Kibirden mi?
Pek değil, daha çok psikolojik bir durum.
Bir yandan daha iyi olmayı, gelişmeyi isterken diğer yandan olduğumuz gibi kabul edilmeyi bekliyoruz. Biri hatamızı söylediğinde kendi hakkımızdaki “iyi, doğru, başarılı…” olduğumuza dair inancımız sarsılıyor. Eleştiriden değil, o eleştirinin kendilik algımız üzerinde yaratacağı etkiden korkuyoruz. Bu yüzden gardımızı alıveriyoruz.
Eleştirilmek, sadece bireylerin değil; iktidarların da korkusu. Bizde olduğu gibi.
İktidar; kendisi için yarattığı kusursuz(!) kimliğin yaşanan her kötü olayda, hukuksuzlukta, yolunda gitmeyen ekonomi karşısında hasar görmesinden o kadar korkuyor ki sürekli yenisini eklediği eleştiri yasaklarıyla “kusursuz güç” imajını korumaya çalışıyor. Yöneltilen eleştirileri, sistemi düzeltme fırsatı olarak görmek yerine sansürleyip gerçeği inkâr etmenin bir yolu olarak görüyor.
Yeni bir refleks değil bu. Eleştiri karşısında gücü elinde tutanın tavrı değişmiyor.
Bugün saniyeler içinde internete erişimi kısıtlayıp yayın durduran refleksin; askeri vesayetin puslu günlerinde matbaaları mühürleyen, gazeteleri kapatan, televizyon ekranlarını karartan refleksten bir farkı yok.
Kadına şiddetten çocuk istismarına, maden ve deprem facialarından yüreğimizde yara açan her acıya anında yayın yasağı getirenlerde bir telaş, bir telaş…
Televizyon kanallarına kesilen para cezaları, yayın durdurmalar, gazetecilerin ve sosyal medya kullanıcılarının hükümet ve yargıya yönelik eleştirileri nedeniyle soruşturma ve kovuşturma kıskacına alınmaları hep aynı çabanın ürünü: İktidarın hatalarını, eksiklerini, yetersizliklerini görünmez kılmak.
İşin aslı, ortada ciddi bir kan kaybı var.
İktidar, kan kaybını durdurabilmek için korku saçıyor. Tükenen gücünü toplumu sindirerek toplamaya çalışıyor.
Ama güneş balçıkla sıvanmıyor.
Üzeri yasaklarla örtülen gerçek, yaşadığımız yapısal çürümeyi bir türlü görünmez kılmıyor.












