine kavuşmayı amaçladığı açık.

Bu baskın seçim hedefi, sadece belli kadro değişiklikleri ile evinin içini düzenlemeyi değil, giderek bir blok haline gelen muhalefeti etkisizleştirmek, üçüncü büyük parti HDP’yi seçimlere sokmamak, seçim konjonktüründe muhalif medyayı susturmak gibi niyetleri de içeriyor. Erdoğan’ın manevra alanı giderek daralıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x